Ortadoğu, Kudüs, Bereketli Hilal
- Mehmet Atilla Maraş

- 6 Tem 2025
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 Ağu 2025
‘Türkiye Ortadoğu’nun, Ortadoğu da dünyanın şahdamarıdır. ‘ Sezai Karakoç
Ortadoğu coğrafyası; Doğu ve Batı medeniyetlerinin ve kültürlerinin kesiştiği, yazılı tarihin
başladığı, bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya; Türkiye, İran, Afganistan, Arap Yarımadası (Kuveyt,
Bahreyn, Suudi Arabistan, Katar, B.A.E, Umman, Yemen) Irak, İsrail, Kıbrıs, Filistin, Suriye,
Mısır dâhildir.
Slav-Ortodoks Batı kültürlerinin, Doğu kültürleriyle (Afrika, Çin ve Hint kültürleri vs.) temas
ettiği bölge, ‘Ortadoğu’ diye adlandırılmıştır. (The Middle East)
Ortadoğu coğrafyasında bugün takriben 400 milyon insan yaşamaktadır. Bu coğrafyada irili,
ufaklı 16 devlet bulunmaktadır. Türkiye ve İran, köklü devlet geleneğinden geldikleri için
tarihleri çok eskidir. Afganistan hariç, diğer 13 devlet; 20 yüzyılın İlk yarısında, Osmanlı
İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla oluşmuş, sömürgeci Avrupa’nın (İngiliz ve Fransa),
sınırlarını cetvelle çizdiği devletlerdir.
Bu devletler, 16 Mayıs 1916 da yapılan gizli Sykes-Picot anlaşmasına göre yapay sınırlarla
kurulmuştur. Böylece Ortadoğu haritası, değiştirilerek yeniden şekillenmiştir. Halkının büyük
çoğunluğu Arap olan bu devletlerin başına, İngiltere’nin mutemet adamları olan aşiret reisleri
veya asker kişiler getirilmiştir.
Bu plan çerçevesinde İngiltere ve Fransa önemli kazanımlar elde ettiler. Plan, yüz yıllıktı ve
2016 da bu planın ömrü bitti. Emperyalist devletler bu coğrafyada, yeni arayışlara girdiler. Bu
kez ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ni devreye soktular.
SYKES – PİCOT Nedir?
İngiltere Hükümetini temsilen Mark Sykes ile Fransız hükümetini temsilen George Picot’un 16
Mayıs 1916’da İngiltere’de yaptıkları gizli görüşmelerde uzlaşarak Ortadoğu’yu, cetvelle
sınırlar çizerek devletlere ayırdılar. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı’nın
Ortadoğu’daki topraklarını parçalayıp petrol zengini olan bu toprakları ele geçirmek, onların
en büyük emelleriydi. Bu yüzden coğrafyayı parçalayıp, böldüler. Emellerine kavuştular. Bu
anlaşma İtalya ve Rusya tarafından da onaylandı.
Irak, Ürdün ve Filistin İngilizlerin, Suriye, Lübnan, Türkiye’nin Güneydoğu’su (Adana, Antep,
Urfa, Maraş, Mardin, Diyarbakır) Fransızların kontrolüne bırakıldı. Bu bölüşümde, sınırları
eskisi gibi kalan Mısır, İngiltere’nin yönetiminde kaldı. Kuzey Afrika Ülkeleri olan Fas, Tunus,
Cezayir ve Libya ise Fransızların kontrolüne bırakıldı.
Emperyalist İngiltere’nin birinci projesi, Osmanlı devletinin yıkılması, ikinci projesi, aşiret
devletleri oluşturarak, hepsini kontrol edip elinde tutmaktı. Bu arzularına kavuştular.
Bu coğrafya neden çok önemlidir?
