top of page

Şiir kelimelerle yazılır. Kelimeler, düşüncenin, eşya ve olayların harflerle ifade edilmiş şekilleridir. Her harf değişik bir ses ve değişik bir semboldür. Harfler aslında seslerin işaretler halindeki görüntüleridir. Şiirin esasını, düşünce ve duyguların seslendirilmesinde veya işaretler halinde bir bütün teşkil etmesinde bulabiliriz. Bir şiiri çözüp temeline indiğimizde birtakım seslerin işaretler veya remizler halinde durduğunu görürüz.


İnsan düşüncesinin somutlaşmış birer simgesi olan kelimeler, birbirleriyle ilgili olarak bir araya geldiklerinde mısralar oluştururlar. Mısraların ahenkli bir şekilde alt alta dizilişleri bizi şiir denilen o büyülü yapıya götürür. İlk anda bu haliyle gördüğümüz bu yapı, bir şiir midir yoksa o sadece kuru bir iskelet midir? O, önce kelimelerden kurulmuş bir iskelettir.


Şairin deneyimi ve ustalığı o kuru iskelete organlar giydirerek kendi ruh dünyasından ve kalbinden gelen estetik kaygı ve heyecanları da ona yükleyerek şiiri oluşturur. Artık şiir, iç ve dış organlarıyla birlikte bir estetik form ve kimlik kazanmıştır. Yeni ve saf bir kimlik.


Şair, şiirinde son rötuşları yaparken çok hassas davranmak zorundadır. Bir anlam kayması büsbütün şiirdeki ahengi bozabilir. Ve nihayet şair, şiirinin üstüne tül bir örtü örterek onu sanat dünyasına nazlı ve nazenin bir gelin olarak gönderir.


Şiir, öz ve biçim olarak iç ve dış yapısıyla bir bütündür. Bu bütünlük ve mükemmeliyette şairin ustalık ve üslubunu görmek mümkündür.


Şairleri biri birinden ayıran en önemli özellik, üsluplarının farklı oluşudur. Şairin kendi kimlik ve kişiliğinden gelen tüm değerler kuşkusuz şairin yazdığı şiirlerine de yansıyacaktır. Şiire yansıyan bu değerler, şairlerde üslup farkını doğuracaktır. Şairlerin üsluplarının farklılığı, onların özgün şair kimliklerini belirleyip ortaya çıkaracaktır.


Şairlerin şiirlerinde kullandıkları malzeme kelimelerden ibarettir. Ancak her şair kelimelere ayrı anlam yükleyebilir. İlk bakışta biri birinin aynı gibi görünen kelimeler, her şairin şiir dünyasında bir başka anlam, bir başka kimliğe bürünürler. Bir şiir dili yaratırlar.


Şiir sanatının kendine özgü bir dili olduğu gibi her şairin de kendine özel ve özgün bir şiir dili vardır.

İster ses ister işaret ve isterse imge veya simge diyelim bütünüyle şiir, o şairin konuşan dilidir. Şair ise tüm insanlığın konuşan evrensel dili ve yükselen sesidir.


Şairlerin yerel, ulusal yanları olduğu gibi esas önemli olan evrensel yanlarıdır. Şair de insandır ve o, bu evrenin bir özetidir. Onda küçük ve büyük âlem iç içedir.


Evrende bir nokta kadar yer tutan insan, aslında ruh dünyasında ummanlar kaynaşan bir varlıktır. Yaratılmış varlıkların en onurlusu ve en mütekâmil olanıdır. Mükemmel bir denge, ahenk ve disiplin içinde olan bu evrenin en soylu üyesi insandır. Onun bir göz açıp kapamak kadar kısa olan bir nefeslik canı vardır. Bu görünen âlemde o, bir vizyon gibidir. Ancak o; düşünüyor, duyuyor, konuşuyor, yazıyor ve okuyor.


İnsanoğlunun en soylu etkinliklerinden biri olan sözün, yazılı bir ifadesi olan şiir, çağlar boyunca her coğrafyada söylendi, yazıldı ve bugüne geldi. Bundan sonra da soylu bir ses, bir çığlık olarak yarınlara uzanacak ve efsunlu bir sayha olarak gök kubbede yankılanacaktır.

bottom of page