top of page

Konuşmak İstiyorum

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 6 Tem 2025
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 Ağu 2025

Ellerim titremeden

Dillerim dolaşmadan

Üzerime yüreğimden başka

Muska takmadan

Konuşmak istiyorum

İsmet Özel


Dünyada ve ülkemizde gelişen olaylara, yaşayarak ve görerek şahit olduysak, bu olaylar

hakkında doğruyu söylemek, doğru ve tutarlı analizler yapmak, bu olaylar karşısında

susmamak, yazmak ve konuşmak istiyorum.


7 Ekim'den bu yana geçen günler zarfında, Gazze'de, mazlum ve mağdur Müslüman bir halkın

üzerine haksız yere bombalar yağdırılıyor. Ve bir halk, dünyanın gözler önünde yok ediliyor. 8

milyar insanlık dünyası, bu yok edilişe, bu toplu kıyıma eli kolu bağlı, seyirci kalıyor. Ne

doğudan ne Batıdan ve ne de Ortadoğu'dan Bu olaylara "Dur"demek anlamında bir

müdahale, bir yaptırım yapılmıyor, yapılamıyor. Ne Müslüman dünya ne Hıristiyan dünya bu

olaylar karşısında sadece seyirci kalıyor. Bu durum, insanlığın bittiği noktadır! Bu seyirci

oluşa, bu seyirci kalışa bir ad, bir anlam bulamıyorum. Sabah oluyor, akşam oluyor, bu

suskunluğa bir anlam veremiyorum.


Demek oluyor ki, insanlığın bütün haya damarları çatlamış, bütün iyilik damarları kuruyup

yok olmuş, acı feryatları duymayan kulakları felç olmuş, var olan gözleri perdelenmiş,

göremez olmuş. Vicdan yok olmuş, merhamet yok olmuş, acıma hissi dumura uğramış, bir

robotik insan güruhu ile karşı karşıyayız.


İnsanoğlu, kendi elleriyle yaptığı ve geliştirdiği savaş aletleriyle kendi kendini yok ediyor. Bu

durum, insanlığın en büyük trajedisi ve dramıdır.


Savaş, ilk insanın çocukları Habil ve Kabil'den bu yana her zaman ve mekânda var olmuştur.

Tarih boyunca da hiç eksilmemiştir. İnsanoğlu; kendi güvenliği için savaşır, kendini savunmak

için savaşır, bunu anlarım. Ama haksız yere, üstelik orantısız güç kullanarak savaşıyorsa

bunun adı savaş değil, kitlesel yok ediştir, tek kelime ile "jenosit"tir. Yani, "soykırım"dır.


Bu savaşın baş aktörü ABD'dir. ABD'yi idare eden, yöneten güçlerdir. Bunlar dünyadaki güç odaklarını ele geçirince hak ve adalet adına hareket etmediler. Sömürü düzenlerini

sürdürmek için Uzak Doğu'ya gidip Vietnam'da soykırım uyguladılar. Afganistan'da, Irak'ta,

Suriye'de soykırım yaptılar. Milyonlarca insanı yok ettiler. Şimdi de Gazze’de mazlum ve

korumasız insanları, kendi doğdukları topraklarından sürgün ederek, bulundukları yerde yok

ederek 100 günden fazla zamandır onların üstüne cehennem kusuyorlar. Bu katillerin hiçbir

mukaddesleri yok.


Onların mukaddes kitapları "Öldürmeyeceksin" diyor. Kendileri bunun tam tersini yapıyor ve

öldürüyor. Bunlar kendi tanrılarına da inanmıyor, isyan ediyorlar. Bu durum; insanı ve evreni

yaratan, en büyük güç ve kudret sahibi olan Allah'ın sünnetine dokunan eylemlerdir ve bedel

ödemeyi gerektirir.


Allah, "Muntakim"dir ve mutlaka mazlumların intikamını alacaktır. Günün sonunda, galip olan

Allah olacaktır. (Lâ galibe İllallah)


Yurdumuzda neler oluyor? Hak, hukuk, adalet diyorlar ama ne hak ne hukuk ve ne de adalet

uygulanmıyor. Bütün kutsal kavramlar ayaklar altında çiğneniyor. Bu yüce kavramların içi

boşaltılıyor. İnsanımız, söz olarak bu kavramlara inanıyor ama özü itibarıyla tam ve gerçekten

inanmıyor. Ya da inanıyor görüntüsü vererek...mış gibi inanıyor.


