Yaşamak Ve Ölmek
- Mehmet Atilla Maraş

- 16 saat önce
- 3 dakikada okunur
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil
Yunus
Yaşamak; canlı olan varlığını, sağ ve sağlıklı olarak sürdürmektir. Yaşamak, bir ömürdür. Yaşamak, süren bir hayattır. Zamana bağlı bir olgudur. Doğumla başlayan ve ölüm olayı ile sona erecek olan hayatın, yani varoluşun bu dünyadaki birincisi aşaması tamamlanmış oluyor. İnsan hayatının bu dünyadaki kısmı bir rüya, bir görüntü, bir vizyon hükmündedir. Bir ışık tayfı gibi bir görünüp sonra kaybolan ve fakat yok olmayan...
Doğumdan önceki hayat, anne rahminde devam eden bir hayattır. İnsanoğlunun anne rahminden öne ki bir hayatı var mı? El cevap, elbette var. Zira doğumdan önce ve ölümden sonra bir hayat yoksa, nasıl oluyor da iki yok arasında bir var olabiliyor? Bir varlığın öncesinin ve sonrasının olması lâzım ki o varlığın bir hâli olsun. Hâli-i hazırda var olan şey, geçmişte de, gelecekte de vardır. Akıl ve mantık kuralları bunu bize böyle emrediyor. İşte hayat dediğimiz olgu, bizim şimdiki hâlimizdir.
Ezel ve ebet denen, uçları var mıdır zamanın? Bu uçlar sembollerle eksi sonsuz ve artı sonsuz diye de tanımlanır. Aslında bir ucu filan yoktur zamanın. O kesintisiz bir akıştır ve bir hızdır zaman. Varoluşumuzun bir boyutudur. Varlığımızın üstünde yaşadığı ikinci boyut mekândır. Bu mekân, bütün bir yeryüzüdür.
Varlığımızın aslı ve esası , bedenimizde bulunan ruhumuzdur. Bizim olan, her insanın bağımsız olarak kendisine tahsis edilmiş olan ruh , ezelde vardı şimdi de var ve kendisini bize kabul ettiriyor. O halde gelecekte yani ebediyette de var olacaktır. Mademki halimiz ve duruşumuz budur, peki bu ölmek de neyin nesi?
Ölmek dediğimiz şey, canlılığın sona ermesi mi, mevcut hayatın son bulması mı? Yaşamak dediğimiz bu hayatın, yani görünen bu varlığımızın, artık dünyada görünmeyen bir varlığa dönüşmesi midir? El cevap, elbette öyledir.
Ya sonrası? Öbür âlem? Bundan sonrası için yorum yapmaya mevcut bilgilerimiz yetmiyor. Bu taktirde İnancımıza ve imanımıza sığınmaktan başka bir çıkış kapımız yok. Bu herkes için böyle.
Sonrası dediğimiz alan, inancın ve kabullerin alanıdır. İmanın alanıdır. Bundan sonrası, Amentü’de gösterilmiştir. Yani diriliş!.. Öldükten sonra diriliş ve uyanış. Zaten bu dünya hayatı için, bir uyku hali, yaşadıklarımıza ‘gündüz görülen rüyalar’ olarak bakan düşünürlerin sayısı az değil. Bu olguya böyle inanmazsak ne olur? Ölüm ve ölüm ötesine ait soracağımız her sorunun cevabı askıda kalır.
Bu taktirde böylesine ciddi ve önemli bir konu çözümsüz kalmaya mahkûm olur. Bu sorunu bir şekilde çözemeyen insan, ya inkâr, ya inanmak zorundadır.
Hayat ve canlılık, yani yaşamak, dünya için zamana bağlı, göreceli bir şeydir. Ezelden ebede giden müstakim bir hat var. Kerim kitabımız, bu ve benzer sorulara gayet açık bir şekilde cevap vermektedir. Ruhun diriliği, ebediliği, ölmezliği, öncesizliği ve sonrasızlığı hakkında açıklamalar var. Kendi varlığımız hakkında sorular sormaya alışıp kendimiz hakkında düşünmeye başlamışsak, kendimiz hakkında bilgi edinmek istiyorsak, bir de bu kitaba, yani Kur’an-ı Kerim’e bakmamız gerekir.
Ölen nedir? ruhtan ayrılan cesettir. O topraktan oluşmuştu yine toprağa geri verilir. Toprağa giren ve toprağa dönüşen bedenimizdir. Canımız değil. Beden, ruhumuzun kılıfıdır, kınıdır.
Ölüm, ruhun kılıfından sıyrılarak ondan ayrılması olayıdır. Ecel denen vade gelince, lâtif olan ruh, bedenden ayrılarak uçar gider. Ezelden ebede doğru sürekli bir yolcu olan ruh, dünya gurbetinde bir süre konaklar, serüvenini tamladıktan sonra ölüm denen bir olayla üstündeki zırhını atarak âlem-i berzaha döner. Ruh, bu üçüncü durağı olan berzah âleminde haşre dek bekler...
İlk insan olan Adem’den son insana kadar ‘insanın serüveni’ budur. Bu böyle devam edecektir. Her nefis ölümü bir kez tadacaktır. Demek oluyor ki ölüm; yokluk değil, hiçlik değil, öteye, esas sılaya, ebedi vatana bir terhis teskeresidir.
Ölüm, insana bir azatlık belgesinin sunulmasıdır Meşakkat yurdundan gerçek özgürlüğe ruhun kanat çırpışıdır. Ötelere bir geçit, bir köprüdür.
Ölümü böyle düşünür ve böyle algılarsak, ondan kaçmanın ve ondan korkmanın bir anlamı kalmaz.