Şiir sanatı, hiç bir ölçü ve kurala sığmayacak kadar geniş bir alana ve imkâna sahiptir. Şiir, hiç bir tarife, hiç bir tanıma sığmaz. Şiirin ne olduğunu söylemek yerine ne olmadığını söylemek, belki şiirin ne olabileceği hususunda bize bir takım ip uçları verebilir.
Şiirin dünyası, esrarlı ve gizemli bir dünyadır. Şair, kendi kişisel yetenekleri ve ustalığı ölçüsünde bu esrarlı kapıdan içeriye girerek ilerleyebilir. Şair, duygu ve duyargalarının yardımıyla şiir dünyasının hüzünlü veya coşkulu alanlarına, bu alanların yüksek mertebelerine çıkabilir. Şaire ve onun şiirlerine zamanın kattığı bir katma değer her zaman vardır. İyi ve soy şairler eskidikçe daha da değerli olabiliyorlar. Ancak onların artan bu değerleri, önemsenme ve benimsenme anlamına gelmemektedir. Zira pekâlâ biliyoruz ki bu şairler, zaman içinde büsbütün unutulup gidebiliyorlar. Bu da onların bir bakıma kaderleri oluyor.
Şiirde anlamın bir başına bir değeri yoktur. Mana, dil haline gelmedikten sonra kapalı kalmaya ve anlaşılmamaya mahkumdur. Ancak anlamsız şiir, hiç bir zaman var olmamıştır. Orada bir şiir varsa onun mutlaka bir anlamı vardır ve olmalıdır. Bir Arap özdeyişine göre mana, şairin karnındadır. ‘El ma'nâ fi batni'ş şair’. Şairin batınında yani içindeki mana bir mazmundur.
Mazmun nedir? Sözlükteki karşılığı mana, anlam, kavram demektir. Şiirde, bazı özel söz ve anlatımlara da denir.
Her söz, aslında bir mazmundur. Mazmunun kendisi de bir istiaredir. Divan edebiyatı aslında bir mazmunlar edebiyatıdır. Mazmun, bir sözün içindeki gizli olan sanatlı anlamdır. Şairin ilhamının bir eseri olan kelimelerin dış anlamından başka kelimenin bir de görünmeyen bir başka anlamının olması o kelimenin mazmununu gösterir. Mazmun, sözün içindeki gizli anlamdır.
Şairin iç dünyasında gizili olan şiirin manasının, her okuyucu tarafından başka başka anlaşılması, o şiirin şiir olduğu konusunda bize bir fikir verebilir. Kendini hemen ele veren şiir kalıcı ve derinliği olan bir şiir değildir. Bir mısrada veya bir şiirin bütününde kelimeler ahenkli bir biçimde sıralanmadıkça, istifleme tam ve mükemmel olmadıkça o şiirde ne anlatılmak istendiği okuyucu tarafından bir türlü kestirilemez. Şiirde, kelimeler arası iç ahenk, şiirin bütünündeki ahengi sağladığı gibi o şiirin anlamının da belirginleşmesine yardımcı olur. Kelimelerin ritmik özellikleri ayrıca şiire bir hareketlilik kazandırabilir.
Duygu ve düşüncelerin anlamlı ve ahenkli bir biçimde dil haline gelmesi, şiirin dile gelmesi demektir. Bunu sağlayacak olan şairin ustalığıdır, o şiirdeki işçiliğidir. İyi bir şiir okuyucusu, şiirdeki mana ve ahengi, kelimeler arasındaki bağlantı ve ilişkiyi, dıştan bakınca hemen fark edebilir. Bütün bu bilgilerin ışığında şiir denilen olguya yeniden bakalım.
Şiir, dalgalı bir denizin kıyıya bıraktığı köpük müdür? Yoksa bulutsuz bir göğün maviliği mi? Gökyüzünün sisli ve dumanlı bir hali mi? Aynadaki hayal veya aynanın gölgesi mi? Nedir şiir?
Kuşkusuz bunların hiç biri... Şiir ne tek başına hayal, ne duman, ne gölge, ne bir başına köpük ve ne de hezeyan. Ahmet Hamdi Tanpınar şiir için ‘köpük’, Ali Nihat Tarlan da bir yazısında şiir için, ateşli bir hastanın yüksek ateşinden ötürü ‘hezeyanları’ (sayıklama) diyor.
Bu tür yaklaşımlar, benim şiire yüklediğim anlam ve misyonu oldukça küçültüyor. Ne sesi ve ritmi olan kelimelerin biri biriyle kurdukları ahenk, (uyum, armoni) ne de duygu ve düşüncelerimizin bu kelimelerle ifadesi olan bütün bir yapı bir şiir olmaya yetmiyor. Daha başka unsurlarında olması gerekiyor. Burada bütün iş şaire düşmektedir: Kelime seçimi, kafiye, iç ölçü, ahenk, kuyumculuk ve mimari, kelimelerin raksı ve ustalık...