top of page

Kimliğim, Özgün Varlığım

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 6 Tem 2025
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 3 Eyl 2025


                

Kimliğim, beni hiç kimseye benzemez kılan özgün varlığımdır. Kendime ait özel bir ismim var.


Benim soy kütüğüm; babam, dedem, babamın babası, dedemin dedesi, geriye doğru giderek ilk insana, Âdem’e ulaşır. Ben, Âdemoğlu Hazreti İnsanım.


Âdemi yaratan Allah, ona bütün eşyanın isimlerini öğretti. (Kuran: 2/31) Âdem dilsiz değildi. Havva’yla konuşuyordu. Konuştuğu güzel bir dili vardı.


Kimliğim, özgündür. Ben hiç kimseye benzemem. Hiç kimse de bana benzemez. Ben hür ve özgün olarak yaratıldım. Özgürlüğe aşığım. Ona, su kadar, hava kadar ihtiyacım var.


Ben; bir yetmiş bir boyunda, erkek, buğday tenli, karakaş, karagöz, kıvırcık saçlı bir beni âdemim. Hanım’dan doğma, Halil Efendi’nin oğluyum. ‘Tarifsiz kederler içinde’.


Şu an için, Anadolu denilen bir coğrafyada yaşıyorum. Bu coğrafya, Asya ile Avrupa kıtasını biri birine bağlayan bir köprü hükmündedir. Yeryüzünün çok önemli kilit coğrafyasıdır.


Yerel olarak Urfalıyım. Burası, Hz. İbrahim’in doğduğu yerdir. Devrin putperest hükümdarı Nemrut’a başkaldıran, put hanedeki putları elindeki baltayla kıran Hz. İbrahim’in milletindenim.



İbrahim, İbrahim

İçimdeki putları kıran kim

Elindeki baltayla

Asaf Halet Çelebi



Yukarı Mezopotamya’da, verimli Harran ovasının tam ortasındayım. Sağımdan ve solumdan, suyu bol Fırat ve Dicle akar. Bu iki nehir arasındaki topraklar, aynı zamanda Arz-ı Mukaddes’tir.


Ben bu kadim şehirde doğdum. Handiyse insanlık tarihinin başladığı şehir, bu şehirdir.


Doğduğumda, kesilen göbek bağımın gömüldüğü toprak burasıdır. Ben bu toprakların yerlisiyim. Babam da buralı, dedem de dedemin dedesi de…


Vatanım; bütün bir yeryüzü, milletim nevi beşer, bütün bir İnsanlık ailesidir. Sınırları, tel örgüleri, çitleri, yüksek duvarları sevmiyorum. Ayrımları, ayraçları, parantezleri sevmediğim gibi…


Ben, düşününce evrensel düşünüyorum. Evrensel olan ilkeleri benimsiyorum. Bu açıdan bakıldığında, evrenselim ben.


Şimdi ben, Türkçe yazıyor, Türkçe konuşuyor, Türkçe düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında ulusalım, yerliyim ben. Urfa’da merkezde Türkçe, Kürtçe, Arapça konuşulur. Babam Urfa çarşılarında esnaf olduğundan bu üç dili gayet güzel konuşurdu.


Şu an itibarıyla yeryüzünde yaşayan sekiz milyar insan, yedi bin ayrı dil ile konuşuyor.


Her konuşulan dile ait binlerce, yüz binlerce kelime var, söz var. Meramımızı ifade etmek, düşündüğümüzü anlatmak için kullanılıyor bu kelimeler, bu sözler.


Her bir varlığın, her bir eşyanın ayrı ayrı kendine ait isimleri var, özellikleri var.


Bu, çokluk âleminde (kesret), olağanüstü bir zenginlik, olağanüstü bir güzellik ve renk var.


Şu anda yeryüzünde yaşayan, sekiz milyar benim gibi, senin gibi insan var. Ve fakat hiçbirinin başparmağının izi, bir diğerine benzemiyor. Hiçbirinin yüzü, gözü bir diğerine benzemiyor. Her biri, tek tek özgün bir kimliğe sahiptir. Ne müthiş bir yaratılış ne müthiş bir varoluş…


Ekvator çizgisinde yaşayanların derisi aşırı sıcaktan simsiyah kesiliyor, kutuplarda yaşayanların derisi soğuktan bembeyaz oluyor.


Afrika’da yaşayan bir kız çocuğu, on üç, on dört yaşında buluğa eriyor. İsveç’te yaşayan bir kız çocuğu, on dokuz, yirmi yaşında buluğa eriyor.


