top of page

Yusuf İslam, Namı Diğer: Cat Stevens

6 Eki
4 dakikada okunur

21 Temmuz 1948 yılında İngiltere’de doğdu. Kıbrıslı bir babanın ve İsveçli bir annenin üçüncü çocuğudur. Asıl adı: Steven Demetre (Dimitri) Georgiou’dur. Müslüman olduktan sonra adını Yusuf İslam olarak değiştirmiştir.


Sekiz yaşında iken annesi babasından ayrıldı. Annesi Yusuf İslam’ı yanına alarak İsveç’e döndü. Yusuf İslam 16 yaşında iken okuduğu okulu bıraktı. Bir daha okula gitmedi.


1966 da İlk müzik parçasını 18 yaşında yaptı: ”I love my dog” (Köpeğimi seviyorum.) başında 19 yaşında iken ‘Tüberküloz’ (verem) hastalığına yakalandı. Aylarca hastanede yattı. Sonra iyileşti.


Henüz 22 yaşında iken, 1970’ yılında yaptığı ‘Laydy D’arbanville’ adlı parçasıyla şöhretin zirvesine tırmandı. 1977 de Müslüman oldu.


Yusuf İslam İlk olarak 1988 de Türkiye’ye geldi.


1988 yılının Temmuz ayında Yusuf İslam, Ahmet Kot arkadaşımızın daveti üzerine Türkiye’ye geldi. O tarihte kırk yaşlarındaydı. Birkaç gün İstanbul’da Ahmet Kot ’un misafiri oldu. Ben o tarihte Eskişehir’de, Türkiye Zirai Donatım Kurumu Bölge Müdürü olarak görev yapıyordum. Sevgili Ahmet Kot beni telefonla arayarak Yusuf İslam’ı Ankara’ya götüreceğiz. Müsait olursan sen de gel dedi. Yusuf İslam’ı Ankara’da Türkiye Yazarlar Birliği’nin misafiri olarak ağırladık. Ankara’da iki gün kaldı. Birlikte Çubuk Barajı’na pikniğe gittik. Elinden Kuran hiç düşmüyordu.


 Bir akşam; o günkü Türkiye Yazarlar birliği Genel Sekreteri ressam - mühendis Sadık Kınıkoğlu’nun evinde yemek davetindeydik. Hep birlikte yer sofrasına oturduk. Yirmi kişi kadardık. Yemeğe başlamadan önce bir tanışma faslı yaptık ve başladı herkes kendini tanıtmaya. Sıra Yusuf İslam’a geldi. O İngilizce söyledi, biz Türkçe anladık:


“Ben Yusuf İslam, İlkokul öğretmeniyim. Londra’da bir ilkokulun müdürüyüm. Küçük çocuklara ders veriyorum”.


Son derece mütevazı bir haldeydi. Hiç konuşmuyor, konuşulanları dinliyor, sorulan sorulara kısa kısa cevaplar veriyordu.


Ertesi gün öğleden sonra Kızılay’da TOBB’un konferans salonunda Yusuf İslam’ın vereceği konferansa katıldık.


Konferans Salonunda


Türkiye Yazarlar Birliği’nden bir gurup arkadaş Yusuf İslam’la birlikte Konferans salonuna girerken TRT’den bir bayan muhabir, Yusuf İslam’a yaklaşarak İngilizce ”Well come to Turkey mister Cat Stevens” deyince Yusuf İslam’ın tepkisi sert oldu TRT muhabirine.” No” dedi. “I’m not Cat Stevens, I’m Yusuf İslam, My name is Yusuf İslam” dedi ve yoluna devam etti. Bu kez TRT muhabiri bayan iyice şaşırdı ve soruyu sorduğuna pişman oldu. Konferansa katılmadan salonu terk etti. Cat Stevens, Müslüman olmazdan önceki takma adıydı.


Nasıl Müslüman Oldu


Konferanstan sonra soru cevap faslında, bir dinleyici Yusuf İslam’a nasıl Müslüman olduğunu sordu. O da anlattı: O İngilizce söyledi, Ahmet Kot tercüme etti:


“Çok değişik ülkelerde konserlere gidiyordum. Bir gün hastalandım ve hastaneye yattım. Hasta yatağımda vakit geçsin diye kitap okuyordum. Bir gün kardeşim bana bir kitap getirdi. O güne kadar hiç görmediğim bir kitaptı bu. Kapağında ‘Holy Kur’an’ yazıyordu. Kitabı baştan sona bir roman gibi okudum. Beni çok etkiledi. Hemen yazarı kim diye baktım. Bu kitabın yazarı yoktu. Bu durum beni daha da etkiledi. Acaba Hz. Muhammed mi? diye düşündüm. Değilse kim?


Kitabı bana getiren kardeşim ikinci kez hastaneye ziyaretime gelince, ona bu kitabın yazarı kim dedim. Bu kitabın yazarı yok dedi. Hz. Muhammed mi dedim. Yok dedi. Bu, Kur’an’dır. Elindeki de Kur’an’ın İngilizce mealidir. Bunun aslı Arapçadır. Buradaki sözler, Melek Cebrail vasıtasıyla Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’e Vahy olunmuştur.


