| Nef’'îce Bir Edâ, Nâbîce Bir Duruş: Atilla Maraş’ın Şiiri | Eyüp Azlal
- 1 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Şub
Edebiyat çevrelerinde Mehmet Atilla Maraş’ın şiirinde tatlı ve sert bir üslubun var olduğu söylenir. Şair-yazar Vahap Akbaş, kendisiyle yapılan bir söyleşide, Maraş’ın şiirinde Nef’î’ce bir eda olduğunu söylemişti. Bu niteleme doğrudur. Nef’î’nin tarzı şiirde erkeksi bir üsluptur. Gerçekten de Maraş’ın şiirlerine baktığımızda “Hey yar, ey dost, hey ah” ve benzeri kelimelerde sert ünsüzlerin hâkim olması tesadüfî değildir.
Abdulvahhap Akbaş’ın bu doğru tespitine katılarak doğru olan bir başka şeyden daha bahsetmek istiyoruz. Maraş, Nef’î olduğu kadar Nâbî’dir de. Bunun nedeni, Urfa’da doğup üniversiteyi Erzurum’da okuması ve şiirinde bu bölgenin coğrafyasını yansıtmasıdır.
Kan akar içimizde bir feryat bir ahımız yoktur
Kitabın kaybolduğu yerde bir sahafımız yoktur
Kanakan devridir gül demek bile kanatır bizi
Çirkinedir bu kurşun söz güzele lafımız yoktur
Dost bilsin hey canım hey hele ki düşman bilsin
Bu kavgada bizim kimseye eyvallahımız yoktur
Kaldır başını eğlenme yüz görün bin kerem et
Ahir zamandır bu son kıyamda bir safımız yoktur
(Şehrayin, s.12)
Eline kılıcı alıp cenge çıkan, şahlanan, isyana kalkan bir Alperen edasındadır Atilla Maraş. Şair burada hak yolunda savaşan, mücadele eden, başı dik, sözü gür, özgür bir Nef’î’ce söyleyişe sahipken;
Mirim, üstadım yalnızım üstelik perişanım
Gam dağılır çağırsan gelirim sohbetine
(Şehrayin, s.13)
Kendinden geçmiş, perişan bir halde mürşidini arayan bir derviş portresiyle de karşımıza çıkıyor. Bu da Nâbî üslubunun en canlı örneğidir.
Maraş, şiirinde “hakikatten parıltılar” gösterirken kuruluğa, ucuz söyleyişe, slogana da karşıdır. Ona göre böyle söyleyişler şiiri ciddiye almamanın ve yeteneksizliğin ifadesidir. Türk şiirinde anlam ve estetik kayması, İkinci Yeninin kargaşalığı ve uyumsuzluğuyla da alakalıdır.
M. Atilla Maraş, şiirinde “imgeyi” değil istiareyi, zaman zaman da doğrudan ifadeyi seçiyor. Bu tutum bazı beyitlerin kuruluğuna, bazılarının da fevkalade uyum ile fark atmasına sebep oluyor. Böylece 10-15 beyit içinde kendini belli eden birkaç mısra öne çıkıyor. Atilla İlhan’da da böyle birkaç mısraının sürüklediği şiirler yaygındır.(1)
Bürokrat şiirinde;
Sesten rakamdan yoruldun imzalardan
Tükenişe direndin uyarılara bilendin
Beyti böyledir. Aşağıdaki beyit bu beyite göre doğrudan anlatım seçilmesine rağmen daha şairanedir:
Geçtik dünya derdinin
Telaşlı yorgun aşamasından
Maraş’ın hayatının geçtiği yerleri ve olayları anlattığı şiirleri manzum hikâyeye daha yakındır. Bu durum anlattığı konunun gerçekliğinden ve şairin onu şiire yansıtmak istediğinden kaynaklanmaktadır. Bu şiirlerden biri de Şehrayin’in ikinci bölümünün ikinci şiiridir. Şiirdeki şehir isimlerinden, şairimizin görev yaptığı yerleri takip edebiliyoruz.
Maraş, kimi şairlerde yenilik adına yapılan artistik söyleyişlere yanaşmaz. Kullandığı imajlar basit ve basmakalıp olmamakla beraber hiçbir şey düşündürtmeyecek kadar da anlaşılmaz değildir. Okuyucuyu bilmece çözer gibi zorlamaz. Ama bu kolay anlayış kimi şairlerin tekrar okunmasını engeller.
