Etkilenmek
- Mehmet Atilla Maraş

- 17 saat önce
- 2 dakikada okunur
Doğu ve Batı Kültürleri, coğrafi keşifler sonucu yüz yüze gelerek hepsi biri birinden etkilendiler. Önce kadim Yunan düşüncesinin iki klâsiği olan Eflâtun ve Aristo doğu dillerine çevrildi. Sonra doğuda yetişen, Farabi, İbn-i Rüşt, İbn-i Sina gibi bilgin ve düşünce adamları doğunun bu klâsik düşünürlerinden bir hayli etkilendiler.
Batıda orta çağ skolastik düşüncesinden sonra meydana gelen Rönesans ve Reform hareketlerinin hazırlayıcıları olan düşünürler de büyük ölçüde yukarıda isimleri zikredilen doğulu düşünürlerden etkilendiler. Bu etkileşim kaçınılmazdı. Çünkü kültürler, bir yerde sabit kadem kalamazlar, canlı ve hareketlidirler.
İspanya’da kurulan Endülüs-İslâm Devleti’nin ortaya koyduğu ilim, kültür ve sanat, bir süre sonra batıyı etkisi altına almayı başardı. Başlangıçta kültürlerin bir vatanı da olsa zamanla şu ya da bu sebeple biri biriyle karşılaşma ve temas, karşılıklı etkileşim ve hatta bir birleşimi (sentez) ortaya koymaktadır.
Meseleye bir başka açıdan baktığımızda; nerede ve hangi coğrafyada olursa olsun, küçük sular, büyük ırmaklara, büyük ırmaklar eninde sonunda büyük denizlere karışır. Parçalar bütüne koşmakta, parça bütünle birleşmektedir. Karakteri ve yapısı aynı olmayan parçaları, yan yana getirerek bir bütün oluşturamazsınız. Bütün, parçaları cezbediyorsa, kendinden bir cevher bulduğu içindir. Bu kaide, bütün kültürler için geçerlidir. Meselâ putperest kültürler biri birini cezbederler. Nerede olurlarsa olsun, temel benzeşme ve özdeşlikten ötürü bütün kültürler biri biriyle kaynaşır ve örtüşürler. Şu halde yeryüzünde iki millet, iki kültür ve iki inanç oluşumundan söz edebiliriz. Tevhidi kültür ile küfür kültürü, İslâm milleti ile küfür milleti, tek tanrılı din ile çok tanrılı din gibi. Meseleye Kur’an’ın terminolojisiyle bakarsak şöyle dememiz gerekir: Şeytani kültür, Rahmani kültür.
Rahmani olan kültürün temeli, ilahi vahye dayanır. Buna aynı zamanda ‘tevhidi kültür’ de diyebiliriz. Şeytani olan kültüre ‘tağuti kültür’ denildiği gibi. Allah’ın yolunu engelleyen her şey tağuttur. Doğruları yanlışlarla yer değiştirip tahrif edenler, tağutların kendisidir.
Tekçi (monist) kültürler, tarih boyunca çok tanrılı kültürlerle (politeist) hep çatışmıştır. Bu çatışma, Kur’an’ın kavramlarıyla söylersek ‘Hak’ ve ‘Batıl’ arasında devam etmiştir.
İnsanlık tarihi, bir diyaloglar (uzlaşma) ve çatışmalar (diyalekt) tarihidir. Hakka ait kültürler biri biriyle uzlaşır, çatışmaz. Batıl kültürler de biri biriyle uzlaşır. Ama insanlık tarihi boyunca Hak ve Batıl kültürler hep biri birileriyle çatışmıştır.
Hakk’ın, hukukun ve adaletin müstakil bir vatanı yoktur. Onun vatanı, bütün bir yeryüzüdür. Hak, hukuk ve adalet insanın yaşadığı her coğrafyada vardır.
Hukukun üstünlüğü prensibi, bütün milletlerin anayasalarında yer almaktadır. Ancak tatbikatlarda bu prensiplere uymak veya uymamak tatbikatçıların elinde kalmaktadır. Bu yüzden birçok ülkede hukuk ihlalleri yaşanmaktadır. İnsanlar bu yönleriyle de biri birlerinden etkilendikleri gibi milletler ve devletler de biri birlerinden etkilenmektedirler.
Doğu ve batı kültürleri, biri birlerinden etkilenmeye devam edeceklerdir. Çünkü insanlar her devirde etki ve tepkiye açık olarak yaşamışlardır. Bu, fiziki bir yasadır.
Her etki, bir tepkiyi doğurur. Bütün zamanlar için bu böyledir. İnsanların tıpkı çatışma ve uzlaşmaya açık oldukları gibi, yapıp ettikleri de biri birlerinden etkilenerek devam edip gidecektir.