| İnsan, Varoluş ve Mehmet Atilla Maraş | Aydın Işık
- 11 Oca
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Şub
Bütün değerler kendisi için var edilen, bütün güzellikler kendisine bahşedilen insanı anlamak yeryüzünün en zor sanatıdır. İnsanoğlu; yeryüzünde birçok sanatı gerçekleştirebilir, uçsuz bucaksız hayaller kurarak zorlukların üstesinden gelebilir. Ne var ki, kendi felaketini kendi eliyle gerçekleştirmekte ve kendisini çözmeye yönelik faaliyetlerin önünde de yine kendisi durmaktadır. İnsanoğlu kendisini keşfetme sürecinde çıkmazlara düşmekte ve çelişkiler yaşamaktadır. Bugün yaşadığımız dünyayı çekilmez hale getiren, bizzat insanın kendisidir. Böyle yapmakla hem kendisine hem de çevresine acılar yaşatmaktadır. İnsan özünde taşkındır ve nankördür. Kendisini başıboş sanıp dilediğini yapmaktadır.
Batı medeniyeti insanın kendisiyle olan ilişkisinde ve toplumla bütünleşmesinde yetersiz kalmıştır. Batı, insanı uyuşturarak onu güç sahiplerinin önünde modern köle durumuna düşürmüştür. İnsan bu haliyle kendi iç dünyasıyla da kavgalı hale gelmiştir. Teknolojide başarıdan başarıya koşan ülkeler bu konuda kendi toplumlarındaki insan için bir çare bulamamıştır. Psikoloji ve psikiyatri dünyası da bu konuda yetersiz kaldığını açıkça ifade etmektedir.
İnsanoğlu yaratıcısının kendisiyle ilgili tanımlamalarını bırakıp bizzat kendisini tanımlamaya kalkınca hatalara düşmüştür. Çünkü kendisini tanımlamaya kalkan insan, benliğini diğer benliklerden üstün tutmuştur. Dolayısıyla diğer insanlara zulmetmekle kalmamış, onları acımasızca katletmiştir. Böylece kendi felaketini hazırlamıştır.
Toplumun önünde erdemli çağrıların sesi olmaya çalışan bir bireyin öncelikle kendisiyle barışık olması, kendini tanımlaması, yeryüzünde yaratıcı tarafından sorumluluk taşıyan bir mükellef olduğunu anlaması ve ilahi mesajın temsilcisi olduğunu anlayarak hareket etmesi gerekir. Bu da edebin temel kaynaklarına inerek onları içselleştirmekle mümkündür. Çünkü insanı yaratan Allah insana verilen bu hayatın bir oyun ve eğlence olmadığını ortaya koyarak insandan kendisine dönmesini talep etmektedir. Bunun için insanın taşkınlıktan kaçınması gerekir. İnsan ilişkilerinde, tarihte, örnekler üzerinde düşünmemiz, sentez yapmamız salık verilmektedir. Dostluk ve kardeşlik ilişkisi üzerinde yoğunlaşmamız emredilmektedir. Bununla ilgili verilen örnekler çok çarpıcıdır. Habil ve Kabil, Yusuf ve kardeşleri, Musa ve Harun arasındaki iletişim üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Dostluğun kalkış noktasında büyük bir sanatın varoluş biçimini ilahi mesajıyla bizlere ileten Allah, bütün ilişkilerimizde adalet çizgisini gözetmemizin gerektiği konusunda bizleri uyarmaktadır.
Zalim olmak, insana hiç ama hiç yakışmıyor. Çünkü kötülük, şeytanın ve onun yandaşlarının işidir. Tarih boyunca insanı yoldan çıkaran, şefkatten ve merhametten uzaklaştıran, bedevileştiren, dünyasını cehenneme çeviren ve insanı kendisine doğru çekmeye çalışan kötülüğün adı şeytandır.
Ey insan, seni yaratılmışların içinde şerefli bir zemine oturtan ve değerli kılan, senin akıl sahibi olmandır. Akıl nimetinden dolayı da medeniyeti yıkan bütün kötülükleri ortadan kaldırmak insana düşen önemli bir sorumluluktur.
