top of page

Şiir vardır açık havalarda, meydanlarda okunur, halkı coşturmak için. Buna ‘Meydan şiiri’ derler. Necip     Fazıl’ın  “Sakarya Türküsü” bu türdendir. Bu uzun şiirin sonu şöyle biter:


Yol onun varlık onun

Gerisi hep angarya

Yüzüstü çok süründün

Ayağa kalk Sakarya


Üstat diyor ki; “Biz böyle dedik amma bir kişi ayağa kalktı o da amuda kalktı. Yani beni bir kişi anladı, o da ters anladı!”


Şiir vardır, sahnelerde okunur. Bunlar aynı zamanda teatral, uzun şiirlerdir. Sahnede okunan bu şiirlerin adeta tiyatrosu yapılır. Bunlar seyirci tarafından çok sevilen, popüler şiirlerdir. Naci Yüksel’in ‘Vahap’ın Türküsü’, Mehmet Atilla Maraş’ın ‘Aney’, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Otuzbeş Yaş’ şiiri,  Bekir Sıtkı Erdoğan’ın ‘Marya’ adlı şiiri, bu türe örnek olabilecek şiirlerdir. Bunlar kapalı alanlarda, salonlarda okunan şiirlerdir. Bunlara da ‘Sahne şiiri’ diyebiliriz.


Şiir, tenha ve yalnız gecelerin işidir. Evet, öyledir. Şiir, sesli de okunur, sessiz de. İlk iki tür şiir seslendirilerek okunur. Ama şiirin gerçek tadına, geceleyin sessiz okunarak varılır.


Önce radyoların, sonra televizyonların çoğalmasıyla, şiiri, yazandan çok okuyan, ‘Şiir yorumcuları’ ortaya çıktı. Günümüzde bunların en tanımışları olarak İbrahim Sadri, Bedirhan Gökçe, Serdar Tuncer ve Şebnem Kısaparmak’tır.


Daha önceleri sesi ve diksiyonu güzel olan Devlet tiyatro sanatçıları, tanınmış şairlerimizin şiir metinlerini seslendirirdi. Hatta şiirler, önce kasetlere okunurdu sonra CD’lere. Derken görüntülü şiir klipleri çıktı. Bu, durum şiirimiz adına altın bir dönemdi. Şimdi bunların hepsi tarih oldu.


Şiir yorumcusu veya şair tarafından seslendirilen şiirleri okumak öyle kolay bir iş değildir. Mesela her şair güzel şiir yazar ama sahneye çıkıp toplum karşısında şiir okuyamaz. Çünkü ses kalitesi düşüktür, bozuktur falan. Bir de biraz tiyatro ve sahne deneyimi olması gerekir. Sesin nerde yükseleceği, nerde alçalacağı, vurgu, tonlama, kelimelerin doğru telaffuzu gibi bir yığın diksiyon bilgisi gerektirir. Böylece okunan şiire, can vererek, ruh vererek dinleyici etki altına alınabilir.


Kendisi çok iyi bir şair olan Bahattin Karakoç, çıkıp sahnede şiir okuyamazdı. Buna karşılık şair Metin Önal Mengüşoğlu; daha önce almış olduğu tiyatro ve sahne bilgisi sayesinde, ayrıca sesinin güzelliği ile okuduğu her şiirin hakkını verirdi. Yani güzel şiir okurdu, ya da şiiri güzel okurdu. Hatta birlikte   katıldığımız şiir şölenlerinde şiir okuma sırası Bahattin Karakoç’a gelince, ‘Benim şiirimi, Metin okusun, o seslendirsin’ derdi.


Biraz da şiir şölenlerinden, şiir gecelerinden söz edelim. Bu şölenlere, bu gecelere ‘Şiir dinletisi’ diyenler de oldu. Böyle gecelerde, kendi şiirini okuyan şairler ve şiir yorumcuları sahneye çıkardı. Şölen, hangi şehirde yapılıyorsa, oranın mahalli şairleri de geceye katılırdı. Bu tür etkinlikleri, çoğunlukla bir şehrin veya bir ilçenin belediye başkanları himaye ederdi. Organizasyonun ve gecenin bütün masraflarını da bu kuruluşlar karşılardı.


Türkiye’deki bu tür şiir şölenlerinden en önemli ve uzun ömürlü olanları; Elâzığ, ‘Hazar Şiir Akşamları’ ile Balıkesir, Dursunbey Su Çıktı Şiir Akşamlarıdır. Bugün için bu organizasyonların ömrü otuz yılı aşmış durumdadır. 1993 yılında ilki Balıkesir-Dursunbey ilçesinde yapılan Su Çıktı Şiir Akşamlarının, söz aramızda banisi benim.


Şiir şölenlerine katılmak için yurt dışından birçok ülkeden davetler aldım ve hemen hepsine katıldım.


Makedonya’nın Başkenti Üsküp’te her yıl yapılan ‘Struga Şiir Akşamlarına’ 1989’da Kültür Bakanlığının daveti üzerine Türkiye’yi temsilen katıldım. Yurt dışında yapılan şiir gecelerine katıldığım ilk şiir şöleni budur. Bu şölen 1961 yılında ihdas edilmiştir. 1963’te bu şölene davet edilen şair Fasıl Hüsnü Dağlarca,  o yıl verilen ‘Altın Çelenk Ödülü’nü almıştır.


Irak’ın başkenti Bağdat’ta yapılan Merbit Şiir Akşamlarına, Türkiye’ temsilen 1999 ve 2000 yıllarında Bağdat’a kara yoluyla giderek katıldım. Her şölene gidiş dönüş bir hafta sürmüştü. Bağdat’ın dışında Kerbela, Necef ve Basra’ya geziler düzenlenmişti. Bu vesile ile şair Fuzuli’nin Kerbela’daki makamını da ziyaret ettim. 2005 yılında Romanya’nın başkenti Bükreş’te yapılan, ‘9. Curtea de Argeş - Bükreş Şiir Festivali’ne katıldım. Burada ülkem adına bana verilen ‘Balkan Büyük Şiir Ödülü’nü aldım.


2009 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılan “Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’ne katılarak Azerbaycan’ın büyük şairlerinden Genceli Nizami’nin adına düzenlenmiş olan ‘Nizami Gencevi’ büyük şiir ödülünü aldım. Katıldığım büyük şiir organizasyonlarını tek tek anlatmam, uzun bir zaman alır. Ancak bunlardan,  Türkiye’yi temsilen 1990 yılında katıldığım ve orada on gün kaldığım Malezya-Kuala Lumpur Dünya Şiir Festivali’ni anlatabilirim.

bottom of page