Söylem Ve Eylem
- Mehmet Atilla Maraş

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Söylem; bir şeyi telâffuz etmek, söylemek, demek anlamındadır. Eylem; bir şeyi, bir kuramı gerçekleştirme, iş, oluş ve hareket manasında kullanılmaktadır. Eskilerin deyimiyle eylem, bir şeyi kuvveden fiile geçirmek demektir. Kelime olarak fiilin karşılığı olarak da alınabilir.
Bu iki sözcüğe bugüne kadar birçok anlam yüklenmiştir. Bu da bu iki kelimenin içeriğinin giderek zenginleşmesini sağlamıştır.
Söylem ve eylem kelimelerini tanımlarken hep ‘bir şey’ den söz ettik. Nedir o bir şey? O bir şey dediğimiz şey, tek tek birçok şeydir. Yani ayrı ayrı birçok şeyin kendine göre bir söylemi vardır. Biz birçok şeyi, telâffuz ederiz, heceleriz veya tanımlarız. Bu telâffuz ettiğimiz birçok şey, söylenmiş olur. Bir başka deyişle, vaaz edilmiş olur. Söylenmesi gereken birçok şey, sadece söylemde kalmış tatbikata geçememişse, o söylenen birçok şey, teoriden ibarettir. Ya da tatbiki gayri kabil laf spekülasyonlarıdır. Demek oluyor ki söylemin önemi ve değeri, onun eylem kabiliyetiyle ölçülebiliyor. Eyleme geçemeyen söylemin hiç bir değeri yoktur ve o kuru bir söz yığınından ibarettir.
Eğer söylem, eyleme dönüşmüşse, o birçok şey de pratiğe geçmiş olur. Söylem eyleme dönüşürse hareket kazanır ve canlanır. Düşüncede kalan, hayata geçirilmemiş bir takım ilkeler, varsayımlar, kurallar, birer söylem gurubudur. Düşüncede kalmayıp hayata geçen bu söylem gurupları, varsayım ve kuram olmaktan çıkmış pratikte işlerlik kazanmış hareketler, eylemler haline dönüşmüştür.
Bir mecelle ilkesi: 'Her şey zıddı ile kaimdir'. Buna göre bir şeyin söylemi olmadan pratiği olmaz. Düşüncelerini, hayallerini hayata geçirdiğin zaman asıl işi yapmış olursun. Bunun için düşünce ve hayallerinin, pratik hayatta uygulanabilir olması gerekir. Bu konuda birçok proje üretebiliriz, birçok komplo teorisi düşünebiliriz. Ancak bu projelerden kaç tanesinin gerçek hayatta uygulanabilirliği vardır bunu iyi hesaplamak gerekir. Aksi taktirde belki düşünmekle; bir fikir jimnastiği yapılmış olur, bir beyin fırtınası estirmiş oluruz ama hiçbir işe yaramayan, spekülatif düşüncelerle hem kendimizi ve hem de toplumu oyalamaya hakkımız yoktur.
Söylem; potansiyel halde duran birtakım kuramların ve kuralların dillendirilmesi, ete ve kemiğe büründürülmesi anlamına da çekilebilir. Gerçek hayatta ispatlanmış, gerçekliği hayata geçmiş düşünceler birer söylemdir. Bunlar eylemi tamamlanmış söylemlerdir.
Kuşkusuz bir işin, kuramını yapan da, onu pratiğe dönüştüren de insandır. İnsan, geliştirdiği bütün teorileri uygulansın diye ortaya atar. Uygulansın ve insanlar bundan yararlansın.
İlk başta, bir söylemin vaaz edilmesinde ve geliştirilmesinde hep bir iyi niyet vardır. Ancak iş, eyleme dönüştüğünde, insanlık için iyi sonuçlar vermeyen, insanlığın yararına değil aksine zararına işleyen söylemler de olmaktadır. Başlangıçta niyetin halis olması, olumsuz sonuçlar karşısında bir işe yaramıyor. Burada önemli olan husus, söylemin ve eylemin asıl sonucudur. Teori, bir başlangıçsa, pratik, bir sonuçtur. Bir başka deyişle söylem, bir işin başlangıcıysa eylem, o söylemin bir sonucudur.
Bir çoğumuzun, pek çok konuda benimsediği söylem biçimleri vardır. Ancak öyle şeyler vardır ki o şeyin söylemi kişiden kişiye değişmez. O şey, söz konusu olduğunda o konu hakkında bilgi sahibi olan herkes aynı söylem biçimini kullanmak zorunda kalır. Çünkü o şeyin söylemi, kendine hastır.
Dilimizde çok sık kullandığımız ‘şey’ sözcüğü, eşyanın tekilidir. Bir söylem için verilen örnekler aslında ‘şey’ değildir. Örnekler, söylemden eyleme dönüşünce ‘şey’ haline gelirler. Yani bir cesamet, bir hacim kazanırlar.
Amaç, insanın yüceltilmesi ise nasıl ve nereden başlanılması gerektiğini bilmek zorundayız. Aksi halde insanoğlunun düşünceleri, pratikte yine insanları çok vahim sonuçlara götürebilir. Toplu katliamlara, toplu yok edişlere götürerek insanın onuruna gölgeler düşürebilir. Tarihte bunun örnekleri çok görülmüştür.
Bugün ülkemizde, düşünce ve inanç özgürlüğü, eylem ve söylem olarak en çok tartışılan bir konudur.