top of page

| M. Atilla Maraş'ta Ortadoğu Bilinci | Mustafa Özçelik

  • 1 Şub
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Şub

Ortadoğu olarak isimlendirilen coğrafya, bugün resmi sınırlarımız içinde olmasa bile tarihsel ve kültürel geçmişi itibariyle “tabii sınırlarımız” içinde düşünmemiz gereken bir yerdir. Zira bu coğrafyada uzun süren bir siyasi hâkimiyetimiz oldu. Daha da önemlisi, bu coğrafyanın insanlarıyla inanç, kültür bağlarımız var. Bu yüzden Ortadoğu bu bilince sahip kimselerce kendi coğrafyamız olarak görülmüş, Şam İstanbul'dan, Bağdat Bursa'dan, Gazze Diyarbakır'dan ayrı tutulmamıştır. Durum böyle olduğu için de Ortadoğu edebiyatımızda hep var olmuştur ve olmaya da devam edecektir.


Edebiyatımızda, özellikle de şiirimizde bu konunun tarihsel sürecine baktığımızda şunları görürüz: Yakın dönem edebiyatımızda Ortadoğu ile ilgili ilk bilinçli ses, Mehmet Akif Ersoy'dan yükselir. Çünkü daha önceleri Endülüs acısı yaşamış İslam milletinin ana kütleden koparılacak yeni parçası, bu bölge yani Ortadoğu'dur. Ama Akif'in çığlıkları duyulmaz olur ve Batılıların oyunlarıyla her biri bir Osmanlı eyaleti olan bu bölgelerde irili ufaklı pek çok devlet kurulur.


Edebiyatta Ortadoğu bilinciyle ilgili daha sonraları Sezai Karakoç ve onun ardından da Nuri Pakdil isimleri öne çıkar. Her ikisi de bu bölgeye ilgi duymamız, buralarla ilgili bir bilinç kuşanmamız için pek çok yazı yazmış, kitaplar yayımlamış isimlerdir. Onlar, kendilerinden sonra gelen şairlere de bu anlamda örneklik ve önderlik yaptılar.


Ortadoğu konusundaki duyarlı şairlerimizden birisi de Mehmet Atilla Maraş'tır. Öyle ki daha ilk kitabına “Doğudan, Batıdan, Ortadoğu'dan” ismini vermiştir. Urfa doğumlu olan Maraş'ın bölgeye dönük bu ilgisinin ilk bakışta coğrafi yakınlıktan geldiği söylenebilir. Ama daha önemli bir sebep şairin düşünsel kimliğidir. Bu kimliğin bir gereği olarak şairimiz bu bölgeyle ilgili sağlam bir bilinç taşımaktadır. Şimdilerde bu ilginin Suriye ve Irak meselesiyle birlikte yeniden yoğunlaştığı gözlense bile, yine de yeni şairlerde bu tür heyecana rastlamak pek mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Maraş'ın kitabının bir kez daha okunmasında fayda görüyorum.


Kitabın birinci bölümü daha çok Urfa'yla ilgilidir. “Kendime Dair Notlar” şiiriyle başlayan bu bölümde, şairin çocukluğunu geçirdiği bu şehirle ilgili ayrıntılar, izlenim ve çağrışımlar yer alır. Ortadoğu ile ilgili şiirler ise ikinci bölümü oluşturur. Fakat bu bölümde de muhtemelen Ortadoğu meselesine bir girizgâh olarak Bağdat şehri isim olarak şiire girmekte gecikmez:


Çok kompartımanlı bir tren gelir Bağdat'tan

Ölüm olur geçer, sevgili olur durur


Yine “kutlu çağ” özlemiyle ilgili şu dizeleri de Ortadoğu bilincinin bir yansıması olarak görmek gerekir:


Alıp getirsin, alıp getirsin

O kutlu çağı eski destandan


İkinci bölüm tümüyle Ortadoğu duyarlığı ile yazılmış şiirlerden oluşmaktadır. Tabii, Doğu'dan bahsedilecekse bunun karşısında Batı vardır. Çünkü Ortadoğu'nun problemleri Batı'nın bu bölgedeki ayrılıkçı faaliyetleriyle başlamıştır. Şair bu yüzden Batı haberleriyle başlar söze. Krallar ve soytarıları, şatoları, kiliseleri yani Batı'yı simgeleyen her ayrıntıyı eleştirel bir gözle sorgular.


