Şiir ve şair konusunda yazmak isterken yazıma bir başlık aradım. Notlarımı karıştırırken Santayana’nın şairler için söylediği sözü yazıma başlık yaptım.
“Şair bir kelime kuyumcusudur” diyor Santayana.
İlk bakışta bu yargı bize doğru görünebilir. Ama sade kelime kuyumcusu mu? Şair şiirini yazarken bir gaye taşıyordur. Nedir şairin gayesi?
Çoğu şairler niçin yazdığını tam olarak açıklayamazlar. Kimi toplum için der, kimi sanat için, kimi kendim için der, kimi de bir dava için. Bunların hepsi de yuvarlak birer sözdür.
Vakıa şiir bir sanattır, söz sanatı.
Çoğu kez şiirini ideolojinin veya politikanın emrine veren şairlerden yakınırız, şiirin safiyetine toz konduruyor diye. ‘Güdümlü şiir’ den ürkeriz. Oysa şairin de insan olduğunu, bir dünya görüşü taşıdığını, şiirini kurarken de dünyaya bakışı doğrultusunda kurduğunu unuturuz hep.
Şairin eşya ve olaylara belli bir perspektiften bakışı bir yerde bir mecburiyettir ve kaçınılmaz bir sosyal zorunluluktan doğmaktadır. Bu dünyaya bakış, dünyayı görüş ve algılayış bize şairlerin bağımsız düşünemeyeceğini ortaya koyar. Bunun tersini düşünmek çoğu kez yanıltmıştır bizi. Şiirde şu ya da bu türden bir amaç güdülmüş olsa bile, netice itibarıyla soyut bir fayda söz konusudur.
Şair, şiirinin topluma soyut bir yarar sağlayacağını bilir peşinen. Şiir, uzun süren bir ruh çilesinden sonra yazılır ve yayınlanır. Yazılıp ta yayınlanmayan bir şiirin varlığından bahsetmek abestir. Şiir meraklısı, bir şiiri veya bir şiir kitabını alır okur. Okuyucunun şiiri beğenmesi demek o şiiri kendine çok yakın bulması demek anlamına gelmez mi? Yani o şiirde kendi doğrularını, kendi beğenilerini, kendini bulmak gibi...
Bir kere şunu söylemekte yarar var; kuru şiirin, duygudan arındırılmış şiirin, okuyucu katında sevilip beğenilmesine imkân yoktur. Şiirde belli ‘doğrulardan’ söz etmek, ‘gerçeği’ belli bir estetik form içinde vermek temel ilkelerdendir. Ama ‘doğruları’ ve ‘gerçeği’, kuru bir biçimde sunmanın da şiir olamayacağı ortadır. Şekil ve özün yanında şiiriyet ve duygu unsurunun da önem taşıdığını işaretlemek gerekir. Ünlü bir şairimiz ‘sözüm odun gibi olsun / hakikat olsun tek’ diyor. Doğrusu bu yargıya katılmak oldukça zor gibi görünüyor. Ancak gerçeği doğru olarak söylemek, okuyucuyu yanıltmamak açısından da değerli bir yaklaşım sergiliyor. Zaten şair, bir yerde gerçeğin ve gerçek üstünün terennüm edeni konumundadır Yoksa hiç bir gerçekliği olmayan, insan olgusuna yer vermeyen şairin şiir dünyasından kaçıp bir başka dünyaya sığınmak gerekir.
Sözün özü, şairler boşuna kelime kuyumculuğu yapıyor değiller. Bir bölüğü, doğru bildiği yanlışların hamallığını yaparak şiirini kuruyor, diğer bir kısmı da doğru bellediği olguların nakşını işleyerek okuyucu katına çıkıyor. Okuyucuya düşen, doğruyu yanlıştan ayırmak, iyi ve kaliteli şiiri seçmek ve ondan kendine soyut bir yarar sağlayarak estetik bir zevk almaktır. Aslına bakarsanız okuyucuları da ikiye ayırmak zorundayız genel çizgileri itibarıyla.
İyi okuyucuda şiir zevki aramak, kalite aramak, şiir kültürü aramak, şairlere değil de kime düşer? Diğer yandan her yazılan, her yayınlanan şiire şiir denmediğini, bu açıdan üçüncü sınıf bir şairin bile vasat bir şiir okuma meraklısını suçlamaya hakkının olmadığını vurgulamamız gerekir. İşin aslına bakarsak, şiir yazmak gibi şiir okumakta bir kültür, bir birikim işi olduğundan meselenin izahı giderek daha da zorlaşmaktadır.
Mavera Dergisi'nin 2. ve 3. sayılarında (Ocak-Şubat 1977 ) şair İ. Özel'in 'Şiir Okuma Kılavuzu' başlığı altında iki yazısı yayınlandı.(Şair, şiire ilişkin görüşlerini daha sonra aynı adı taşıyan bir kitapta topladı. (1980) Söz konusu yazılarda, şiirin, edebiyat alanındaki mevkii korunuyor, şiirin düz yazıdan ayrılan belirli özellikleri vurgulanırken dil meselesine dikkatlerimiz çekiliyordu. Dil; bilimin de felsefenin de dinin de edebiyatın da ortak ve en önemli öğesi olduğundan şiir dilinin edebiyatta kendine özel bir yerinin olduğu söyleniyordu ki bu yargıya bütün şairler katılmaktadır. Yazımıza başlık yaptığımız kelime kuyumculuğunu da bu anlamda benimsedik. Dil, kelimelerle vardır. İnsan kelimelerle düşünür, yazar ve okur. Kelimelerle konuşur.
Şiir dilinde şairin titizlikle seçip kullandığı kelimeler, şiire girdikten sonra artık onlar bildiğimiz kelimeler olmaktan çıkmış, bambaşka bir kimliğe bürünmüşlerdir. Yeni boyutlar, yeni imgeler kazanmıştır. Biz yine de yararsız bir kelime kuyumculuğundan yana olmadığımızı belirtelim.
İnce bir sanat olan kuyumculuk sonunda ortaya çıkan şiirin içeriğinde güzellik, yoğun duygu, büyü, sır, iç içe girift ama düzgün bir biçimde bileşim halindedir. Şimdi bu kadar güzel şey, sonunda bir işe yaramayacaksa şairin çabasını neyle açıklayacağız? Sartre’ının dediği gibi ‘Bir gün bir işe yaramayacaksa bu bıçak her gün onu bilemek niye?’ Yani yazık olmaz mı şiire verilen emeğe? Yazık olmaz mı şiirin içinde dondurulan, adeta hapsedilen’ güzelliğe’? Doğrusu hiç bir sanatçının ‘güzelliği’ ve onun bütün öğelerini sanat eserinde bir’ hiç’ uğruna dondurmasına göz yumamayız. Güzel hangi esere yansımışsa, hangi eserde kendini gösteriyorsa mutlaka görevini yapmalıdır ve kendi gerçeğini de birlikte getirmelidir. Bu ise sanat ustasının, gerçeği çarpıtan mı yoksa doğru olarak veren bir yapıya mı sahip olduğuna bağlıdır.
Şiir; güzeli arama, araştırma imkânıdır. Bu araştırmaya sağlıklı kafalar da sayrılı kafalarda talip olmaktadır. Bizim düşünebildiğimiz güzellik, mutlak anlamdadır. Arzumuzu odur ki güzeli araştıran kafaların, ‘mutlak güzele’ teslim olup onu kabullenmesi ve sonra da kuyumculuğa özenmesidir.