|Şair Mehmet Atilla Maraş'a Şiir Sanatı Üstüne Sorular | Şair Mevlüt Ceylan
- 2 Nis
- 3 dakikada okunur
13 Nisan 2015, Ankara
Sayın Maraş, sözcük seçiminde özel bir dikkatinizin olduğu hemen belli oluyor. Sözcüklerinizi seçerken neye dikkat ediyorsunuz? Bu seçimde muhtevanın mı, duyarlığın mı önceliği var?
Şiir yazarken, her şairin yaptığı gibi sözcük seçimine çok dikkat ediyorum. Çünkü her sözcüğü bir şiir metnine koyamayız. Müzikalitesi olan kelimeleri seçerim ben. Taş gibi, moloz gibi yontulmamış kelimeler vardır. Onları mümkün mertebe şiirime koymamaya özen gösteririm. Bu seçimi yaparken o sözcüğün içeriğinin zenginliği yanında, duyarlılığına ve müzikalitesine de dikkat ederim.
Şiir yazmanın ortamı var mıdır? Şiir sizde mi siz şiirde mi yaşarsınız?
Şiir yazmanın kuşkusuz bir ortamı olmalıdır. Her yerde ve her zaman diliminde şiir yazılmaz. Şiirin yazılacağı bir zaman parçası vardır. Bu da tek ve tenha kaldığım bir zamandır ve bu da genellikle gecelerdir. Bir şiir metni oluşturmadan önce, bir ilham, bir kıvılcım, bir şimşek çakması gibi bir olaydan, bir kelimeden, bir yaşanan olgudan veya ne bileyim bir işten, bir oluştan etkilenmem gerekir ki o etki bana o olay hakkında kısa notlar aldırır. Sonra dönüp o notu gözden geçiririm. Uygun bir zaman ve ortam bulunca da şiiri yazmaya koyulurum. Sonra ortaya çıkan metin üzerinde oynamalar yaparım, rötuşlar, düzeltmeler... Bütün bu ameliyeler sonrasında bir metin oluşur. Ortaya çıkan bu metni, bir şair olarak değil de bir okuyucu olarak beğenirsem o şiire olur verir ve yayınlarım. Beğenmezsem, bir köşeye atar orada bekletirim. Ta ki bir gün yeniden ele alıp üzerinde yeni çalışmalar yapıncaya kadar. Böylece ben şiirde yaşarım adeta. Şiir denen o nazlı gelin de hep benimledir, bir ömür boyu yaşar benimle.
Özelde şiirin, genelde edebiyatın bugün gelip dayandığı noktayı açıklar mısınız?
Bir şiir metni, bir şiir metnidir. Düz yazının şiir gibi olduğu metinlerin olması gibi bir şiirin de bir düz yazı metni gibi olduğu çeşitli örneklerde görülmektedir. Hatta son zamanlarda bütün edebiyat metinlerine uzun bir şiir gözü ile bakanlar bile olmuştur. Ne bileyim mesela Tolstoy’un Harp ve Sulh romanına bu uzun bir şiirdir diyenler bile vardır. Bir hikâye metnine de bir uzun şiir diyenlerin olduğu gibi. Edebiyat ürünleri, türleri biri birine dönüşebilir. Artık eskisi gibi aralarında kesin sınırlar yoktur. Bütün metinler biri birine geçişlidir. Örneğin Rasim Özdenören’in iki uzun hikâyesi bir arada kitaplaştı, adına ‘Gül Yetiştiren Adam’ dedi. Okuyucular, iki uzun hikâyeden oluşan bu kitaba ‘Roman’ dediler. Bunun gibi...
Şiir sanatının dünyanın gidişatını değiştireceğine inanıyor musunuz? Niçin şiir?
Şiir, dünyanın gidişatını asla değiştiremez. Ama bu gidişata bir dur demek için bir ikazda bulunabilir. Şair sesini yükseltir ve kötü gidişlerin habercisi olabilir. Bu takdirde toplumları uyarır. Şiirin böyle bir fonksiyonu da vardır.
Niçin şiir? Sorunuza gelince; ben şairim ve bütün ömrüm şiir ikliminde, şiirin dünyasında, kelimeler ormanında geçti. Şiiri seviyorum. Şiir yazmayı ve okumayı seviyorum. Özellikle de kalabalıklara karşı şiirle sesimi yükseltmek istiyorum. Şiir, hep şiir...
Öz ve biçim arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Şiirde öz ve biçim hep vardır. Şiirin özü o şiirin şeklini etkileyip kurduğu gibi her şekilde yeni bir öz yaratabilir. Şiirde öz ve biçim, karşılıklı biri birini etkileyen, şiir sanatının olmazsa olmazıdır. Ama önemli olan şiirde içeriktir, muhtevadır, özdür.
Sizce şiirin kalıcılığı neye bağlıdır?
Bir şiir metninin kalıcılığı, o metnin okuyucuları üstünde bıraktığı kalıcı etkiye bağlıdır. Bir şiir metni üzerinden yıllar ve hatta asırlar geçse dahi tazeliğini ve etkililiğini koruyorsa o kalıcı şiirdir. Mesela benim Aney şiiri, yazılışından bu yana üstünden kırk beş yıl geçmesine rağmen halen şiir severler tarafından okunuyor ve seviliyor. Çok popüler olmuş bir şiir. Demek ki halkın hoşuna gitmiş ve okuyucu o şiirde kendini bulmuş. Bunun gibi Necip Fazıl’ın Sakarya’sı, Cahit Sıtkı’nın Otuz Beş Yaş şiiri, Bekir Sıtkı Erdoğan’ın Marya şiiri, Attila İlhan’ın Ben Sana Mecburum şiiri ve Sezai Karakoç’un Mona Roza’sı gibi şiirler. Örnekleri çoğalta biliriz...
Şiirle ilk tanışmanız nasıl oldu?
Şiirle ilk tanışmam ilkokul sıralarında başladı. Önemli günlerde bana o günün anlam ve önemini vurgulayan şiirler okuturlardı. Bayramlarda okunacak şiirleri ben çıkar meydanlarda okurdum. Böyle böyle ortaokula gelince Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir şiir risalesi elime geçti her nasılsa. Ölüm temalarını içeren bir kitapçıktı. Şiir sanatını ‘ölüm’ teması ile tanıdım böylece. Lise yıllarında artık şiir yazıyordum ve mahalli gazetelerin sanat sayfalarında da yayınlıyordum. İlk şiirim 1966 yılında Urfa’da çıkan Şafak Gazetesi’nin sanat sayfasında yayınlanmıştı ve adı “Eski kent” idi. Üniversite öğrencisi iken İstanbul ve Ankara’da çıkan önemli sanat ve edebiyat dergilerinde şiirlerim yayınlanıyordu. Adımız şaire çıkmıştı artık.