Aslında insanımızın özü ile inancı arasında bir sorunlar yumağı var. Bu tam bir iman

noksanlığıdır. Bu geçici dünyaya, hiç ölmeyecekmiş gibi bağlanmadır. Bunun adı,

dünyevileşmedir. Dünya nimetlerine tam bir bağımlılıktır. Ölüm olayına rağmen, ölümden

sonra Dirilişe rağmen inanıyor gibi yapıp, inanmamaktır. Yani yaşamıyor gibi yaşamak.


Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum

Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum


Sezai Karakoç


Şimdi, birilerinin bu kötü, bu yalan ve yanlış gidişata dur demesi lazım. Yıllar önce buna

benzer durumlar için, bir Allahın kulu çıkıp dedi ki:


Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak


Ellerimi, kollarımı iki yana makas gibi açarak durun, durun bu gidiş nereye? ’Que Vadis’


Nereye böyle koşar adım, dolu dizgin nereye? Eskiden olsaydı "Kızıl Elmaya"derdik ya şimdi

nereye? Hak'tan, Hukuk'tan Adalet'ten, Doğruluktan, Dürüstlükten niçin kaçıyorsunuz ve

nereye koşuyorsunuz?


Yedi yüz yıl evvel Yunus Emre şöyle diyordu:


Kastım odur şehre varam

Feryadı figan koparam


Büyük olaylar ister olumlu anlamda isterse olumsuz anlamda olsun köylerde değil, şehirlerde

meydana geliyor. Şehirler giderek kirleniyor. Gürültüden, kötü atıklardan, egzoz

dumanlarından kirlenen su ve hava ile insanın zihni de zihniyeti de kirleniyor. Alışveriş

merkezleri kirleniyor Her gün marketlerde malların fiyatları ile oynanıyor fiyatlar keyfi olarak

değiştiriliyor. Haksız kazançlar elde ediliyor. Bu duruma bir dur diyen yok. Devlet otoritesine

rağmen, mevcut yasalara rağmen millet korkusuzca ve fütursuzca bu eylemleri kendi lehine

çevirerek yapıyor. Ne bir kontrol ne bir denetim yok, yok.


Bu duruma dur diyecek bir siyası irade, bir devlet gücü görülmüyor. Var ama ortalıkta

görülmüyor. Ortam tam bir "Vur vuranın, kır kıran, destursuz bağa girenin" kaotik ortamı.


Bu ülkede, başıboş ve korkusuzca gezenlerin ne devlet ne kanun ne de Allah korkusu yoktur.


İşte birileri çıkıp "yeter! söz milletin" diyecek, ya da şehrin meydanlarına inip feryadı figan

koparacak. İşte o feryadı koparacak olan bizleriz. Biz yani İyilik elçileri, barış elçileri, Allah'ın

ipine sarılmış olan adalet elçileri...Haksızlığa, hukuksuzluğa, adam kayırmacılığına, hayır

diyecek bizler olacağız. Haksızlığa karşı isyan eden ve bir isyan ahlâkı taşıyan insanlar olarak

zulmün üstüne üstüne yürüyeceğiz.


Adaletin, hukukun bağımsız ve tarafsız işlediği yerde başımız kıldan ince ve eğik, adaletin

çiğnendiği yerde başımız dik ve isyan halinde olacağız.


Haksız olana karşı, tefeciye, yalancıya, dolandırıcıya, vurguncuya karşı, yeter söz artık bizim!

Dilimizin bağı çözüldü. Biz artık korkmuyoruz, konuşuyoruz, konuşacağız.


Ey millet

Artık uyanın ve kalkın

Yeni bir gün doğuyor bakın

Artık ruhunuzun kandillerini yakın

Hep birlikte ayağa kalkın

Çünkü tarih bizi çağırıyor

Biz geliyoruz biz akın akın


Bu sabah gün doğuşu ile uyandık

Yeni bir dünya kurmak için

Yeni bir düzene kavuşacağız

İşte bakın

Müjdeler olsun

Yaklaşıyor gelmekte olan

O bize çok yakın


Ne mutlu, hayatını inandığı değerler, ilkeler uğruna yaşayanlara. Ne mutlu kalbiyle, ruhuyla

eylemleriyle güzele, doğruya, iyiye inananlara...

bottom of page