| Şair Mehmet Atilla Maraş İle Söyleşi | Röportaj Nur Şevval Seven
- Mehmet Atilla Maraş

- 1 Ara 2025
- 5 dakikada okunur
Öncelikle şununla başlamak istiyorum: Önceden dava insanı dediğimiz inandığı ve savunduğu düşünceyi hakkıyla topluma ve sanata yansıtan sanatçılar vardr.. Ancak günümüz edebiyat dünyasında eskisine nazaran münevver sanatçılar yetişmiyor. Sezai Karakoç, Nuri Pakdil gibi dava adamlarıyla aynı dergide yazıp aynı davayı savundunuz. Sizce neden artık aydın çevreden dava adamı çıkmıyor?
Bütün yaşamını edebiyata adamış iki usta yürek. Bütün hayatları sanat, edebiyat, İslamiyet, fikir ve davadır. Kendilerini inandıkları düşüncenin yoluna adamışlardır. Öyle ki hiç dünya evine girmemişlerdir. Çoluk çocukları, eserleri ve okuyucularıdır. Onların ilk amaçları, bir daha dünyaya gelmenin mümkün olmadığını bildiklerinden kendilerini dünyanın hevâ ve heveslerinden uzak tutup bu fâni hayatı en hayırlı şekilde kullanmaya çalışmışlardır. Bundan dolayı da yazdıklarını paylaşma ihtiyacı duymuşlardır.
Yazmak onlar için zorunlu bir eylemdir. Her yazar ve şair yazdıklarıyla önce kendini tatmin eder. Ancak ustalar kendini tatmin etmek bir yana dursun, öncelik olarak fikirlerini okuyucunun istifade edeceği ortama sunar. Diğer sorunun cevabı burada gizlidir. Neden dava adamı yetişmiyor? Çünkü kendini yetiştirmeye vakti olmuyor ki bir de davayı yetiştirsin. Bakınca iyi okullarda okumuş ama ne okumuş, ne kadar okumuş, doğru mu okumuş? Bunun başlıca nedeni kitle iletişim araçları başta olmak üzere birçok sebebi var. Okumaya ve yazmaya olan istek azalıyor ve düşünme, düşünen beyni katlediyor. Önüne o kadar çok gereksiz meşgale atılıyor ki onlardan fırsat bulup da soylu bir uğraşa meyil edemiyor. Çağımızın oyuncakları ve eşyaları, düşünceyi dünyevileştiren unsurlardır. Bundandır ki yeni dönemde yeni söylemler yok. Eskinin tekrarı ve ikrarı var.
İmkân arttıkça istek ve düşünce azalıyor diyebilir miyiz?
Yeni nesil fikir imal edemiyor. Fikir ağır ve giran geliyor. Dolayısıyla sıkılıyor, okumuyor ve yazamıyor. Eskinin tabiri ile imale-i fikir edemiyor.
Yeni nesli okumaktan alıkoyan bir sebebe değinmek istiyorum: Kelimeler ve diller. Bir edebî metin, öyle ki bütün dünya dillerini veya kelimelerini içinde barındırmalıdır. Lakin çağımız gençleri eline Türkçe ile yazılmış bir metin aldığında Arapça, Farsça ya da eski Türkçe ile birkaç kelimeyle karşılaşınca hemen o metni bir kenara koyuyor. Merak edip araştırmıyor, altına anlamını yazmıyor. Bu yüzden hep kolay olana yöneliyor. Dolayısıyla insanlar toplumdaki var olan olaylardan ve düşüncelerden uzaklaşıyor.
Sanat esasen tek bir dille yapılır. Düşünce ve dil, varlığın evidir. Biz var olduğumuz için dil var, kelam var ama buna yönelemiyor insan. Düşünen insan değil de düşünmeyen insan yeğleniyor. Orhan Veli'nin bir sözüdür, bunu zaman zaman söylerim:
Düşünme arzu et sade
Bak böceklerde öyle yapıyor.
Burada Orhan Veli düşünmeyi idam ediyor âdeta. Derinlere dalmayı, tefekkürü geri al, arzuyu ve isteği öne al diyor. Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki insanlara sadece sev, ye, iç, eğlen ama düşünme, sakın, düşünmeyi aklından dahi geçirme diye vurgu yapılıyor. Tamam. Düşünmeyelim ama nereye kadar? Okumayla başlıyor her şey. İnsanın dağarcığı okumayla genişliyor. Okumaktan maksat kendini okumaktır, bilmektir. Öyle demiyor mu Yunus Emre:
İlim ilim bilmektir.
İlim kendini bilmektir.
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır.
İnsan evreni ve kendi zihnini tanımak istiyorsa okumalıdır. Biz ‘‘İkra’’ emrinden kaçıyoruz. Okursan eğer aklın diliyle önce evreni, dünyayı, çevreni ve en son kendi zihninin ücralarını ancak o zaman tanırsın ve seni bir bütün olarak tamamlayanları bilirsin. Asıl mesele bu işte. Biz okumaktan değil kendimizi tanımaktan korkuyoruz ve sonunda bir çıkış yolu olarak kaçıyoruz.
Ben kimim ve bu hal neyin nesi.
Necip Fazıl Kısakürek
Bir şair ve bir yazar için zaman nedir?
Mehmet Akif İnan: ''Zaman bir hızdır, bir yıldızdır akan'' diyor. Dolayısıyla zaman sürekli akan bir şeydir. Zamana hükmetmek imkânsız bir şey. Biz ancak zaman ve mekân sorunsalı içinde mekâna müdahale ederiz. İnsan ancak izin verilirse akıp giden zaman içinde ara ara oyuna ve dekora dâhil olur.
