top of page

| Şairin “Bulurum Ben Yâr Seni” Deyişine Güzellemedir | Nurettin Durman

  • 1 Şub
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Şub

Geçen yıl, baktım cıvıl cıvıl bir şehrayin var penceremin önündeki incir ağacının yaprakları arasında. Minicik, ufacık kuşlar. Bir hareket, aman Allah’ım! Bir kabile gibi, bir devletin fertleri gibi, birbirleriyle oynaşıp duruyorlar. İncir kuşları deniyormuş meğer. Serçeden küçük, minik, tatlı şeyler. Dünya kendi hallerini böyle de ortaya koyuyormuş demek ki! Ağaçlar, kuşlar, bulutlar, yağmurlar, Allah’ın ayetleri yerlerini muhafaza ediyorlar böylece.


Yetmişli yıllardı, ilkin Mısırlı Hafız Abdussamed merhumun o harika okuyuşundan duymuştum: “Vettiyni vezzeytûni ve tûrisiniyne Ve hâzel beledil emiyn…” Aman Allah’ım, bu ses, bu okuyuş, insanı içten yakalayan bu ulvi sözler! Kelam-ı Kadim’in uhrevi bağışına duyarsız olmak ne fena bir şeydir! Hamdolsun, duyduk, inandık, iman ettik. Beni o gün bu gündür saran, bir yumak gibi kendine dolayan o okuyuş hep yanımda kalmış, beni hiç bırakmamıştır.


“Niye böyle dolaşıp duruyorum kuşların, incir ağacının, Tur Dağı’nın ve Emin Belde’nin etrafında? İçerimde beni yakan bir şey mi var acaba?” diyerek kendimi yoklamaya alırken, şairin dünyayı başıboş dolaşıp yapmadıklarını yapıyor gibi davrananını değil de iman edip Salih amel işlemek için gayrete düşmüş olanını düşündüm de kendi hayatımla ilgili geriye dönüşler yaşayarak bunları hatırladım sessizce... Şiir, önemli heveslerimizin, bunalımlarımızın peşinde koşmak değil de hayatın onulmaz taraflarını onulur kılmak için çaba göstermek olmalıdır diye düşünerek tabii...


Mehmet Atilla Maraş şiirine bir dahi müracaat edelim Kerim olanın izniyle... Ve gelelim artık şiirin derin tarafının nerelerde boy atmaya doğru uzandığına... Şairimiz niçin bu kadar uzatıyor sesini? Şair için ses ve söz başat bir varsayım olarak bulunacaktır yapıp ettiklerinde... Haliyle bir yere dayanacak, bir yerden güç alacak ve her ne ise varidatında olanları dışarıya salacaktır elbet. Bu şair için kaçınılmaz, zorunlu bir yaşama hakkıdır üstelik.


Bu akşam aklıma yine sen geldin

Dersi bıraktım, çalışamadım

Saat bire geliyordu Aney...


Söze başlarken şu meşhur “Aney” şiirini ele alalım. Hani Şanlıurfalı bir gencin başka bir şehre, Erzurum’a gidip okumak için evinden-barkından, anasından-şehrinden uzaktaki gurbet hislerini anlatan şiir... Genç bir adamın yeni bir hayatın basamaklarını çıkarkenki zahmetli öyküsü... Doğal olarak bu şiir bir öykülemedir. Başarılı bir öyküleme... Öyküleme şiirleri önemlidir elbette. Bir haykırış gibi gelirler, otururlar insanın içine. Ahmet Haşim’in “O Belde”, Mehmet Akif’in “Bülbül”, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”, Necip Fazıl’ın “Sakarya”, Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş”, Behçet Necatigil’in “Gizli Sevda”, Attila İlhan’ın “Ben Sana Mecburum”, Sezai Karakoç’un “Mona Rosa” ile “Masal”, Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam”, İsmet Özel’in “Amentü”, Erdem Bayazıt’ın “Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair”, Ahmet Arif’in “Otuz üç Kurşun” şiirleri gibi...


