top of page

| Benim Atillalarım | Zübeyir Yetik

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 10 Eki 2025
  • 4 dakikada okunur

2005 yılı. Nisan ayının ilk günlerinden biri... Şanlıurfa Belediye Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın’dan bir telefon alıyorum. Özetle, “Kültür Bakanımız Atilla Koç 12 Nisan’da Urfa’da olacak. Sizin burada olmanızı istiyoruz. Bakan da sizinle görüşmeyi istediğini belirtti, gelebilir misiniz? “ diye soruyor.

Atilla Koç’un adı geçer de ben ‘hayır’ diyebilir miyim?


Benim yaşamımda üç Atilla, “Benim Atillalarım” diye andığım her birini de diğeri kadar önemsediğim, sevdiğim Atilla adlı üç insan var.


Bunlardan biri, İzmir dönemimde Türk ocağı gençlik kolu başkanı bulunduğum sırada düzenlediğim seminerlerde, henüz kolej öğrencisi olduğu günlerde, tanıdığım Atilla Koç…


Zekâsı, kavrayışı, gayreti ile öyle bir performans gösterdi ki, kısa bir süre sonra daha önce sözünü ettiğim Mesut yaşar Tunçsiper ve İhsan Emci ile oluşturduğumuz üçlü gücün yanında kendisini de yine bir öğrenci olan Tevfik Özkayalı ile yanı başımızda bir destek güç olarak gördük, üç iken beş olduk.


Dahası, İzmir ve Ankara’da bulunduğum süreler boyunca burnumun ucundan hiç ayrılmadığı için de bir tür sırdaşım ve bu saydığımı gerçek dostlarım içinde daha yakın bir dostumdu. Özellikle onun siyasal, benim Hukuk öğrencisi olarak 1964’te birlikte Ankara’ya gitmemiz, bir bakıma aramızdaki üç-beş yaş farkını ve dolayısıyla kardeşlik- ağabeylik konumunu ortadan kaldırınca bu yakınlığımız daha da arttı.


Hatta şunu söyleyebilirim: Akif İnan nasıl ki Maraş gurubuyla aramızda bir köprü olurken Urfa ve Maraş diye iki kanada sahip olduysa, ben de Atilla’dan ötürü İzmir’e köprü olup, Urfa ve İzmir diye iki kanatlı hale geldim. Çünkü Atilla tek kişi bile olsa Maraş ve Urfa gurubunun yanı başına adeta bir İzmir gurubu oturtacak ağırlığı gösteriyordu. O’nun tahsilini bitirip ilk atanmasına dek geçecek sürede hep birlikte olduk diyebilirim. Çünkü, Urfa’ya gidişimden sonra da sık sık Ankara’ya uğradığım için yakın bağlantımı sürdü, sonrasında da pek çok kere görüştük. Bu döneme ait kimi anekdotları yukarılarda aktarmıştım.


Atillalarımın ikicisini, pek çok değerli arkadaşımla birlikte Urfa döneminde, 1966’larda tanıdım. Kabiliyetli, zeki, tıpkı öbür Atilla gibi eli kaleme yatkın, şiirle uğraşan bir lise öğrencisiydi, Mehmet Atilla Maraş…Bu kez de Urfa Türk ocağı başkanlığı yaparken başlayan bu tanışma, Urfa İlim ve Fikir Yayma Cemiyeti’ndeki seminerler boyunca sürdü, bu seminerlerin sona erdirilmesinden sonra da gelişerek devam etti. Harran Kitapevi, Harran Dergisi ve Harran Üniversitesi Kurma Derneği’nden söz ederken adını andığım bu sevgili kardeşimin benim Akademi’den mezuniyetimdeki payını da daha önce anlatmıştım.


Mehmet Atilla Maraş ile ilişkimiz öyle bir seyir takip etti ki, onu kardeşlerimden ayıramaz oldum. Bu birbirimizin çocuklarının ‘amcası’ olmamız noktasına dek vardı.


Üçüncü Atilla’m, İstanbul döneminde, Atilla Özdür… Benim aziz kardeşim, ihlas, fedakârlık örneği, kendisi için hiçbir istemeği bilmeyen veya Allah Rızasını talebe bağlılığı sebebiyle böyle bir şeye tenezzül etmeyen bir insan... Günlük yazıya başlamasına ait hikâye dolayısıyla kendisinden daha önce söz ettiğim bu kardeşim, benim sendikal faaliyete başlamak üzere Öz-Metal-İş sendikasını kurduğum sırada, evet, hiçbir soru sormadan kendisini ikna için bir takım gerekçeler sıralamak yolunda beni yormadan, hemen kolları sıvayıp, yanımda olmuştu.


Yazılarıyla tanıdığınız bu dostumla ilgili başka bir söze gerek olmadığı kanısındayım.