Kralı gördüm kralı

Etrafında parendeler atan soytarıları


Bu dizelerle başlayan “Tutanak 1” şiiri “Tutanak 2” ve “Tutanak 3”le devam eder. “Gladyatörler”, “Neron”, “Atina”, “Sokrat”, “Aristo”, “Eflatun” isimlerinden hareketle sorgulama devam eder ve şair diliyle Batı'nın ruh coğrafyası ifşa edilir. Bu bölümde Ortadoğu duyarlığı ekseninde:


Ey Kudüs ey Mescid-i Aksa


Denilerek sadece bir şehirden ve buradaki kutlu Mescid'den söz edilir ki, bu coğrafyaya ilişkin söyleneceklerin dün olduğu gibi bugün de ana kavramlarıdır bunlar.


“Doğu Haberleri” şiiri ise bu coğrafyaya ilişkin duyarlığın tarihsel bir perspektifte ele alındığı bir şiirdir. Şair, söze Çin'den bahsederek girer. Oradan Moğollara ve Hülagu Han'a geçerek bu coğrafyayı talan eden bir ismi bize hatırlatır. Çünkü Hülaguların soyu bitmemiştir. Yine Haçlılar da Batı'dan gelen tufanın adıdır. Ama her gecenin bir sabahı vardır:


Ortadoğu, kitaba asıl olarak “Ortadoğu haberleri” şiiriyle girer. Batı'yı, Amerika'yı bu bölgeye çeken görünüşteki sebep petroldür. Ama tıpkı Hülagu gibi bu bölgeye geldiklerinde, kütüphaneler yakan saldırganların asıl niyetlerinin ne olduğu bu eylemleriyle daha net anlaşılır. Bu saldırganlığın asıl amacı, bir medeniyeti boğmak, yok etmektir. O yüzdendir yakıp yıkmaya kütüphanelerden, camilerden, türbelerden, müzelerden başlamaları...


Bir kazan kaynamaktadır

Anadolu

Boy veren Haçlılardır

Ve Eyyubi bir kılıç

Gökte kavisleri çizmektedir


Ama daha öncesi bir Endülüs acısıdır ki bütün acılardan daha derin bir yaradır Müslümanların yüreğinde... “Gitti Endülüs!” şeklindeki bu söyleyiş bu acıyı dillendirirken şair bu defa dikkatini doğduğu topraklara çevirir. “Mezopotamya”, “Harran” isimlerinin bu bölümde geçmesi bu dikkatle ilgili olsa gerektir.


Bu saldırganlığın başka bir boyutu da bölgedeki Müslümanların millet bilincini yıkıp ulus devletlerin kurulmasına zemin hazırlamaktır. Bu dün için de bugün için de böyledir; Şair bu yüzden şunları söylemekten kendini alamaz:


Kurnaz bir düşünce ışıldar karanlıkta...

Bir ulus peydahlamak için

Uzun ve çatal bir yol ortasında


Beyinleri soru kavisleriyle dolu olan bu coğrafyanın bunalmış insanları elbet bir çıkış bulacaklardır.

Şair, Çıkış başlıklı şiiriyle bu umudu verir.


Gitme dur, bekle beni

Eyüp makamından İbrahim dergâhından

Nemrut’un ateş yaktığı yerden

Ateşin içinden

Ve güller ülkesinden geliyorum


Bu coğrafyanın kaderini en iyi simgeleyen isimler İbrahim ve Nemrut olmalıdır. Biri inancın, diğeri bu inanca düşman bir zihniyetin temsilcisi bu iki ismi iyi bilmek ve tanımak, çağlar boyunca bu coğrafyada olup bitenleri ve olup bitecekleri temel dinamikleriyle çözmek ve anlamak için yeterlidir.