Doğrusu insanı sarsan, uyandıran, canlandıran şiirlerdir bunlar. Birer uyarıcıdırlar adeta. Dikkat çekicidirler yani. Bunlara kısa ama özlü söyleyişiyle Arif Ay’ın “Biz Erzurum’da Otuz üç Kişiydik” şiirini de katmakta fayda var. Başka genç şairlerde de rastlamak mümkün böyle önemli şiirlere tabii. Süleyman Çelik’in “Seyir Defteri”, İbrahim Tenekeci’nin “Sözü Yormadan”, Müştehir Karakaya’nın “Oralarda Bir Yerde Yüreğimi Bırakıp Gelmiştim”, Mürsel Sönmez’in “Epitaf”, Mustafa Özçelik’in “Dünyanın Tenhasında”, Metin Önal Mengüşoğlu’nun “Ben Asyalı Bir Ozan”, Cumali Ünaldı’nın “Semud”, Hüseyin Akın’ın “Karanfili Küstüren Üç Adam” şiirleri ve daha başka şairlerin bu türdeki güzel şiirleri...


Mehmet Atilla Maraş şiiri hakkında düşünceye dalarken bunları da hatıraların anımsattıkları hususlar olarak not alayım istedim. Şunu hemen söylemekte fayda var tabii: Şairlerimiz iyi şiirler söylemişler ve söylüyorlar. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içerisinde giderek ağırlıklarını hissettiriyorlar. Meseleye objektif bakıldığında fotoğrafın iyi olduğu görülüyor zaten. Bu şairlerimizden biri de Mehmet Atilla Maraş’tır.


Adını ilkin Hareket dergisinden hatırlıyor gibiyim. Şiir okumalarımda, ilk kitabı olan “Doğudan Batıdan Ortadoğudan”ın da bir yeri var. Sonra Mavera dergisinde çıkmıştı şairimiz okuyucu karşısına. Ama nedense hep “Aney” şiiri vardır gündemde. Maraş’ın şiirdeki kaderi bununla ortaya çıkmıştır adeta... Yoksa her şaire biz mi bir şiirini yakıştırıyoruz da öylece devam edip gidiyor hayatımızda? İyi, güzel şeylerle anılmak da az bir şey değildir aslında. Bu anılmaların, yakıştırmaların az önemi yoktur insan hayatında. Bir güzel tarafı, bir iyi tarafı yakalanmış olmalı ki, böyle tesmiye edilmiş olsun.


Geriye doğru anılar defterine dönecek olursak şu anekdotu zikretmek isterim: Mehmet Atilla Maraş, bir İzmir şiir buluşmasında, Kızlar ağası Hanı’nda, yağmur altında doyasıya hüzünlü bir hal içinde bu şiiri okuduğunda daha bir anlam kazanmıştı “Aney” şiiri yüreğimde. Annelere yazılan şiirler başka oluyor doğrusu... İçli, derinlikli imgeler fena yerinden yakalıyor insanı. Hemen hemen hepimizi bir yerimizden vuruyor bu derin yaraların oluşturduğu şiirler.


Mehmet Atilla Maraş bu duyguyu iyi bilenlerden biri... Geçmişten geleceğe bir nokta, bir çizgi, bir söz kalsın diye yaşadıklarını, hissettiklerini bu günlere taşımayı başarmış bir şairimiz... Bu arada birkaç günümü onun şiiri üzerine yoğunlaşarak, geçmiş izlenim ve yaklaşımlarımı da dikkate alarak arayışlar içine girdiğimi itiraf etmiş olayım. Şiir zor bir uğraş olduğu halde kolay görüntüsü veren bir hercai gibidir. Bunu da bir tarafa kayıtlayarak şairin “Bulurum ben yar seni” deyişine takılmış durumdayım bu arada.


Ne zaman baksam dünyaya hoyrat bir dekor bulurum

Küllenmiş ateş içre bir avuç kor bulurum


Bu deyişin öyle zevki safa içinde söylenmiş bir deyiş olmadığı hemen kendini ele veriyor. Bir yerlerde etrafı ateşe veren bir durum vardır. Dünyanın bir yerlerinde birilerinin başlarına bir takım felaketler gelmiş olmalı. Bir takım komprador, açgözlü sömürgenin gene birilerinin canını yaktığı anlaşılıyor bu dizelerden. Yar yakında da olabilir, uzak bir diyarda çilesini çekiyor da olabilir. Görüntüsüzdür ama etkilidir, kalıcıdır bu mısralar. İnsanın içine işlemekte ve insana bir şeyler yapma hissi aşılamaktadır. Yanmış, yakılmış yerlerin ne kadar acı verdiğinin, baskıcı buyurganların teknolojik güçlerini kullanarak insanların evlerini barklarını başlarına yıktıklarının âleme duyurulmasıdır bu dizeler.