Coğrafyanın; insan karakteri, fiziği ve fizyolojisi üzerinde önemli ve belirleyici bir etkisinin olduğuna inanıyorum. Bu ilmen de İspatlanmış bir gerçekliktir. Yani, ‘Coğrafya kaderdir’. (İbn Haldun)


Yeryüzüne ve gökyüzüne, bu muhteşem tabloya baktığımız zaman, yüce yaratıcının sonsuz büyük olduğunu kavrıyoruz, idrak ediyoruz. (Alla hu Ekber, Kebira.)


O; görünen ve görünmeyen âlemin, makro kozmosun da mikro kozmosun da yaratıcısıdır, sahibidir. O, âlemlerin rabbi olan Allah’tır. O tektir, eşi, benzeri yoktur. (Amenna)


Ben, Müslümanım. İnancım; kimliğimin, kişiliğimin ayrılmaz ve kopmaz bir parçasıdır.


Kur’an, benim kitabımdır. Onun, bin dört yüz yıldır hiç değişmeden bu günlere geldiğine inanıyorum. O; ‘içinde hiç şüphe olmayan bir kitaptır, kıyamete dek korunacaktır’. Kuran’ın ilk suresi Fatiha’dır. Fatiha, açılış demektir.


Dinim, İslam’dır. İslam, barış demektir, esenlik demektir. Allah indinde din İslam’dır.


Yol göstericim, Hz. Muhammet’tir. O, sözüne güvenilir, emin bir insandır. O; habercidir, müjdecidir, uyarıcıdır, yol göstericidir. Onun bütün sözlerine ve söylemlerine inanıyorum. Ne söylemişse doğru söylemiştir. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar gelmiş ve görevlendirilmiş olan bütün Mürsellere, Nebilere, yol göstericilere, uyarıcılara inanıyorum.


Görünmeyen varlıklardan Meleklere de inanıyorum, Cinlere de. Melekler nurdan, cinler dumansız ateşten yaratılmıştır.


Meleklerin büyüklerinden Cebrail, Hz. Muhammed’e Mekke’de Nur Dağı’nda, Vahy yoluyla Kur’an’ın İlk emrini getirdi: İKRA! (Vahiy; gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek anlamındadır.) İkra’nın anlamı, oku emridir. ‘Yaratan rabbinin adıyla oku’. (96 / 1, 2) 


İkra kelimesinin ilk harfi eliftir. Elif, Kur’an’ın özetidir.



Dört kitabın manisin

Gizlidir bir Elif’te

    Yunus



Ben bir Müslüman olarak Gayb’a inanıyorum. Görünen âleme inandığım gibi (şehadet) görünmeyen (Gayb) âleme de inanıyorum. Allah, gayb aleminin de şehadet aleminin de rabbidir.


Her şeyin çift yaratıldığına inanıyorum. Gece ile gündüz, siyahla beyaz, pozitif ile negatif, doğru ile yanlış, dişiyle erkek gibi, varlıkla yokluk gibi…(Zıtların birlikteliği.)


Görünmeyen bir âlem olan ahretin varlığına da inanıyorum. Bir Müslüman olarak, öldükten sonra tekrar dirileceğime inanıyorum. Cennet ve cehennemin var olduğuna inanıyorum.


Dünya hayatında yaşarken, yaptığım bütün eylemlerimden hesaba çekileceğime, hesap sonunda ceza veya ödül alacağıma inanıyorum. Bu inancımdan dolayı, tavrımı ve eylemlerimi, güzelden yana, iyiden yana, doğrudan yana koyuyorum.


Fiziğe inandığım gibi, metafiziğe, gayb alemine, dirilişe inanıyorum. Ben bir diriliş eriyim.


Doğru ve dürüst olmaya gayret ediyorum. İyilerle beraber olmak için seçimimi onlardan yana koyuyorum.


Hiçbir şeyden korkmamaya ve cesur olmaya çalışıyorum. Ben sadece Allahtan korkuyorum. Onun koyduğu sınırlara riayet etmeye gayret ediyorum. Had ve hudutlara uyuyorum. Emir ve yasaklara uyuyorum. Helal olanı, haram olandan ayırıyorum. Maruf olana uyuyorum, İyiliği ve güzelliği yaymaya çalışıyorum. Her türlü kötülüğe karşı çıkıyorum.