Ortadoğu meselesi, bugün için de Osmanlı anlaşılmadan anlaşılabilecek bir mesele değildir. Şair, Osmanlı'ya başlıklı şiiriyle bu gerçeğe vurgu yapar.


Biliriz bir kutsal buyruk adına

Ölüme göz kırpmadan gidenleri

Ama sadece “cihat/savaş” mıdır Osmanlı demek? Elbette değil! Şiirin devamında şöyle der Şair:


Biliriz

Viyana bağlarında

Üzüm yerken omcaya akçe bağlayanı


Geçmiş, bugünü anlamanın en iyi yoludur. Ama geçmişe takılıp kalmak, zamanın dışında yaşamaktır. Şair, bunun farkındadır. Bu yüzden Şairimiz, şiirin imkânlarıyla yakın dönemde yaşadıklarını özetlediği Ortadoğu bölgesinin makûs talihini değiştirmenin ancak bir direniş ve diriliş eylemiyle gerçekleşeceğini söyler:


Biz ki inancın ve sevdanın

Bakır yüzlü çocuklarıyız

Muhammed’i bir gül açar

Nemrut yerler şenlenir


Bütün mesele bir İbrahim bilinci kuşanmaktadır. Toplum mühendisleri, strateji uzmanları ne derlerse desinler, mesele “insan, inanç ve medeniyet” üçgeninde düğümlenmektedir. Bu yüzden şair, kitabının sonraki bölümlerinde ağırlıklı olarak tekrar İbrahim-Nemrut mücadelesine çevirir bakışlarını, tabii Eyüp sabrını da birlikte anarak...


Her yanımıza sevgi kuşandık geliyoruz


Bundan sonrası artık bir umut türküsüdür şairin söyledikleri. Ama bunun için de bir kimlik muhasebesi yapmak, kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi bilinçle algılamak gerekir. Şair, bu bağlamda Kutsal kitaba da vurgu yapar. Yemen, Kafkasya, Çanakkale sayfalarını açarak savaşın nasıl bir niyetle yapılması gerektiğini söyler:


Oysa ne der kitap, kutsal söz ne der

İşte o kavganın adamıyım ben.


Mehmet Atilla Maraş'ın diğer şiir kitaplarında da Ortadoğu bilinci sürekli olarak gündemde tutulmuş bir meseledir. Ama Ortadoğu kavramını bu ilk kitabına ad yaptığı için yazımızı bu kitap etrafında oluşturduk. Amacımız, bir yandan bu meseleye duyarlı bir şairin bu ilk kitabını tekrar hatırlatmak, bir yandan da günümüz şiirine bu gözle bakmamız gerektiği üzerinde yeni düşüncelere kapı aralamaktır.


Zira Ortadoğu bugün de kanayan bir yaradır. Osmanlı'nın çöküşüyle birlikte tespih taneleri gibi dağılan milletler bu coğrafyada hiç gün görmemişlerdir. Türkiye gerek kendisi gerekse bu bölge için yeni bir umudu yeşertmek için mücadele verirken bu rüyayı bozmak ve gerçeğe dönüşmesini engellemek için çağdaş Firavunlar, Nemrutlar, Hülagular yine devrededir. Fesat tohumlarıyla bir zamanlar siyasi birliğimizi dağıttıkları gibi, şimdi bununla da yetinmeyerek ortak inanç, değer dünyamızı tehdit etmektedirler.


Mehmet Atilla Maraş, sözünü etiğim kitabını 1976'da yayımlamıştı. Aradan 40 yıla yakın bir zaman geçti. Ortadoğu'da ise durum hep aynı... Çatışma, bölünme ve savaş... Maraş'ın kitabı işte bu trajediyi 40 yıl öncesinden destanlaştıran bir kitap olarak bugün için de önem taşıyor.

bottom of page