top of page

Her dem yenileniriz / Bizden kim usanası

Yunus Emre


Çağın tanığı olarak bir şairin konumu ve tavrı nedir veya nasıl olmalıdır gibi bir soruya verilecek cevaplar çok çeşitli olmakla birlikte mesuliyet duygusu gelişmiş bir şairin yaşadığı çağı iyi algılaması ve buna göre nerede ve nasıl durduğunu tespit etmesi gerekir. Duruşunu belirlemiş bir şair, tavrını da belirlemiş demektir. Çağında meydana gelen olaylara tanık olduktan sonra bu tanıklığını dürüst bir biçimde tespit edip ve nesnel kalmak kaydıyla kâğıda yani tutanaklara yazı veya şiir biçiminde geçirmelidir.


Mümin bir şairi inançsız birinden ayıran en önemli özellik, birinin helal-haram kavramlarının alanlarında kalarak haddi aşmadan sınırlarda yaşaması ve yaşadıklarını yazması, diğerinin böyle bir kavrama ve ilkeye ihtiyaç duymadan her vadide aş koşturması, her konuda sözüm ona özgürce yazması. İnanan bir şairin, değil sade bu dünyada yapıp ettiklerinin hesabını vermeye hazır olması, yazdığı her dizenin her kelimesinden ve her harfinden hesaba çekileceği bir hesap gününe inanması, onu diğer şairlerden elbette farklı bir tavır içerisine itecektir. Bir gün bizden rüyalarımızın bile hesabının istenmeyeceğini kim temin edebilir?


Şiir, tebliğ ve telkin gücüne sahip bir yapı arz eder. Şiir, tavsiyeler ve öğütler bütünü olmadığından yol gösteren, akıl veren veciz sözlerden mürekkep bir bütün de değildir. Belki etkileyici, akılda kalıcı mısralara, her zaman rastlamak mümkündür ama bir veciz söz, bir veciz mısra tek başına bir şiir değildir.

Şiirin tekniğini ve kurallarını öğreten muhtasar kitaplar, şiir okuma ve yazma rehberi gibi kitapları arayıp bulmak oldukça zordur. Çünkü böyle dört dörtlük, şiir sanatına ilişkin müstakil kitaplar pek fazla yazılmamıştır. Şairler şiir anlayışlarına ait zaman zaman yazılar kaleme alıyorlar ama bütünüyle şiir sanatına ait teknik, teorik kitaplar yazmadılar.


Batılı hanım şair Sappho’nun Sicilya Adası’nda kurduğu ‘Şiir Okulu’nu saymazsak bugüne kadar bir şiir okulu da açılmadı. Şiir ustaları, çıraklarını dizlerinin dibine alarak rahleyi tedrislerinden geçirmediler. Şiir yazmak başından beri el yordamıyla öğrenildi. Şiir, çok öznel ve bireysel bir sanat. Ama yine de bir mektebi, bir hocası olmalı değil mi?


Çeşitli dünya görüşleri, sosyal, siyasal ve felsefi Kanaatların zamanla kendi savundukları fikirlerin şiirleri yazılmıştır. Bunlar yazıldıkları zaman içinde birer şiir akımı gibi de algılanmıştır. Bu akımların bir takım kuralları olmuş, şairler zaman zaman bu kurallara bağlı kalarak yazmışlar, zaman zaman da kuralların dışına taşarak kuralsızlığı benimsemişlerdir.


Bir mektep, bir ekol olmak ihtiyacı gerçek bir ihtiyaçtan çok devrin sosyal ve siyasal şartlarından kaynaklanması bir yana, o topluluğa mensup şairlerin daha çok tanınmak, daha çok ünlenmek ve daha çok okunmak istek ve arzularından kaynaklanmıştır.


Şairlerin nefsi istekleri, egolarını tatmin etmek, toplumun çıkarlarından ve estetik ihtiyaçlarından önce gelmiştir. Sırf bu yüzden yeni gelen şairler kuşağı, bir önceki şiir neslini, türlü, çeşitli bahaneler bularak suçlamış ve kendini okura kabul ettirmek, kendine sanatta bir yer açmak uğruna sürekli tenkitler yapmıştır. Bu, dün olduğu gibi bugün de böyledir. Her anlayış, kendini yeni, sürekli yeni, kendinden öncekini de eski, sürekli eski ve pörsümüş olarak görmüştür. Şiirimizde ve başka ülkelerin şiir tarihinde bu örneklere bolca rastlamak mümkündür. Şiire, zamanın kattığı bir değer her zaman vardır.

bottom of page