top of page

Çatışma Ve Uzlaşma

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 1 gün önce
  • 2 dakikada okunur

İnsanlara gerek ruhsal ve gerekse toplumsal açıdan baktığımızda, onları ya bir uzlaşmanın veya bir çatışmanın içinde bulunduklarını görürüz. İnsan, fert olarak bile zaman zaman kendi kendisiyle ya kavga eder ya da barışır. Fertler için geçerli olan bu olgu, onların meydana getirdikleri topluluklar için de geçerlidir.


Tarih boyunca toplumlar, bazen sudan bahanelerle birileriyle çatışarak savaşmışlar, bazen de çok zor şartlarda bile belli süreler içinde bir araya gelerek barışmış ve uzlaşmışlardır. Milletler için geçerli olan bu toplumsal haller meselâ iki komşu esnaf için de geçerli olduğu gibi, iki aynı işi yapan firma içinde bu böyledir. İnsanoğlunun ezelden beri içinde var olan bu çatışma ve uzlaşma duygusu, giderek onların oluşturdukları siyasal, sosyal ve ekonomik örgütleri için de geçerli olmuştur. İşin sonunda çatışma (diyalekt), yerini bir uzlaşmaya (diyalog) bırakmakta, her uzlaşmayı yeni bir çatışma takip ederek bu iki olgu, bütün zamanlar boyunca biri birini takip ederek akar. Aslında bu iki olgu, insan fıtratından kaynaklanmaktadır. İnsanın tabiatında bu iki olgu hep var ola gelmiştir. Dostluk ve düşmanlık kavramlarını, savaş ve barış süreçlerini, hep bu iki olgunun ışığında ele alıp değerlendirmek gerekir. Yunus’un



Yunus miskin çiğ idik

Piştik elhamdülillah



Deyişindeki çiğ ve pişkinlik kavramlarını bu iki olgu bağlamında incelersek; çiğlik, çatışmalar yaşayan, oturmamış bir ruh halinin açık bir tezahürü, pişkinlik ise, ruhsal diyalektiği aşmış, mutmain bin insanın ruh halini yansıtmaktadır. Böyle bir halet-i ruhiye, hem kendi kendisiyle ve hem de içinde yaşadığı toplumla barışıktır. Böyle biri, içinde bulunduğu toplumun bireyleriyle rahatlıkla uzlaşabilir ve onlarla diyaloga girebilir.


Uzlaşmak, her zaman yozlaşmak manasına gelmez. Önemli olan insanların ve toplumların birileriyle yozlaşmadan uzlaşma sağlamalarıdır. Ancak insanlar, zaman zaman çatışırlar ve bunu hayatlarında bir kader olarak yaşarlar. Bu da doğaldır. Ve fakat insan, yine kendi fıtratı gereği, uzlaşmadan yanadır ve hep bir uzlaşmayı talep eder.


Savaş, insanın hayatında kaçınılmaz bir olgudur. İnsanlık tarihi, hani neredeyse savaşların tarihidir diyeceğiz. İnsanın olduğu yerde savaş bitmez. Çünkü savaş, yani çatışma, o şeytani vesvese, ha bire insan beynini bir burgaç gibi oyar ve o şeytani kamçı, iner kalkar insanın beyninde. Savaş, önce insanın zihninde meydana gelir. Oradan pratik hayata yansır.


İnsanoğlunun kaderinde savaş mutlaka vardır. Ancak tek tek fertler, hep birlikte barış içinde yaşamaktan yana tavır koyarlar. Çünkü savaş istenmez. Fakat o gelir sizi bir şekilde bulur. İnsan, doğuştan barış ve kardeşlikten, dostluk ve sevgiden yanadır. Ama bir yandan da düşmanlık yapmadan duramaz. İşte insandaki bu iç çatışma olgusu, bir yerde kaçınılmaz bir olgudur. Ancak yine de bütün marifet ve hüner, düşmanı dost kılmakta yatmaktadır.


İnsan; savaşı barışa çevirmenin, düşmanı dost kılmanın bilgisini mutlaka öğrenmelidir. İnsan çatışma yerine diyalogu nasıl ikame edeceğini öğrendiği gün, hayatı yaşanabilir bir konuma nasıl yükselteceğini de öğrenmiş olacaktır.

bottom of page