| Sanat Penceresinden Mehmet Atilla Maraş | Aydın Işık
- Mehmet Atilla Maraş

- 11 Oca
- 3 dakikada okunur
Sanat ve insan ikilemi söz konusu olduğunda insana bakmadan, insanı anlamadan ve onu süzgeçten geçirmeden sanatı anlama çabası eksik ve yanlış değerlendirmeleri beraberinde getirir. Sanatı sağlıklı anlamanın yolu; insanın tabiatını anlamaktan, onu sorgulamaktan ve onunla zihinsel yoğunlaşmaktan geçer. Bu da bizim sanatı çözmeye yönelik işimizi kolaylaştırır ve bizi kendimizi tanımaya götürür.
Ey insan kendini yeniden keşfetmelisin. Sana sunuldu; baharlar, yazlar, dağlar, ırmaklar, ovalar, güller, çiçekler, geceler, gündüzler, denizler. Nimetler senin içindir. Sensin yeryüzünün kusursuz sanatı. En güzel biçim sana verildi. Kötülüklere meylettiren nedenleri bulmak yine senin sorumluluğuna verildi.
Bütün değerleri kendisi için var edilen, bütün güzellikleri kendisine bahşedilen insanı anlamak yeryüzünün en zor sanatıdır. İnsanoğlu; yeryüzünde birçok sanatı gerçekleştirebilir, uçsuz bucaksız hayaller kurarak zorlukların üstesinden gelebilir ama kendi felaketini kendi eliyle gerçekleştirmektedir ve kendisini çözmeye yönelik faaliyetlerin önünde de kendisi durmaktadır. İnsanoğlu; kendisini keşfetmekte çıkmazlara düşmektedir ve çelişkiler yaşamaktadır.
Bugün yaşadığımız dünyayı çekilmez hale getiren de insandır. Böyle yapmakla hem kendisine hem de çevresine acılar yaşatmaktadır. İnsan özünde taşkındır ve nankördür.
Kendisini başıboş sanıp dilediğini yapmaktadır. Gücü ölçüsünde de kardeşlerine dahi zulmetmektedir.
İnsanoğlu yaratıcısının kendisiyle ilgili tanımlamalarını bırakıp da kendi kendisini tanımlamaya kalkınca hatalara düşmüştür. Çünkü kendisini tanımlamaya kalkan insan benliğini diğer benliklerden üstün tutmuştur. Dolayısıyla diğer insanlara zulüm etmekle kalmamıştır onları acımasızca katletmiştir. Böylece de kendi felaketini hazırlamıştır.
Zalim olmak insana hiç ama hiç yakışmıyor. Çünkü kötülük, şeytanın ve onun yandaşlarının işidir. Tarih boyunca insanı yoldan çıkaran, şefkatten ve merhametten uzaklaştıran, bedevîleştiren, dünyasını cehenneme çeviren ve insanı kendisine doğru çekmeye çalışan kötülüğün adı şeytandır.
Ey insan seni yaratılmışların içinde şerefli bir zemine oturtan ve değerli kılan senin akıl sahibi olmandır. Akıl nimetinden dolayı da medeniyeti yıkan bütün kötülükleri ortadan kaldırmak insana düşen önemli bir sorumluluktur.
Zalimin yanında değil mazlumun yanında yer alarak adalet sanatının ve dolayısıyla yaşadığı çağın mimarı olmayı başarmalısın. Ey yaratılmışların şereflisi insan, adalet senin sanatın olmalı.
İnsanı tanımlamaya yönelik çalışmalara dikkat edildiğinde bireysel tanımlamalardan yola çıkıldığını görmekteyiz. İnsan ilişkilerinde bir takım düşünsel verileri ortaya koyan Freud kendi anlayışını bize intikal ettirmiştir. Freud yetenekleri doğrultusunda insanı anlamaya çalışmıştır. Ama Freud'un tezleri insanı anlamak konusunda yetersiz kalmıştır.