Konuya dâhil ettiğimiz “Bulurum ben yar seni” şiiri gazel tarzı beyitlerden oluşmakta ve her beyit vurgulu bir şekilde zamanımızda meydana gelmiş olumsuzluklara işaret etmektedir. Şairin haletiruhiyesinin bu şiirlere çok uygun düştüğünü belirtmek isterim. Zaten şair “Doğudan Batıdan Ortadoğu’dan” kitabıyla nereye baktığını, nereden kendine bir hareket alanı seçtiğini ortaya koymuştu. Yani işin başından beri doğru bir istikamet üzerinde yol almaya başladığını göstermişti bize. Hayatın sıkıntılarını, dünyanın sömürgenler, açgözlüler tarafından nasıl talan edildiğini görüyor ve karşı bir hareketin, adaletin, iyiliğin, merhametin olması gerektiği yerde yerini alıyordu şiiriyle.


Şairin çağının tanığı oluşuyla da ilgisi vardır bu yaklaşımın. Bu olmazın olmazı gibi bir şeydir. Kalbini, aklını, gözünü mütemadiyen etrafına çevirmekte, adeta bir gözetleme kulesinden dünyayı tarassut etmektedir. Şairin işi yalnızca yakın çevresinde olup bitenlere ilişkin değildir. Uzakların iniltilerini duyar, sessiz kalamaz haliyle. Zaten istese de kendini tutamaz, söze döker içindeki acıları.


“Künyemize Aşk Yazıldı” kitabında “Merhaba ey hüzün / sevgilim / merhaba” derken de hüznü içselleştirmiş bir şairi görüyoruz. Boşa söylenmiş sözler olmuyor bunlar haliyle. “Serüven” şiirinin başında da “Ve yürüdüm gittim yalnızlığın üstüne” diyerek bir başınalığın sanki şair için kaçınılmaz bir şey olduğunu imlemiş oluyor. “Bulursun” şiirinde ise insanın asli var oluş halinin tezahürü olarak elzem olanı bir güzel resmediyor kalbimize. “Aşk cihetsiz kalmaz ki kalpler karşı karşıya / Mecnun varsa sahrada bir de Leyla bulursun.”


M. Atilla Maraş şiirinde acı ve ince hüzünden örülmüş bir şiir varidatı olduğunu görüyoruz. “Damıtım” şiirinde “Geçtik dünya derdinin/ telaşlı ve yorgun aşamasından” deyişini uzun bir geçmişin dokümanı içinde algılayabiliyoruz doğal olarak. Köklerinden kopmamış bir içyapının şairi olduğunu vurguluyor ve böylece yetkinleşen bir doğru çizgide yoluna devam ediyor Maraş. “Bulurum Ben Yar Seni” şiirine dönecek olursak; bu şiirin yapısıyla birlikte taşıdığı, vurguladığı, sıraladığı o atmosferde rahat söylenen bir şiir olduğunu bir defa daha söylememiz gerekiyor.


Geçmişte Attila İlhan ile Turgut Uyar’ın birer kitapla denedikleri divan tarzı şiirlerin Mehmet Atilla Maraş tarafından günümüz diliyle söylenmiş olması da büyük bir marifet olsa gerektir. Onun için Atilla Maraş’ın “Tarz-ı Kadim Üzre” şiirlerinde daha bir yakınlık hissediyor insan. Daha bizden gibi... Daha yamacımızda, yakınımızda, yöremizde, içimizde gibi...


Yorgun Mültecilere uğrayarak bitirelim diyeceklerimizi.


Tek ve tenha dolaştın cümle âlemi taşra gezdin

Bir sorumluluk olsun al üstüne dağı dikeni.

(24 Eylül 2014, Beylerbeyi)






bottom of page