Okumak
- Mehmet Atilla Maraş

- 7 gün önce
- 2 dakikada okunur
İkra bismi rabbikellezi halak. Yaratan Rabinin adıyla oku. Kur'an: 96/1
Niçin okuruz? İnsanlar neden okuma ihtiyacı duyar? Neyi, nerede ve nasıl okuyacağız? Bu ve benzer soruları daha da çoğaltarak kendimize sorabilir ve hemen cevap alabiliriz. Okumak bir ihtiyaçtır çünkü. Yazıya geçirilmiş ve okunmaya değer bir şey varsa ortada, okuyan da bulunacaktır.
Olaya bir de kendi kültür ve medeniyetimiz açısından yaklaşmaya çalışalım. Mübin bir kitap olan Kur’an’ın ilk inen ayeti İKRA'dır. Oku...Bu, aynı zamanda bir emirdir. Oku; canlı ve cansızı, bütün varlıkları yaratan Rabbinin adıyla. Bütün bir kâinat kitabını sayfa sayfa oku emrindeki okumanın önemi apaçık ortadır. Kur'an'dan sonra yazıya geçirilmiş nice nice kitap var. Bu noktada okuyucunun bir seçim yapması onun en doğal hakkıdır. Çünkü insanın ömrü pek kısadır ve zaman, çok çabuk geçmektedir. Bu taktirde herkes kendi seçimini yapacak ve herkes kendisinin taktir ettiği kitapları alıp okuyacaktır. Bunda bir dayatma ve zorlama söz konusu olamaz, olmamalıdır.
Okumak, bir alışkanlık ve tercih işidir. Tıpkı yazı yazmak gibi. Okuma işinde bir alışkanlık, bir tiryakilik peyda etmemişseniz işiniz zordur. Bu okuma alışkanlığını bize kim verecek veya bize kim kazandıracaktır? Elbette ki bu işin önemini kavramış ebeveynler, eğitimciler, öğretmenler... Eğer bu sayılan sorumluluk sahibi insanlarda okuma alışkanlığı yoksa o toplumun insanlar için tehlike çanları çalıyor demektir. Zaman zaman tertiplenen okuma-yazma seferberlikleri, toplumu sadece okur ve yazar yapmayı hedefler. Ancak bu bizim üzerinde durduğumuz bir okuma ve yazma seferberliği değildir. Bizim burada kastettiğimiz okuma; kitap alıp okuma, bu konuda alışkanlık elde etmektir. Yazmadan muradımız; eline kalem alıp sadece meramını ifade değil, resmen yazı yazmayı becerebilme yani yazar olma ile eş anlamlıdır.
Kitap okuma alışkanlığı, evde kitaplık veya kütüphane kurmak, kitap sevgisi, kitaba bağlılık ve hatta bağımlılık, kitap okumanın kutsiyeti, sürekli olarak sorumluluk taşıyan bu işin gönüllü görevlileri tarafından telkin ve tavsiye edilmelidir.
Çok değil, daha yakın zamana kadar şehirlerimizde kıraathaneler vardı. Bu kıraathaneler daha sonra kahvehanelere, şimdilerde ise kafelere dönüştü. Kıraathane, okuma evi demek. Bu okuma evlerinde insanlarımız sohbet eder ve kitap okurdu. Ya da bir kişi okur diğerleri de dinlerdi. Bugünün kafelerinde gençlerimiz ne konuşur ne dinler ve ne okur bilinmez.
Şehirlerimizde üniversitelerin açılıp çoğalmasıyla beraber üniversite muhitlerine yakın çevrelerde birdenbire mantar gibi kafeler türemeye başladı. Günün boş zamanlarını kitap okumaya ayırmaları gereken gençler, bu kafelere doluşarak zaman öldürmekle ne kazanıyorlar anlamak mümkün değil. Kitap okuma alışkanlığı bulunmayan insanlar, nefislerine çok kolay gelen mazeretler uydurarak ve mesela kitapların çok pahalı oluşundan şikâyet ederek kitap okumadıklarını beyan edebilmektedirler. Bu insanlara kitap alacak parayı verseniz de onlar kitap alma zahmetinde bulunup okumayacaklardır. Bu tehlikeli bir gidiştir. Tedbir alacak hiç bir merci de ortalıkta görünmemektedir.
Ülkede, kitap alıp okuma alışkanlığı düşük seviyelerde seyrederken kitap basıp yayınlama oranı da gelişmiş ülkelere nazaran oldukça düşüktür. Hâlâ bu ülkede, kitap bir suç aleti gibi görülüp toplatılabilmektedir. Hâlâ düşünce ve düşünceyi yazılı veya sözlü ifade etme, bir şekilde suç sayılmaktadır. Düşünce ve ifade özgürlüğü tam ve kâmil manada bu ülkede yaşandığı gün, kitap okuma ve yazma alışkanlığımız da artacaktır. İnsanımız, zamanı israf etmenin nelere mal olacağını öğrendiği gün, okumanın da yazmanın da değeri daha doğru anlaşılacaktır.
Gençlerimiz, yaşlılarımız çocuklarımız her fırsatta ellerine kitap alarak yolda, metroda, deniz kıyısında, dağ başında, işten artan zamanlarda veya geceleri, yani her fırsatta eline kitap alacak ve kitap elinden düşmeyecektir. Gelecek günler, bunu müjdeliyor bize.