Eleştiri Üzerine
- Mehmet Atilla Maraş

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur
Eleştiri nedir sorusuna verilecek bütün cevaplarda, eleştirinin formüle edilmiş tam bir tanımını bulmak oldukça güçtür. Eskilerin, 'tenkit' dedikleri şey de bu günkü anlamıyla eleştirinin yerini pek tutmamaktadır. Bizde eleştiri, daha çok 'critique' in karşılığı olarak kullanılmakta ve bu haliyle dışarıdan ve bize sonradan intikal etmiş bir kavram olarak görülmektedir. Nitekim çoğu yazarlarca, geçmiş toplum yapımızın diyalektiğinde tenkidi (eleştirel) bir tavrın olmadığı varsayılmaktadır. Bunun nedeni de doğulu bir toplum oluşumuza bağlanmaktadır.
Doğulu toplumların önemli özeliklerinden birisi, eleştiriye açık bir tavrı değil fakat, 'teslimiyetçi' bir ruha açık oluşu ile bilinmektedir. Hatta ilerleme, gelişme, kalkınma gibi kavramların bile bugün tenkidi bir mantığın ürünü olduğu söylenmektedir.
Doğulu toplumların yapıları, Müslüman olsun olmasın genelde "mistik" bir konumda seyrederken batılı toplumların hemen hemen tamamı maddi ve reel bir düzlemde yer alırlar. Konuyu, böyle çok klâsik bir yaklaşımla açıklamaya çalışmak, bu genel-geçer ifadelerde doğruluk paylarının olduğunu bir an için bize kabul ettirebilir. Ancak konuyu, daha özel bir çerçeve içinde ele aldığımızda geçmiş toplum yapımızda eleştiri denilen şeyin, başka başka formatlarda var olduğunu ve yaşamaya devam ettiğini tespit etmek güç olmayacaktır. Yani tenkit ; her biri ayrı bir muhteva içeren tetkik, tahkik, tasrih ve tashih gibi adlar altında varlığını sürdürmeye devam etmiştir.
İslami düşüncede, naslar hariç hemen her konuda tartışma ve tenkit yapılabilir. İslami düşüncenin özündeki bu eleştirel tavrın, bugüne kadar ihmali yüzündendir ki kimi yazarları, bugün bile bir eleştiri geleneğinin bizde olmadığı varsayımına götürmektedir. Hatta Müslüman toplumların gerilemesini, dinamizmini kaybetmesini bile bu tavrın olmayışına bağlayanlar çıkmıştır. Bu, tamamen yanlış bir kanaat ve hükümdür.
Kötülüklerden caydırma, yanlışlıkları düzeltme, iyiliği yayma, doğru olanı söyleme gibi kısaca 'Münker'i nehiy, 'Maruf’u emr olarak formüle edilmiş olan İslami ilkelerin temelinde eleştiri vardır. Burada eleştiri, hoş görünün sınırları içinde kalmaktadır.
İslami düşüncede eleştiri ; zümre, sınıf, tabaka, makam, mansıp tanımadan herkesin yüzüne karşı ve açık olarak yapılır. Örnekleyelim:
Bir gün mescitte Hz. Ömer'in "Ey müminler, eğer bir gün adaletten ayrılırsam bana ne yaparsınız"? Deyişine karşılık cemaatten birisi ayağa fırlayıp, "Ya Ömer seni bu eğri kılıcım gibi doğrulturum" Demesi, bize eleştirinin ve özgür düşüncenin boyutlarının nerelere kadar uzandığını göstermektedir.
Bir hadiste, "Ümmetin ihtilâfı rahmettir" deniliyor. Bir meselede, ittifak değil de ihtilâf varsa yani o konu üzerindeki görüşler, değişik yorumlara yol açıyorsa görüşünde isabet kaydedenin iki, etmeyenin bir birim Ecir’e kavuşması, İslami düşüncede eleştirinin var olduğunu ve canlılığını koruduğunu göstermektedir.
Bu gün içi eleştiri kavramını, çok daha geniş boyutlarda ele almak, eleştirinin tabiri caizse eleştirisini yapmak kaçınılmaz bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun gündemde tutulması, kimi tavırlarımızın daha bir netleşmesine yarayacaktır. Eleştiri adına bir takım endişe ve hesapların bir yana bırakılarak hasbi ve açık olmamız gerektiğini hatırımızda tutmalıyız. Ancak bugün için hemen her konuda ve hemen herkes, kendi inanç, dünya görüşü ve kanaatları doğrultusunda kimi konulara ilişkin düşüncelerini, eleştiri adı altında ulu orta sergilemektedirler. Çoğu dergi ve gazete sayfalarında kalan bu tür yazılar, zaman aşımına uğrayarak ilerisi için hiçbir anlam ifade etmemektedir.
Eleştiri adı altında çoğu zaman, bir kitabın kritiğini yapmak yerine o kitabın tanıtım yazısıyla karşılaşıyoruz. Ya da methiyelerle. Bu durum, eleştiri kavramı hakkında zihinlerde nasıl sığ bir şey oluştuğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Oysa eleştiri kavramına ait bilgilerimiz bize, konunun daha geniş boyutlarının olduğunu haber vermektedir.