İlkeli bir dostluğu sürdürmenin koşulu ve onurlu yürüyüşe doğru adım atmanın temel ilkesi, bilgi ve hikmet üzerine bina edilmeye çalışılan çabanın adı sanattır. Koşullar ne olursa olsun dostlukları önemsemeliyiz. Dostluğu besleyen bütün damarları hassasiyetle korumamızın gerektiğine inancımızı asla yitirmemeliyiz. Yeni bir oluşumun yolunu açmak ancak bugünün koşulları ve sanal dünyanın bize dayattığı olumsuzluklardan ciddi çabalar göstererek kurtulmakla mümkündür.
Bir dost ve okuyucu olarak baktığımızda, Maraş’ı bir kaç başlık altında değerlendirmek dostluk haklarımız arasında yer almaktadır. Mehmet Atilla Maraş, kimi zaman şair, kimi zaman mütefekkirdir. Onu, birçok yönüyle tahlil etmek gerekir. Bazen derviş olmayı önemser ve dervişliği öne çıkarır; bazen toplumsal sorumluluğu önemseyerek zulme ve haksızlığa karşı durmayı öne sürer. O, koşulların getirdiği haksızlıklara karşı durmayı sorumluluk telakki eder.
Sanal dünyanın bugün insanlığa birçok kolaylıklar getirdiğini ama bununla birlikte insanlıkla olan ilişkilerimizde büyük bir tahribata sebebiyet verdiğini müşahede etmekteyiz. Artık insanların dostlarına vakit ayırmak yerine, o vakitleri elektronik aygıtlarla meşgul olarak geçirdiğine tanık oluyoruz. Dostlarımızı görmekten, onlarla birlikte olmaktan, hüzünlerimizi ve sevdalarımızı onlarla paylaşmaktan haz duymalıyız. Dostluğun olmadığı bir yerde bütün yolların ve yönlerin kapanacağı bilincini birbirimize anımsatmalıyız.
Mehmet Atilla Maraş’ın sanat dünyasına baktığımızda, kendi medeniyetine yaslanarak bir söylem geliştirdiğini ve inancını şiir dünyasına yansıttığını görebilmekteyiz. Bu açıdan Maraş’ın söylemlerinin bir zenginlik olarak önümüzde durduğunu, bu çizgi üzerinde sanat hayatını sürdürdüğünü ve oraya bakarak bir portre ortaya koyduğunu görebilmekteyiz.
Düşünsel anlamda yetim büyüdük. Sanat mimarlarının yüreklerini ortaya koyarak ve duygularını toplumsal ziyafetin sofrasına dönüştürerek şiir ve sanatta bir çığır açtıklarını, bunun da bir ses oluşturduğunu, bu sesin toplumda hak ettiği yere oturmadığının altı çizilmesi gerekir.
Maraş’ın yürüyüşüne bakıldığında hüzünlü ama umut çağrıştıran çizgileri yakalamak ve orada sorumlu bir bireyin duruşunu görmek mümkündür. Dolayısıyla her sanatı kendi inancı ve kalkış noktası temelinde değerlendirmek gerekmektedir. Bu açıdan baktığımızda Maraş, inancını hayatına ve sanatına yansıtan bir duruşu sergilemektedir.
Mehmet Atilla Maraş, sanat vasfını gün ışığına çıkaranlardan biridir. Fırat’ın aman vermeyen dalgalarının içinde yüzmeyi başaran, baskıların yoğunlaşarak kavurucu bir çöl sıcaklığına dönüştüğü Harran’ın kucağında büyüyen, kırk yıldır uzun bir koşuyu sürdüren ve fırtınalı havaların yaşandığı dönemlerde bile yürüyüşüne devam eden Maraş’ı ve şiirini takdirle izliyoruz. Onun şiirini değerlendirirken, eğrisiyle ve doğrusuyla, içinden geldiği koşulları göz önüne alarak bakmak gerekir. Bu nedenle, Maraş’ın sanatını, şiirini değerlendirmek konunun uzmanlarına düşmektedir.
Mehmet Atilla Maraş, barış ve hoşgörüden anlamayanlara karşı, onurluca bir duruşun sergilenmesi gerektiğine inananlardan biridir. Toplumsal söylemin, birlikteliğin, nezaketin ve zarafetin tonlarının gittikçe sönükleştiği, ilkelliğin kendisini hissettirdiği, aşkların seraplaştığı, iklimlerin tarz değiştirdiği bir dönemde, Maraş’ın söylemlerinin basamak oluşturduğuna ve sorumlu çabanın sesi olduğuna inanıyorum.