Batı medeniyeti insanın kendisiyle olan ilişkisinde ve toplumla bütünleşmesinde yetersiz kalmıştır. Batı insanı, sorgulayarak ona güç sahiplerinin önünde modern köle durumuna düşmüştür. Teknolojide başarıdan başarıya koşan ülkeler bu konuda kendi toplumlarındaki insan için bir çare bulamamıştır. Psikoloji ve psikiyatri dünyası da bu konuda yetersiz kaldığını açıkça ifade etmektedir.
Bireylerin öncelikle kendisiyle barışık olması, kendini tanıması, yeryüzünde yaratıcı tarafından sorumluluk taşıyan bir mükellef olduğunu anlaması ve ilahi mesajın edebin temel kaynaklarına inerek ve onları tanıyarak kendisine doğru anlayarak hareket etmesi gerekir. Bu da mümkündür. Çünkü insanı yaratan Allah insana verilen bu hayatın bir oyun ve eğlence olmadığını ortaya koyarak insandan kendisine dönmesini talep etmektedir. Bunun için insanın taşkınlıktan kaçınması gerekir. İnsan ilişkilerinde, tarihte, örnekler üzerinde düşünmemiz, sentez yapmamız ve kardeşleri, Musa ve Harun arasındaki iletişim üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Dostluğun kalkış noktasında büyük bir sanatın varoluş biçimi ilahi mesajıyla bizlere ileten Allah bütün ilişkilerimizde adalet çizgisini gözetmemizin gerektiği konusunda bizleri uyarmaktadır.
İlkeli bir dostluğu sürdürmenin koşulu ve onurlu yürüyüşe doğru adım atmanın temel ilkesi bilgi ve hikmet üzerine bina edilmeye çalışılan çabanın adı sanattır. Koşullar ne olursa olsun dostlukları önemsemeliyiz. Dostluğu besleyen bütün damarları hassasiyetle korumamızın gerektiğine inancımızı asla yitirmemeliyiz. Yeni bir oluşumun yolunu açmak ancak bugünün koşulları ve sanal dünyanın bize dayattığı olumsuzluklardan ciddi çabalar göstererek kurtulmakla mümkündür.
Sanal dünyanın bugün insanlığa bir çok kolaylıklar getirdiğini ama bununla birlikte de insanlıkla olan münasebetlerde büyük bir tahribata sebebiyet verdiğini müşahede etmekteyiz. Artık insanların dostlarına vakit ayırmak yerine elektronik aygıtlara vakit ayırdığına tanıklık ediyoruz. Dostlarımızı görmekten, onlarla birlikte olmaktan, hüzünlerimizi ve sevdalarımızı onarla paylaşmaktan haz duymalıyız. Dostluğun olmadığı bir yerde bütün yolların ve yönlerin kapanacağı bilincini bir birimize anımsatmalıyız.
Medeniyetlerin inşasının dostlukların ve birlikteliğin sağlanmasıyla ilintili olduğunu, dostlukların arasındaki bağların güçlenmesinin inandığımız medeniyetin yükselmesi olduğuna inanmak durumundayız. İnsan ya medenidir ya bedevi... İnsanoğlu bu iki durum arasında gidip gelmiştir. Bu iki durum arasında temel çatışma dün olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Tarihin temsilcileri ise medeniyetten yana hayatlarını sürdürenler olmuştur. Bu oluşumda da insanların doğru gitmesini temenni ediyorum.
Mehmet Atilla Maraş, kendisi gibi düşünmeyenlerle birlikte yaşamanın koşullarını yakalayanlardan ve barış ve hoşgörüden anlamayanlara karşı onurluca bir duruşun sergilenmesi gerektiğine inananlardan biridir. Ayrıca, toplumsal söylemin, bireysel birlikteliğin, nezaketin ve zarafetin tonlarının gittikçe silikleştiği, ilkelLiğin kendisini hissettirdiği, aşkların seraplaştığı, iklimlerin tarz değiştirdiği bir dönemde Mehmet Atilla Maraş'ın söylemlerinin basamak oluşturduğuna ve sorumlu çabanın sesi olduğuna inanıyorum.
Mehmet Atilla Maraş'ın sanatının kırkıncı yılı dolayısıyla kendisine esenlikler dileyerek sanat hayatının bir umut ırmağına dönüşerek bir çığır açmasını ve olumlu yönelişlere doğru gitmesini temenni ediyorum.