| Zor Sözlerin Şairi | Müştehir Karakaya |
- 1 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Şub
İsmini ilk olarak nerede, hangi tarihte duyduğumu hatırlamıyorum. Ancak 80'li yıllarda Cağaloğlu'nda Aney şiirini biliyordum. Beni etkilemiş, duygusal atmosfere çekmeyi başarmıştı. Ben de yıllardır annemden uzaktım ve daha nice yıllar uzak kalmaya devam edecektim. Sanırım "Aney" şiirini hamasi, sanattan uzak, imaj dünyasına girmemiş bir şiir olarak telakki etmiştim. Bunu arkadaş çevrelerinden de duyuyordum. Aney şiiri özel bir şiirdi, farklı bir duyguydu bu. Altında çapanoğlu aramaya gerek yoktu. Yalın, sade, hüzünlü, olduğu gibi...
Mehmet Atilla Maraş'ın ilk şiir kitabına Ahmet Kot vasıtasıyla ulaştım. Ahmet Kot, Yazı Yayıncılık adı altında birçok şiir kitabı bastı, graft kapaklarla, şairlere dikkat çekti bu basımlarla. İşte bu kitap ‘Zor Sözler’dir. Sonra diğer kitaplarını takibe koyuldum. ‘Merhaba Ey Hüzün’, ‘Doğudan Batıdan Ortadoğudan’ gibi... Evet, Atilla Maraş şairdir, şiir gibi adamdır demiştim, Aney'le fazla uğraşmasam da...
Her şairin hayatında özel bir an, ki şairlerin her dönemi özel ve özneldir, hatta bunların da ötesinde, farklı bir algılama ile özelin de özeli bir an bulunabilir. Dolayısıyla kendilerine özgü naif, etinden, kanından, canından, nereye gitse kendisiyle giden, nereye kaybolsa kendisiyle kaybolan, nerede zuhur etse orada zuhur eden bir sevgilisi olur. O, şiir olur. Bazen olumlu, bazen olumsuz...
Hatırladığım kadarıyla M. Atilla Maraş ile ilk karşılaşmamız 1994 yılı, Su Çıktı Şiir Günleri'nde oldu. Artık onu bizden bir kuşak önceki mümtaz öncülerimizden biri olarak görüyorduk.
O günden sonra sık sık haberdar oldum kendisinden; etkinliklerde karşılaştık, şölenlerde, festivallerde bir arada olduk. Van depremi sonrasında da beni sık sık arayıp güven veren, telkinlerde bulunan, hal hatırımı soranlardan oldu, birçok büyüğüm gibi... Sesi sesime ulaşanlardan... Onun rikkatli, hüzünlü, kadirşinas kişiliğini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Ben burada Atilla ağabeyin kimliği üzerinden değil, çok sevdiğim kısacık bir şiiri üzerinden küçük bir tahlile koyulacağım. Malumdur, kendisiyle bir yaşam bağımız olmamış, arkadaşlığımız, yakin teneffüsümüz oluşmamıştır. Onun denginde veya ayarında biri değilim zaten. Ağabeylere ağabeylik, kardeşlere kardeşlik yaraşır. Onun elleri alnımızdadır her zaman.
Şimdi Zor Sözler kitabındaki son şiirine bakalım: Bu kitabın baskı tarihi 1989...
Zor Sözler zaten üç mısralık...
Sanki üç asırlık bir çeşnisi var, üç yüz yıllık söylencesi... Üçle üçü çarpıp yanına sıfırı eklerseniz doksanlık çınar olur.
Bana söylenmesi zor sözler söyle
ölüm gibi, hüzün gibi ve acı
şarkılar ki ayrılıklar üstüne
Hangisinden başlamalı, bilmem.
Bu şiir hem baştır hem son. Söylemek başlangıç olsa da okumak gibi; zor olan yaşamak, uzun bir çizgi hayat, acı, hüzün ve ölüm... İçindeki bitmeyen zaman ölüm en son ayrılık ama, ondan öncesi şarkılarda bestelenen “ayrılık” ölümden de beter bir son...
Şairlerin söylediği zaten zor sözler değil midir? Acıdan bahsetmesi kolay bir söz müdür? Hüzünle yoğrulması... Ölmesi ya da ölümden bahsetmesi... En çok ayrılık yaşaması... Bunlardan bahsetmesi zor sözler değil midir?
Hüznünü anakaralara salıvermesi, acıyı bal eylemesi, ölümü bir arkadaş gibi beraber yaşatması ve ölümün kurtuluş yolu olmasına rağmen ayrılıkların azap yolu olmasını söylemesi zor sözlerden sayılmaz mı? Bir de şarkılar ona eşlik ederse, türkülerde söylendiği gibi, ‘ayrılıktan zor belleme ölümü’ türü dizelerde dile gelmesi gerçekten zordur ve şairler de en zor olanı söylerler.
Ve türküler söylerler, şarkılar söylerler...
Ayrılığı söylerler... Aşk gibi, acı gibi, hüzün gibi...
Ölüm gibi besteler yaparlar, ölümden öte...
Hem başlangıç hem bitiş düdüğü çalarlar...
Sözleri çokça tüketmek istememiş saygıdeğer şair Atilla Maraş. Bir kitaplık dolusunu üç mısrada tamamlamış, zor sözler söyle bana demiş. Acı gibi, hüzün gibi, ölüm gibi... En çok da ayrılığı söyle, en zor olanı, şarkılardaki gibi...
Bizi sonsuz bir girdaba, sonsuz ayrılık şarkılarına, türkülerine havale etmiş.
Artık hangi birini söylerseniz söyleyin o zordur, bir hayat boyu...
Bir de şöyle söylemiş:
Ey benim münkir nefsim bu acı meşakkat yurdunda
Baki kalan Allah gerisi çaresiz ölen canlardır
Böyle de söylemiştir:
Saatim ve kalbim saatim ve kalbim
Haberiniz var mı birbirinizden.