1. Doğu ve Batı kültürlerinin kesişme noktasında olmasından dolayı jeopolitik konumu
itibarıyla,
2. ‘Bereketli Hilal’ diye tanımlanan tarıma elverişli toprakların bu coğrafyada oluşu,
3. Tarihe yön veren semavi dinlerin menşeinin burada olması(Yahudilik, Hıristiyanlık ve
İslam),
4. Zengin yeraltı kaynaklarının, petrol ve su kaynaklarının burada olması (Nil, Fırat ve Dicle).
Bu özelliklerinden ötürü Ortadoğu, sömürgeci batı toplumlarının, her zaman iştahını
kabartmıştır.
Yahudi ve Siyonist olan eski ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger diyordu ki:
“Kesin olan bir şey varsa o da Ortadoğu’nun eskisi gibi olmayacağıdır.” Büyük Ortadoğu
Projesi (BOP), sinsi Siyonist bir planın yeniden bu topraklarda ortaya konmasından başka bir
şey değildi.
Bereketli Hilal Neresidir?
Bu bölge; Irak, İsrail, Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi kapsar. Bu bölgeye, Nil nehrinden dolayı
Mısır’ı da katmak gerekir. Bereketli hilal denilen topraklar, Nil ve Fırat arasında kalan mümbit
toprakların tamamıdır. Buraya, Yahudi ilahiyatına göre Arz-ı mevut (vaat edilmiş toprak) veya
Kuranın tabiriyle Arz-ı mukaddes de denilmektedir.
Ortadoğu’yu önemli kılan etkenlerden biri de Mezopotamya (Fırat’la Dicle arası), Nil nehri ve
vadisi gibi verimli toprakları bünyesinde barındırmasıdır. Bereketli hilal olarak adlandırılan bu
coğrafya; geçmiş tarihte Mısır, Sümer, Babil ve Asur gibi su eksenli medeniyetlere ev sahipliği
yapmıştır.
Medeniyet kurmuş olan toplulukların hemen hepsi, suyu bol merkezleri seçmişler, suya bağlı
olarak yaşamışlardır. Su, Hayattır. Bütün canlılar sudan yaratılmıştır. (Ve cealna minel mai
kulle şeyin hayy. Enbiya/30)
Mezopotamya ve Mısır’da yaşamış halkların kutsal kitaplarını, efsane ve destanlarını
incelediğimizde Nil, Dicle ve Fırat’ın insan hayatında önemli roller aldığını görmekteyiz. Bu üç
büyük nehrin kıyılarında kurulmuş olan şehir medeniyetlerinin “SU” kavramı üstünde
yoğunlaştıkları anlatılır. Bugün de su, bölge halkı için asla önemini kaybetmemiştir.
Fırat Kelimesi; içen kişiye ferahlık veren tatlı su anlamındadır. Kuran'ı Kerim'de üç ayrı suredeadı geçmektedir: Furkan/53, Fâtır/12, Mürselat /27
Sümer mitolojisinde anlatılan Tanrı Sin, Fırat üzerinde Gaffeh denilen ve yakın zamanlara
kadar kullanılan keleklere benzeyen yuvarlak bir kayıkla nehrin içinde yol alırdı.
Denilmektedir.
Fırat'ın en büyük özelliği, tarım alanlarının sulanmasında oynadığı rol ile, nehir
taşımacılığında oynadığı roldür. Bu yüzden Fırat kıyısında yaşayan halklar, tarih içinde Birecik,
Zeugma, Rumkale, Kargamış, Kommagene, Kerbelâ, Hille ve Basra gibi tarihte iz bırakmış
şehir devletleri kurmuşlardır.
Tevrat'a göre Âdem ve Havva'nın içinde yaşadığı cennet, Dicle ve Fırat arasındaki bölgede
kurulmuştur. Bugün için Urfa’da Göbeklitepe’de yapılan kazılarda bulunan bulgular, insanlık
tarihini bundan 12.000 yıl öncesine götürmektedir. İnsanlığın en eski tarihi bu coğrafyada
yaşanmıştır.
Tarım, ticaret ve şehircilik dünyaya bu bölgeden yayılmıştır. İlk yazı türü olarak bilinen çivi
yazısını, buradaki medeniyetler bulmuş ve kullanmıştır. Tarımda; buğday, arpa, mercimek ve
nohut ziraatı, ilk defa Mezopotamya bölgesinde yapılmıştır.