Çok duygulandım ve kardeşime Müslüman olmak istiyorum dedim. Bana Kur’an’ın mealini getiren arkadaşım Müslümandı ve bana, “Bu çok kolay” dedi. Şehadet getir dedi. Birlikte şehadet getirdik: “Eşhedüenlâ İlâhe illalâh ve eşhedüenne Muhammeden Resulallah.”


İslam dinin pratik uygulamaları var. Namaz kılacaksın, oruç tutacaksın dedi. Bana namaz kılmayı öğretti.


İyileşip hastaneden çıktıktan sonra konserlerime devam ediyordum. Birçok kente, ülkeye konser vermeye gidiyordum. Namaz vakitleri gelince bir anda gözden kaybolup ibadetimi gizi gizli yapıyordum. Bu sık sık gözden kaybolmalarım, guruptaki arkadaşlarımın dikkatini çekmişti.


Bir gün bana sordular: “Ya sen belirli zamanlarda aramızdan bir bahane ile ayrılıp gidiyorsun. Bir müddet sonra tekrar geliyorsun. Söyler misin bize bu arada nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun merak ediyoruz.” Ben de artık kendimi açıklamamın zamanı geldiğine inanmıştım. Onlara dedim ki; “Arkadaşlar ben Müslüman oldum. Namaz vakitleri gelince de gidip gizlice ibadetimi yapıyorum.” Dediler ki o senin bileceğin bir iş, gizlemene gerek yok. Herkes dininde, inancında serbesttir. Bizim konserlerimizi aksatmadıktan sonra her eyleminde serbestsin. Böylece Müslüman olduğumu alenen herkese ilan etmiş oldum. Ancak zaman zaman namaz kılmayı ihmal ediyordum”.


Kıyıya Vuran Dalgalar


Bir gün, denize kıyısı olan bir kente konsere gittik. Yaz mevsimiydi. Tek başıma ekipten ayrılarak deniz kıyısına gittim ve yalnız başıma denize girdim. Yüzmeye başladım. Epey açıldıktan sonra ayağıma kramp girdi. Bir türlü yüzemiyordum. Sağa sola çırpınıyordum. Boğulmak üzereydim. Allaha yalvardım:


”Ey güzel Allah’ım, beni buradan kurtar. Söz, bir daha hiçbir ibadetimi aksatmayacağım, senin için çalışacağım.” (Oh my Good! İf you save me, I will work for you every time.) Dedim. O anda büyük bir deniz dalgası peyda oldu ve geldi beni kıyıya doğru fırlattı. İkinci büyük dalganın etkisiyle denizin kıyısına düştüm. Bayılmışım. Uyandığımda denizin kıyısındaydım ve sapa sağlamdım. O anda Rabbime şükrettim, hamt ettim ve bir daha hiçbir ibadetimi ihmal etmedim.


Namazlarımı vaktinde eda ediyordum. Allah’a ve onun dinine bütün kalbimle inanıyordum.


İnandığım dinimin dili Arapça idi. Bu dili kaynağından öğrenmek için Arabistan’a gittim. Arapçayı öğrendim. Şimdi, kutsal kitabımız olan Kuranı Kerimi, aslından okuyorum. Anlamaya çalışıyorum. Her okuduğumda da yeni yeni anlamlar keşfediyorum.”


Salondaki dinleyiciler onu can kulağı ile dinliyordu. Kendisi bu konuşmasını İngilizce yapıyordu. Ahmet Kot Türkçeye çeviriyordu. Konuşması zaman zaman alkışlarla kesiliyordu.


Kendisini iki gün Ankara’da misafir ettik. Çubuk barajına götürdük. Orada açık havada bir piknik yaptık. Üzerinde yakasız, koyu gri bir entari, sırtında bir deri mont, başı sarıklı ve bağlıydı. Sakalları ve saçları gür ve simsiyahtı. Yüzü, pırıl pırıl, her an gülümseyen nurlu bir çehresi vardı. Gözler sürmeli gibi simsiyah ve parıltılıydı.


Fizik olarak da çok güzel bir insan vardı karşımızda... Kim bilir belki de bu yüzden adını Yusuf olarak değiştirmişti.


Kendisi, Kıbrıslı bir Rum ailenin çocuğuydu. Babası, çalışmak için Kıbrıs’tan kalkıp Londra’ya geliyor. Yusuf İslam Londra’da doğuyor ve orada büyüyor. Kısa bir zamanda müzikte zirveye ulaşıyor. O dönemin gençliği ona çılgınlar gibi bağlanıyor. Konserlerine gidenler ona ulaşmak için adeta biri birlerini çiğniyorlar. Gömleğini yırtıp ondan parçalar koparıyorlar, hatıra olarak saklıyorlar.


Yusuf İslam, öyle bir şöhretin zirvesindeyken İslam’a giriyor. Şöhreti, parayı terk edip Londra’daki okuluna dönüyor. Orada çocuklarla meşgul oluyor.

Yusuf İslam, adı Faize Mübarek olan Müslüman bir hanımla evleniyor. Bu evlilikten altı çocuğu oluyor. Bugün için 78 yaşındadır. Londra’daki okulunda çocuklara İslam’ı öğretiyor.


**Fotoğraf, Yusuf İslam, 40 yaşında, TYB Genel Merkezinde, Ankara, Mayıs, 1988


Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Ekim 2026 , 1129. sayısında yayınlanmıştır.            

bottom of page