Şairin tanınmasını sağlayan ve yazıldığı günden beri gecelerde, programlarda sıkça okunan Aney şiiri buna örnektir. Aslında henüz şiire yeni başladığı yıllarda yazılmıştır. Bu şiirde baştanbaşa gurbet kokan Anadolu coğrafyası vardır; halkın inancı, folkloru, günlük yaşamı vardır. Daha sonra şairin hatıralarında “Bütün bunları, gurbete gitmiş bir gencin annesine yazdığı mektup biçiminde düşündüm ve mektup-şiir şekline getirdim”(2) der.
Şair, şiire yöneltilen birçok eleştiriyi, kendi şiirinin sadece Aney’den ibaretmiş gibi değerlendirilmesini haksız bulmaktadır. Şiir teknik bakımdan zayıf olsa da “saf, yoğun, içten, duygu akımı, şiirdeki bu acemiliği sevimli kılmaktadır. Acemilik, bu şiire has bir unsur olarak bu sevimliliği desteklemektedir. Şiiri güzel kılan bir yan da içinde sessiz bir tabiatın bulunuşudur. Bazen dışımızda bulunan tabiat birdenbire içimize giriverir.
Yazar Bilal Davut, Aney kitabını değerlendirirken “Trajik Unsurlar ve Hüzün” diye bir başlık atar yazısına. Trajik unsurun ağır bastığını ve bunun en önemli belirtilerinden birinin de keder olduğunu dile getirir. Bu özel bir kederdir. Bu hüznün ne şairin özel yaşantısının birikimiyle ne de okuyucunun dışarıda olup bitenin içten duyulmasının sonucuyla ilgilidir. Bir başka deyişle şair, bağlantılı olanın trajiğini dile getiriyor bu şiirlerinde.
Hamza Talas da Aylık Dergi’de Mavera’nın 62. sayısına kadar olan değerlendirmesinde, “Bizim kesimde fotoğraflı olan tek şair Maraş’tır.” diyerek bu açıdan farklılığını dile getirir. (3)
Maraş, şiirdeki asıl başarısını küçük şiirlerde gösterir. Küçük şiirler Maraş’ın bir tutkusudur. Bu tutkusunu her şiir kitabında gösterir. Mustafa Kutlu’ya göre diğer şiirlerinin içinde de pek çok küçük şiirler vardır. Bunlar şiir hücreleridir. Espriye, şaşırtmaya, yoğun manaya dayamaya çalıştığı bu şiirlerini Şüphesiz Üstad Necip Fazıl’a borçludur.
Üstad’ın:
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgâr artık ne yandan esersen es
Şeklindeki tek beyitlik şiirlerine karşılık, Maraş’ta,
En leylî gecelere ışık
İnsanlara gerekli biraz
Şairin sevdiği kiraz
Gibi söyleyişler etkindir. “Sehl-i mümteni” diyebileceğimiz bu şiirlerde ince bir süsleme ve ses güzelliği hâkimdir. Zorlamasız tabii kafiyelerin de bu ses güzelliğinde payı vardır.
Gözlerin ne siyah ne elâ
Gözlerin yangın yeri
Kerbelâ
Şiirindeki “gözlerin” kelimesinin tekrarı ve “ela”nın “Kerbela” tunç kafiye oluşturması ile “n” sesinin burada bir aliterasyon oluşturması şiire ayrı bir güzellik katmıştır.
Şair, Aney kitabında başarıyı Yeryüzü Coğrafyam, Göç, Bu Kızgın Alazda ve Hüsran Notları şiirlerinde gösterir.
Bütün bunlardan hareketle Mehmet Atilla Maraş şiirlerini şekil ve muhteva yönünden değerlendirecek olursak, bu şiirlerde Nef’îce bir eda ile Nâbîce bir duruşu görmemiz mümkün olmaktadır.
Dipnotlar
1- Şehrayin Üzerine, Kutlu Mustafa, Yeni Devir 24 Nisan 1981
2- Kasır Ayşegül, “M. Atilla Maraş ile Söyleşi, Palandöken Gazetesi
3- Aylık Dergi sayı: 64-65-66