Sahih Aydın Kimliği
- Mehmet Atilla Maraş

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Aydın; kültürlü, bilgili, münevver, fikri etkinliği ağır basan, okuyan ve yazan, düşünen ve konuşan, değerlendirme yetisi gelişmiş insan için kullanılan önemli bir kavramdır. Aydın, aynı zamanda sorumluluk taşıyan kişi anlamına da kullanılmaktadır. Aydın kimseler hayatlarını kol gücüyle değil, daha çok kafa (zihin) emeği ile kazanan insanlardır. Zihinsel faaliyetlerde bulunan insana entelektüel yani aydın denilmektedir.
Her ülkenin bir aydın kesiminden söz edilebilir. Bir ülkede üst düzeyde her ne oluyorsa, bu aydın kesimin o işte bir parmağının olduğuna inanılır. Bu kesim, sivil veya resmi bir konumda olabilir. Aydın, nihayet bir toplumun içinden çıkan insandır. İçinden çıktığı topluma ve ülke gerçeklerine uyum da gösterebilir, yabancılaşabilir de. Halkına ve kendi kültürüne giderek yabancılaşan aydınların zaman içinde kendi medeniyetlerine ihanet ettikleri çok görülmüştür.
Türkiye toplumu, iki yüz yıldan bu tarafa batılılaşma serüveni içinde fiilen bulunmasına rağmen ne tam batılı olabilmiş ne de tam doğulu kalabilmiştir. Toplumu batıya entegre etmek isteyen kesim şüphesiz aydın kesimdir. Türkiye’de bugün tam anlamıyla bir batıcı aydın kesiminden söz etmek mümkündür. Bu kesim, dindar olmamakla da övünür. Bırakalım dindar olmayı, dini, bir bilgi objesi olsun için dahi öğrenmek niyetinde ve zahmetinde olmazlar.
Bunlar, dinden uzak durmanın kendilerini aydın yapmaya yeter zannederler. Ya da gelenekle yüz yüze gelmenin kendilerini aydın kimliğinden koparacak zannederler. Hep bir vehim ve zan psikozu altındadırlar. Batının bütün değerlerinin bilimsel değerler ve yaklaşımlar olduğunu peşinen kabul ederken, Doğunun bütün geleneksel değerlerinin peşinen bilimden uzak değerler olduğunu varsayarlar. Bu bağlamda, batıya öykünen bir aydın varlığından ve mağlubiyetinden söz etmek mümkündür.
Bizde batıcı aydınların tavrı, batıyı eleştirmeden körü körüne taklit ve kabuldür. Doğulu değerleri peşinen ret ve tasfiyedir. Bu tutum ve davranış, aslında batı tefekkür tarzına ve tavrına aykırıdır. Çünkü batı da kritik etme anlayışı vardır. Batıcı aydının peşin kabul ve taklit anlayışı, aslında onun doğulu bir yanı olan teslimiyetçi yapısından gelmektedir. Doğulu, geleneksel olarak teslimiyetçi, batılı ise tenkitçidir.
Batıcı aydının bir başka yanılgısı da içinden çıktığı halkına karşı olan bakışıdır. Halkı, adeta ‘Harputlu Zenci’, kendini de ‘Harput’ta Bir Amerikalı’ gibi görmesidir. Oysa öykündüğü Amerika, kendisine de zenci gözüyle bakmakta ancak bunu fark edememektedir. Hatta bu aydın tipi daha ileri giderek batıyı ve onun bütün değerlerini kutsallaştırıyor, kendi değerlerini horluyor. Kutsadığı batıyı, kendi içini boşalttığı yerli yanlarının yerine ikame ediyor. Bu durum, tamamen bir ‘mustağrib’ psikolojisi, bir müsteşrik tavırdan başka bir şey değildir. Böyle bir aydına sahici aydın diyebilir miyiz?
Türkiye’de sahici aydın kimdir sorusuna vereceğimiz cevap, elbette yukarıda çizdiğimiz aydın tipi olamaz. Türkiye’de sahici aydın, hem doğulu ve hem de batılı olabilen aydındır. Doğuyu ve batıyı bilen, olaylara bütüncül bir yaklaşımla yaklaşan, Hem doğulu ve hem de batılı olmanın bilincini taşıyan, bir varoluş iradesinin davasını güden, içinde bir isyan ahlâkı geliştiren adam, sahici bir aydındır. Bu sahici aydınlar zinciri tarihimiz boyunca hep var ola gelmiştir. Yakın geçmişimizde, Cumhuriyet dönemi boyunca ve günümüzde de bu aydınlar hep var olmuştur. Bir Mehmet Akif, bir Necip Fazıl, bir Nurettin Topçu böyle aydınlardır. Bir Yahya Kemal, bir Cemil Meriç, Bir Kemal Tahir böyle aydınlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, İdris Küçükömer, bir Oğuz Atay böyle aydınlardır. Bir Sezai Karakoç, bir Şerif Mardin ve bir Erol Güngör böyle aydınlardır. Siz de birçok sahici aydın adını böyle sıralayabilirsiniz.