Ben nefretin değil, sevginin dilini kendime şiar ediniyorum. Sevgi dili ile konuşuyorum. Zalimleri asla sevmiyorum. Ben, mazlumdan, mağdurdan yanayım.


Tabiatı ve insanları ve hayvanları ve bitkileri, canlı ve cansız bütün varlıkları seviyorum.


Barışın dilini seviyorum. Savaştan nefret ediyorum. Silahlardan nefret ediyorum. Silah üretenleri şiddetle kınıyorum.


Nasıl yaşıyorsam öyle öleceğime, nasıl öldüysem, öyle dirileceğime inanıyorum.


Ölüm, Ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölüm; yokluk değil, hiçlik değil, İnsanın öz yurduna, yeniden dönüşünün başlangıcıdır.


Ben, insan emeğinin, en kutsal bir değer olduğuna inanıyorum. Emeğe ve alın terine ve göz nuruna sonsuz saygı duyuyorum. Kol emekçilerini, beyin emekçilerini ve bütün emekçilerin tertemiz alınlarından öpüyorum. İnsan için, emeğinden başkası yoktur, inanıyorum.


Kimliğim, benliğimdir. Benliğini koruyamayan, bir başkasına bende olur. Bunun farkındayım. Hayatım boyunca hiç kimseye bende olmadım ve hayatımın sonuna kadar da hiç kimseye asla bende olmayacağım. Başı dik ve onurlu yaşayacağım.


Olumsuzluklara, usulsüzlüklere, yöntemsizliklere, yanlışlara, vurguna, talana, yağmaya karşı hep başkaldırdım, kaldıracağım da. Çünkü İçimde hep bir isyan ahlakı geliştirdim. Buna devam edeceğim.


Hiç kimse, hiç kimseye kul, köle ve bende olamaz. Özgür ve özgün kişilik bunu gerektirir. Kimsenin kimseye hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir. Hepimiz Âdemin çocuklarıyız. Âdem ise topraktandır.


Toprağın üstündeki her şey, bir gün toprak olmaya mahkumdur.



 Topraktan geldim

 Nice bin sırlardan geldim

C. Zarifoğlu



Hiçbir ırkın, bir diğer ırka üstünlüğü yoktur. Bu bakımdan ırkçı olamam. Nerede, nasıl, hangi kimlikle yaratıldığım, benim elimde olan bir olay değildir. Hiç kimsenin değildir.


Ruhumuz özgündür, özeldir, bize aittir. Biz hepimiz, biriciğiz. O halde bütün insanlara saygı duymalıyım, duymalıyız.


Elest Meclisi’nde bütün ruhlara soruldu:


Ben sizin rabbiniz değil miyim”?


 Bütün ruhlar hep birlikte, koro halinde:


Evet sen bizim rabbimizsin, şahit olduk” dediler.


Biz söz verdik, ikrar verdik, ant verdik hep birlikte, ruhlar âleminde. O halde sözümüzü tutmalıyız.

Verdiğimiz söze sadık kalmalıyız. Madem yaratıcıyla sözleştik. Ahde, vefa gerekir.


Ben topraktan geldim, yine toprağa döneceğim. Bedenimin aslı topraktır. Toprağa saygı duyuyorum.



Benim sadık yârim, kara topraktır.

Aşık Veysel



Bütün yaratılmışlara saygı duyuyorum. Güneşe, aya, yıldızlara, ağaca, ormana, sulara, nehirlere, okyanusa, bitkiye, böceğe, arıya, karıncaya, örümceğe taşa, toprağa, ateşe, havaya, cemi cümle mahlûkata saygı duyuyorum.


Ben, zamana ve mekâna bağlı olarak yaşıyorum. Zamana ve mekâna saygı duyuyorum. Kişiliğim; zaman içinde git gide gelişiyor, olgunlaşıyor. Ben, an olarak varım ve yaşıyorum.



Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Gelip dayanmışım demir kapısına sevdanın

  Sezai Karakoç



Bana, belli bir sürenin takdir edilmiş olduğuna inanıyorum. O zaman, o süre dolduğunda, bu dünya gurbetinden asıl yurduma, öz yurduma döneceğime ve sevgiliye kavuşacağıma inanıyorum.


Ve yaklaşıyor yaklaşmakta olan…


Bedenimde, Allah’ın bir emaneti olarak duran latif ve özgün ruhumu, almakla görevli olan meleğe inanıyorum. Bir gün gelecekse ki gelecek, başım, gözüm üstüne gelsin.


Ve âlemlerin Rabbine hamd olsun…

bottom of page