Dünya tarihinin kökenini oluşturan üç büyük semavi dinin bu coğrafyada olması, bölgeye
mistik ve gizemli bir boyut kazandırmıştır. Ortadoğu’ya sahip olmak, Hristiyan ve Yahudiler
tarafından maddi kazançların yanında, ilahi bir görev olarak da algılanmıştır.
İlahi Algının Kaynağı: Kudüs
Arap yarımadasındaki Mekke ve Medine’den sonra Filistin bölgesinde yer alan üçüncü kutsal
şehir Kudüs’tür. Kudüs, 3000 yıl önce Hz. Davud tarafından kurulmuştur. Kudüs, aynı
zamanda üç semavi dine ev sahipliği yapmış, Kâbe’den önce Müslümanların yöneldiği
Mescid-i Aksa’nın olduğu şehirdir. Hz. Muhammed, Mescidi Aksa’dan Miraca yükselmiştir.
Yahudiler ve Hristiyanlarca kutsal sayılan, yüksekliği 500 metreyi ancak bulan Siyon dağı,
Kudüs’e çok yakın olan bir tepenin adıdır. Hristiyanlara göre Hz. İsa bu tepede çarmıha
gerilmiştir. Hz. Davud’un kabrinin bu dağda olduğuna inanılmaktadır. Siyonizm, adını bu
tepeden almaktadır.
Hz. Davud’un kurduğu ve oğlu Hz. Süleyman’ın mamur ettiği bu şehir, Babil Kralı
Nebukadnezar (Buhtunnasır) tarafından M.Ö, 597 de yakıldı, Süleyman Mabedi yıkıldı. Şehir
halkı Babil’e sürgüne gönderildi. Daha sonra Kudüs, Romalılar tarafından ikinci büyük bir
işgali yaşadı.
Bereketli Hilal ve Haçlılar
Haçlılar; dini motifli, on birinci yüzyılın sonlarında, “Kudüs’ü kurtarma” sloganıyla Türkleri
Anadolu’dan atmak ve bütün Ortadoğu’yu ele geçirmek için Batı'da başlatılan siyasi amaçlı
askerî harekâta katılanlara verilen addır. Haçlılar, Araplar tarafından ‘Ehl-i salib” diye
adlandırılır.
Haçlı Seferleri, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Müslümanların elindeki Orta Doğu toprakları
üzerinde siyasi ve askeri kontrol kurmak için başlattıkları seferlerdir. (1096 - 1272 ) Bu
tarihler arasında Ortadoğu’ya tam sekiz defa Haçlı seferi düzenlenmiştir.
Haçlılarla 1187’de Hittin’de yaptığı savaşı kazanan komutan, Eyyubi Devleti’nin kurucusu
Sultan Selahattin-i Eyyubi’dir.
Birinci Haçlı Seferi’nin sonunda, (1101) bu topraklarda üç haçlı devleti kuruldu; Kudüs Krallığı,
Antakya Prensliği ve Urfa Haçlı kontluğu.
Kutsal şehir Kudüs’ün ilk fatihi; harp yapmadan, şehrin piskoposu tarafından verilen şehrin
anahtarlarını teslim alan Hz. Ömer’dir.
İkinci fatih, Kudüs’ü kılıç gücüyle alan ‘şarkın sevgili sultanı’ Selahattin’ Eyyubi’dir.
Batılıların bugün başka kılıflar altında Ortadoğu’ya, özellikle Mezopotamya’ya saldırıyor
olmalarının temelinde, dini ve mistik bir kaygı taşısalar da bugün için istedikleri şey; su ve
nefttir. Yani petrol. Irak ve Suriye’de çıkartılan savaşların temelinde su ve petrol ile, bu
verimli topraklar üzerinde Hristiyan ve Yahudilerin geleceğe ait maddi çıkarları yatmaktadır.