Evet; bu “Üç Atilla’mdan biri Urfa’ya geliyordu ve üstelik Urfa’nın 11 Nisan kurtuluş Günü dolayısıyla M. Atilla Maraş’ın da orada olacağını umuyordum; dahası hasretlerini çektiğim Urfa’daki diğer kardeşlerimi, dostlarımı da görebilecektim. (Geçmişten Notalar, sf. 410-412)


Urfa’da iki etkinlik


Telefondaki hanımefendi kendini ”Ben, Ebru Okutan, Hizmet Gazetesi Genel Yayın Müdürüyüm...” diye tanıttıktan sonra, gazetenin 48’inci yılı kutlamaları kapsamında bir gece düzenlemiş olduklarını, gazetenin ilk yazarlarından olmam hasebiyle bu gecede beni de aralarında görmek istediklerini ve bir de plaket verileceğini belirterek beni Urfa’ya davet ediyor.


Sorarak öğreniyorum, eski dostum Ömer Okutan’ın kızı… “Hizmet Gazetesi ”de bir yerlerde sözünü etmiştim, benim yazılarımın yayınlandığı Urfa’da çıkan Demokrat Türkiye Gazetesinin sonradan aldığı ad. Ben, o ilk dönem/isim yazarlarındanım.


8 Nisan 2006’da yapılacak bu etkinlik için hemen söz veremiyorum. Çünkü aynı tarihte dostum Mehmet Atilla Maraş’ın 40’ıncı sanat yılı dolayısıyla düzenlenecek gecedeki panelde konuşmacı olduğuma ilişkin bir bilgiye de sahibim. Ve panelin, nedense Ankara’da gerçekleştirileceği gibi bir bilgi/his içindeyim. Hani Mehmet Atilla Maraş, Milletvekili ve de geceyi düzenleyen Yazarlar birliği Genel merkezi de Ankara’da, ondan olsa gerek.


Durumu tahkik etmek için Atilla’yı aradığımda gecenin Ankara’da değil de Urfa’da yapılacağını öğrenince rahatladım. Nasıl olsa, Atilla’nın gecesinden bir nefesliğine de olsa kaçıp Hizmet Gazete ’sinin gecesine de uğrayabilir, davete icabet etmiş olurdum.


Bu bilgiyi edinince, Ebru’ya telefon açarak geceye katılabileceğim bilgisini verdim.


Daha sonra günlerin çatıştığı fark edilip de Atilla’nın gecesi 14 Nisan’a alınınca, benim için iki etkinlik arasında koşuşturmaca zorunluluğu da ortadan kalkmış oldu.


Hizmet Gazete ‘sinin gecesi gerek düzenleme ve gerekse katılım bakımından mükemmel olmuştu. O yalnızca Urfa’da başarılara imzasını atmış bir gazetecinin bu başarılı yıllarının anıldığı bir gece değil, aynı zamanda bir vefa gecesi olmuştu. Halen yaşamakta olan bütün yazarlar ve çalışanlar oradaydı. Ölmüş olanlar rahmetle yâd edildi.


Bu arada yazarlara verilen plâketlerden biri de bana sunulunca, gazetenin kuruluşundan itibaren yazarı olduğum için, o gece benim bakımımdan sanki yazarlığımın 48. Yıl dönümü için düzenlenmiş bir geceye dönüştü; en azından ben böyle düşündüm.


Mehmet Atilla Maraş’ın 40. Sanat Yılı Etkinlikleri ise, birkaç günü kapsayan bir programla gerçekleştirildi. Urfa’nın tarih mekânları, Harran, Atatürk Barajı gezileri ve sıra gecesi de program içinde yer alıyordu.


Dışarıdan da epey Atilla Dostu çağrılıydı. Bu sayede kendileriyle epeydir görüşmemiş bulunduğum Resul Tosun, Müfit Yetkin, Muhsin Mete, Yücel Çakmaklı ile de görüşmek imkânı buldum. Bu da beni ayrıca sevindirdi.


Gece ise gerek düzenleme ve gerekse gösterilen ilgi bakımından fevkalade olmuştu. Programın Mehmet Oymak tarafından yönetilen panel bölümünde D. Mehmet Doğan, Rasim Özdenören, Metin Önal Mengüşoğlu, Dr. Mehmet Sılay, Mustafa Özçelik, Atilla’yı çeşitli yönleriyle anlattılar. Ben de panelin bana ayrılan dakikalarında, diğer panelistler onu yeterince anlattıkları ya da anlatmış olacakları için, ağırlıklı olarak Atilla vesilesiyle Urfa’daki fikri hayatın gelişim süreci üzerine bir konuşma yaptım. Zaten bu, Atilla’nın yetiştiği ortamı anlatmak demekti ve o ortam anlatılmadan da Atilla tam anlatılmış olamazdı. (Geçmişten Notlar sf. 416-418)



bottom of page