top of page

Bilgi Çağına Doğru

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 1 gün önce
  • 3 dakikada okunur

 

Bilgi edinmenin en kısa yolu, kitap okumaktan geçer. Kitap denilen olgu, herhalde insanoğlunun bulduğu en yarayışlı bir hafıza arşividir. Zira bilgi, kitap denen bir nesnede barınmakta ve saklanmakta, ileri zamanlara taşınabilmektedir.


Kitaplar içinde bizim için en değerli ve kutsal olanı hiç şüphesiz Kur’an’dır. Bütün okunan kitaplar, bir bakıma bu eşsiz Kur’an’ın anlaşılması içindir. Bu açık ve anlaşılır olan kitabın ilk ayeti, ‘oku’ emriyle başlamaktadır. Bu manidar bir emirdir. Bu kitapta yaratıcı, insana ilk yapacağı işin okumak olduğunu daha ilk başta emrediyor. İnsanlar, o zamanlardan ve daha evvel zamanlardan bu yana önce kendini, sonra doğayı, evreni ve bu evrenin kitabını sayfa sayfa okumaya ve anlamaya çalışıyor.


İlim, bu okumalardan doğuyor. Fen, bu okumalar sayesinde gerçekleşiyor. İnsanı doğrudan ilgilendiren olayları, olayların sebeplerinden kalkarak meydana çıkan sonuçları, bu çaba ve tecrübeler sonunda elde ettikleri bilgilerle yeni bilgiler elde etmeyi, insanın hayallerini, rüyalarını, duygu ve düşüncelerini, geleceğe ait tasavvurlarını, düşünceler arasındaki ilişkilerden doğan tarihi değerleri ve sonuçları, üzerinde yaşadıkları coğrafyanın bütün inceliklerini hem okuyorlar hem inceliyorlar ve hem de tutanaklara geçiriyorlar.


İnsanlar okumak, yazmak, düşünmek ve konuşmak suretiyle arzu ettikleri, merak ettikleri bilgilere ve birtakım sonuçlara ulaşabiliyorlar. Bilgiye hızla ulaşmak için günümüzde iletişim araçları oldukça çok gelişti. Öyle ki artık bir haberleşme ve iletişim aracı olan telefon evlerimizden iş yerlerimizden sonra artık ceplerimizde taşınmaya başlandı. Bulunduğunuz yerden, dünyanın herhangi bir yerinde duran bir insana ulaşmanız, görüntüsünü, sesini ve mesajını almanız artık çok kolay. Hepsi on veya on beş rakamın başında.


Haberleşme sistemleri sayesinde mesajınızı yazılı ve görüntülü olarak istediğiniz noktaya ulaştırabilirsiniz. İnternet sayesinde dünyayı oturduğunuz yerden gezebilirsiniz. Artık ulaştığınız veya elde ettiğiniz bilgileri belleğinizde boş yere muhafaza etmenize gerek yok. Bilgisayarınızın belleği ne güne duruyor? O size yardımcı olsun. Siz bilgi hamalı olmayınız. Bir koca arşivlik bilgilerinizi kolaylıkla avuç içine sığacak bir diske yükleyip göğüs cebinizde gezdirebiliyorsunuz. Siz istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde alıp bunu kullanabiliyorsunuz.


Bugün için ileri veya geri ülke kavramları bu sayede tarihe karıştı. Bunun yerine, bilgi toplumuna ulaşmış veya ulaşamamış toplumlardan söz ediliyor. Bugün yeryüzünün hiçbir kara parçasında teknolojinin ve onun ürünlerinin girmediği yer kalmamıştır. Kitle haberleşme araçları, dünyamızı küçültmüş adeta bir köy mesabesine indirgemiştir. Artık uzak mesafe diye bir yer yok. Kitle ulaşım araçları sizi istediğiniz yere çok kısa zamanda götürebiliyor.


Üçüncü bin yıla girdik. Bu yakınımıza kadar gelen yeni yüzyıl, şüphesiz ki bilgi yüzyılıdır, bilgi çağıdır. Bütün insanlık âlemi, bilgisayar kullanımına açılacaktır. Yapay zekâ sayesinde belki bilgi savaşları başlayacaktır.


İnsanın içindeki savaş hiç bitmeyecektir. İnsanın fıtratı değişmeyecektir. İnsanın doğasındaki zıt yöndeki eğilimleri değişmeyecektir. İnsan birçok yönü ve yanıyla yine aynı kalacaktır. İlk insandan böyle gelmiştir ve son insana kadar bu böyle devam edecektir.


Bilgi bakımından donanımlı olanlar, olmayanlara her zaman olduğu gibi bu yeni çağda da üstünlük sağlayacaktır. Çünkü bilenle bilmeyen hiç bir olur mu? Elbet de olmayacaktır. Bakışlar bu yeni çağda, sadece Avrupa’ya ve Amerika’ya değil, bakışlar bu kez Asya’ya, Pasifik’e ve Orta doğu’ ya çevrilecektir. Bir takım şeylerin konumu ile birtakım dengeler değişecektir. Daha önce şu veya bu şekilde öne çıkan değerler gerileyecek, yeni değerler ön alacaktır.


Dünya yine eski emektar dünya, insan, doğasıyla yine eski insan ama, değişiklik insanın serüvenin de olacaktır. İnsan serüvenin temelinde, kendi aslını kendi cevherini arama endişesi yatmaktadır.


Bilimden ve ilimden asıl amaç, Yunus’un deyimi ile “Kişi kendin bilmektir”. Kendini bilen, yaratıcısını ve terbiye edicisini bilir.


İnsan, bu dünyaya ayak bastığı ilk günden beri sürekli bir gurbeti yaşıyor. Sürekli kendini ve yaratıcısını arıyor. İnsanın yüzyıllardır değişmeyen serüveni bu aslında; arayış, hep arayış...


Bu dünya gurbetine gelen insanoğlu, vakit ve saat tamam olduğunda ‘öz ülkeye’ esas ana yurduna tekrar geri dönecektir. Çünkü her şey aslına rücu eder...

bottom of page