Sizce beklemek yenilgi midir?
Biz beklemiyoruz. Bizi bekletiyorlar. Bak ne diyor Necip Fazıl:
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan, bir günahı
Seni beklediğim kadar.
Bak kimse kimseyi bekleyemiyor. Evet, irademizi kullanıyoruz amenna ama irademize yön veren bir güç var. Sezai Karakoç:
Hep suç bende değil, beni yakıp yıkan bir nazar vardır.
Diyor, doğru, biz her ne kadar bir yola girmiş olsak da bizim üstümüzde bir kader vardır. İşte bu meseleyi de en güzel sanat, edebiyat soruyor. Bizim kalemiz kalbimizdir. Ne demiş Yunus:
Gönül Çalab’ın tahtı, Çalap gönüle baktı.
Varlığın, mekânıdır kalp. Kalp varsa işin içinde edebiyat da vardır.
Hocam peki neden şiiri seçtiniz? Neden romana veya denemeye devam etmediniz? Şiirde nasıl bir ayrıcalık var sizin için?
Şiir yazmak kalpten ve ruhtan gelen istemsiz bir duygudur. Siz isteyince yazabileceğiniz bir olay değil bu. Şiir istemezse yazdırtmaz kendini kaleme. Ama eğer yazmak size nasip olduysa mecbursunuz. Yazmazsanız eğer; aklınıza, uykunuza, fikrinize dâhil olup zorla yazdırtır kendini. Şiirin bir başka tanımı aslında ifşadır. Kendini ve gönlünü yazdığın kelimelerle okursun. Sen hissetmeden, yazdıkların hisseder duyguyu. Şöyle diyeyim detayların incesini gördüysen eğer, şairsindir.
''Hesaplaşırız Bir Gün'' şiirinizde ‘‘Kadın ince bir fikirdir derdi ustam, ol ince fikir üzre tutukluyum.'' diyorsunuz. Burada ince bir sitem ve gizliden bir bağlılık var.
Birçok şiirinizde de kadına yer veriyorsunuz Peki kadın sizin için ne ifade ediyor?
İslamcı şairler, biz insan değil miyiz? Bizim sevmeye hakkımız yok mu? Esasen biz, çok sonradan keşfettik sevmeyi ve sevgimizi yazmayı. Bize hocalarımız tarafından yasaklanan şeyi yazdık. Yani; aşkı, sevgiyi yazdık. Bize : ‘‘Siz dava adamısınız, davadan başka bir işle gönlünüzü oyalamayınız.’’ dediler. Açıkçası bir robot ve asker gibiydik gençliğimizde. Politik sınırlarımız oldu ve onları aşmamamız doğrultusunda adım atmamız söylendi.
Allah bizi, belli ölçülerde yaratmış. Ruh vermiş, sevmeyi, nefreti ve birçok duyguyu belleğimize yüklemiş. Boşuna değil ki bunlar. Tüm bu güzel hisleri Allah yarattı. Biz yaşayalım diye.
Şimdi o şiirde de ''Kadın ince bir fikirdir derdi ustam'' burada ince bir sitem var, bunu kimse bilmez.
Kadın fikirdir diyor Necip Fazıl. Yahu bu kadın basbayağı insandır. Benim gibi senin gibi insan.
Kadın, benim bir parçamdır. Onsuz ben olamam bensiz de o olamaz. Çünkü böyle yaratılmışız.
Yıllarca biz kadına şiir yazamadık ta ki bir gün Bahattin abi (Karakoç) ''Kırk Aşk Mektubu'' diye bir kitap çıkarana kadar. O kitapta kırk şiir var kırkı da farklı bir aşkı anlatıyor. Düşün ki yıllarca sana sevmenin günah olduğu söyleniyor ve sen hissettiğin halde günah diye yazamıyorsun. Sanki yazdığımız zaman harama düşecekmişiz gibi. Yani biz öğrenerek aştık bunu, okuyarak aştık. Çok şükür bize öğretilen dini değil, indirilen dini anlamaya başladık. İndirilen dinle Allah'ı tanır ve onun en güzel sanatını anlarsınız.
Müslüman kitlenin en büyük kaybı da şudur: Dinde olmayan yozlaşmış meselelere yön vererek inanmak ve bize dinde olmayıp da varmış gibi iddia edilip zorla dayatılan hurafe ve bid'atlar dinin yerine geçtiğinden, okuyamıyoruz. Okusak da idrak edemiyoruz. Din dediğimiz nedir? Varoluş sanatıdır. Allah'ın gönderdiği kolay yaşayış biçimidir.
Biz Kur'an'ın Kur'an olduğunu yine sanatla öğrendik. Çok şükür sanat bize Kur'an’a bakmayı öğretti. Kur'an’a baktık ki her lafız akıl diyor. Hiç akıl etmez misiniz? Hiç düşünmez misiniz?
Yiğit düştüğü yerden kalkar. Biz inadına sanatla ve edebiyatla içinde bulunduğumuz toplumu doğruya yöneltmeye çalışıyoruz. Önümüze çok çıkan oldu. Bu işler edebiyatla olmaz dediler. Ama baktık ki oluyor, bizde yürüdük. Çünkü bizim mayamız, edebiyatımız, medeniyetimiz, dinimiz ''Oku' '' emrine dayanıyor. Her söz bizi mutlak hakikatin eşiğine götürüyor. Dolayısıyla yazdığımız, yayımladığımız bunca kelam, tek kitabın anlaşılması için gerekliydi.
Ben önce Müslümanım sonra şair. Şairliğim, beni kurtarmaya yetmeyebilir ama inancım ki onda umut var.