Batılılar tarafından Ortadoğu’ya, bir hançer gibi sokularak 14 Mayıs 1948 yılında kurdurulan
İsrail Devleti’nin menfaatlerini korumak, büyük İsrail olarak sayılan ABD‘nin, önemli ve
vazgeçilmez görevi olmuştur. Amerika, Fransa ve İngiltere’den sonra bu topraklarda söz
sahibi olmak için açıktan devreye girmiştir. Şu an itibarıyla birinci derecede söz sahibi
ABD’dir.
İsrail Devlet’inin bayrağındaki mavi renkli alt ve üst çizgilerden biri, Fırat’ı, diğeri Nil’i temsil
etmektedir. Bayrağın ortasındaki iç içe geçmiş eşkenar üçgenler; erkeklik ve dişiliğin sembolü
olan Hz. Süleyman’ın mührünü temsil etmektedir. Bu mühür, altı köşeli Siyon Yıldızı’dır.
Üsteki üçgen eril olup ateş unsurunu, alttaki üçgen dişil olup su unsurunu sembolize eder.
ABD ve Ortadoğu
Özellikle ABD, bu topraklarda Kürt ve Ermeni devleti kuracağını söyleyip, önceleri, Ermeni
Asala örgütüne, 1984’ten itibaren de PKK ya destek vermiştir.
ABD; İsrail’in güvenliğini sağlamak, vaat edilmiş toprakları, aşama aşama İsrail’e teslim etmek
ve Siyonizm’in emellerini bölgede gerçekleştirmek istemektedir. Bunun için 2003 yılında önce
Irak’ı işgal etmiş, sonra da Suriye’ye yönelmiştir.
Çok yakın bir tarihte ‘Bölgeye demokrasi getireceğim.’ diye Irak’ta bir milyon insanın
ölümüne, Suriye’de istikrarı yok ederek binlerce insanın ölümüne sebep olmuş, yedi milyon
insan göçe zorlanmıştır. Bugün için Suriye diye bir devlet yoktur. Savaş artığı bir enkaz vardır.
Yahudilerin Kutsal kitapları olan Tevrat’ta, vaat edilmiş toprakların Fırat ve Nil arasında
olduğu yazmaktadır. Tevrat’ta “Öldürmeyeceksin” denilmesine rağmen, onlar fırsat buldukça
çoluk çocuk demeden hep öldürüyorlar. Filistin'de yıllardır savaş devam ediyor. Kitab-ı
mukaddeste tanrının on emri şöyle sıralanır:
1. Allah'tan başka ilahların olmayacak,
2. Kendin için oyma put yapmayacaksın,
3. Allah’ın adını boş yere anmayacaksın,
4. Cumartesi günü hiçbir iş yapmayacaksın,
5. Babana ve anana hürmet edeceksin,
6. Adam Öldürmeyeceksin.
7. Zina etmeyeceksin,
8. Çalmayacaksın,
9.Yalancı şahitlik yapmayacaksın,
10. Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.
İslam ve Hilal
İslam’da hilal; barışı, emniyeti ve huzuru temsil eder. İslam; huzurun, barışın ve emniyetin
teminatıdır. Hristiyanlık, ya da haçlı denilince; uzun zamanlardan bu yana savaş, kan,
sömürü, haksız yere adam öldürmek akla geliyor. Tarih boyunca yapılan bütün büyük
savaşları, Hristiyan Batı çıkarmıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra dünyada kan
ve gözyaşından başka eser kalmamıştır. Bu savaşlarda milyonlarca insan ölmüştür.
Bugün için Orta Doğu’da, Müslüman coğrafyalarda, Afganistan’da, Mezopotamya’da,
Filistin'de, Suriye’de, Irak’ta fitne ve fesat çıkaranlar, haçlı zihniyetin eseridir.
Hıristiyanlık şirki, İslam, tevhidi temsil etmektedir. İslam’ın sembolü Hilal ile Hıristiyanlığın
sembolü olan Haçın, tarih boyunca süren hesaplaşması henüz bitmemiştir ve devam
edecektir. Ancak, Hak gelince batıl zail olacaktır. Bundan hiç kuşkumuz yoktur.