Çağdaş Bir Kültür ve Medeniyet Savaşçısı: D. Mehmet Doğan
- Mehmet Atilla Maraş

- 26 Ağu 2025
- 15 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Ağu 2025
Yürü be hey yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine benzer
Onu eken biçer bir gün
Karacaoğlan
Gazeteci, yazar ve fikir adamı D. Mehmet Doğan, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın Yayın Yüksek Okulu'nu birincilikle bitirdikten sonra (1972) Türk Tarih Kurumu - Yeni Türkiye Araştırma Merkezi'nde çalışmaya başladı. (1972-74) Zaman buldukça kurumun arşivlerini büyük bir titizlikle taradı. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında yayınlanan Ulus, Hakimiyet-i Milliye gibi gazeteleri dikkatle inceledi. Buradan edindiği bilgi ve belgeler ışığında yazdığı denemeleri, İstanbul'da, Ezel Erverdi'nin yönetiminde çıkan Nurettin Topçu'nun Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi'nde yayınladı. Bu dergide 1967 den itibaren önce şiirleri yayınlandı. Bu dergide Osman Gümüşiz müstearı ile Tarih, Toplum ve Toprak konularında araştırma ve inceleme yazıları yazdı. Hareket Dergisi'nde yazan bir başka Mehmet Doğan daha vardı. (Kayserili) Mehmet Doğanlar birbirine karışmasın diye adının başına bir D harfi eklendi. Bazıları bu D harfini derviş gibi algılarken, rahmetli Nurettin Topçu Hoca D'li Mehmet Doğan diye ayırmıştır. (Bir anekdot: Bir gün hoca çalışma arkadaşlarına, 'Bana Mehmet Doğan'ı çağırın' demiş. Sormuşlar hocam hangisini? O da, Deli Mehmet Doğan'ı demiş.)
Askerliğini yedek subay olarak İstanbul'da yaptı. (1974-75) Askerlik bitince İstanbul'da Dergâh Yayınları'nda, 'Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi'nin hazırlanmasında çalıştı. (1975-77) Hafta sonlarında İstanbul ve Ankara arısında sürekli gidip geldi. Dergâh yayınlarından ayrıldıktan sonra bir süre TRT de yapımcı olarak çalıştı. "Ulu Camilerimiz" programı için Muhsin Mete ile Adana'ya geldiklerinde, (1977) ben, Adana Teknik Ziraat Müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak görev yapıyordum. Adana'dan ayrılınca Urfa'ya gittiler, Urfa Ulu Cami'sini çekmek için. TRT'den sonra Kültür Bakanlığı Sinema Dairesi'nde çalıştı. Orada çalışma arkadaşı Hatice Hanım'la evlendi. (Bu evlilikten iki oğlan ve biri kız olmak üzere üç çocuğu dünyaya geldi.)
Bir avuç idealist arkadaşlardık. Anadolu'yu çeşitli vesilelerle bir uçtan bir uca gezdik. Konuşmalar yaptık, seminerler verdik. Gençliğimizde hepimiz Anadolucuyduk. Yüksek tahsil yapmak için taşradan büyük şehirlere gelmiştik. İstanbul'da aylık olarak yayınlanan Nurettin Topçunun Hareket Dergisi'nde şiir, hikâye ve denemeler yazıyorduk. 'Yarınki Türkiye'yi kuracaktık. Vatanımızı fakirlikten, geri kalmışlıktan kurtarıp, yükseltecektik. Bunun için çok çalışıyor, durmadan okuyor ve yazıyorduk. Yaşamaktan çok, yaşatma aşkına gönül vermiştik bir kere. İçimizde, gençliğin ve idealizmin verdiği büyük bir heyecan taşıyorduk. inançlı ve son derece umutluyduk. Her işimizi aşkla yapıyorduk. Sürekli mektuplarla haberleşiyorduk.
Üstat Sezai Karakoç bir şiirinde şöyle diyor:
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz temiz ve kirli çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzre katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız
(Şahdamar, 1953)
D. Mehmet Doğan; koşu bittikten sonra da koşan atların, cesur ve korkusuz bir süvarisiydi.
O dizginlenemez olan atını; bazen Anadolu'nun içlerine, doğusuna, batısına, bazen Asya'nın bozkırlarına, steplerine, bazen Avrupa içlerine kadar süren yaman bir sürücü, bir kültür ve medeniyet savaşçısıydı. Batılılaşmaya karşı yönelttiği eleştiri, onun aynı zamanda düşünce dünyasını da yansıtır. Düşünce ve fikir imal etmenin yolu; kelimelerden, kavramlardan geçer.
Şiir sanatı, kültürlerin cesur taşıyıcısıdır. Bütün milletlerin bir şiir serüveni, bir şiir tarihi ve bir şiir kültürü vardır. Mehmet Doğan, yazı hayatına hemen birçok yazar gibi önce şiirle başladı. Ancak zaman içinde şiirde değil düz yazıda karar kılarak araştırma ve inceleme yazıları yazdı. Şiire ve şairlere olan sevgisini, tertip ettiği şiir şölenleri vasıtasıyla devam ettirdi. Türk diline olan sevgisini de uzun ve yorucu mesailer vererek yazdığı 'Türkçe Sözlük' ile ispat etti.
Sözlük; kamus, lügat demektir. Sözlükler bir dilin söz varlığını topluca veren eserlerdir. Cemil Meriç, sözlük için "Kamus, namustur' diyordu. Mehmet Doğan'ın 1978 de başladığı sözlük çalışması, dildeki tahribatı önlemek, kültür ve medeniyetimize yeniden kavuşabilmenin anahtarını imal etmek için yapılmış bir girişimdir, bir çabadır. Kültür ve medeniyetimizin temsilcilerine kucak açan kelime kadrosuyla sözlükçülük tarihinde kendine has bir duruşu ve tavrı sergilemiştir.
Tarihi yaşayarak gelen geleneksel kültürümüz, Cumhuriyetin ilk dönemlerinde devrimlerle iki büyük darbe aldı: Harf Devrimi ve Dil Devrimi. Bu iki güçlü darbeyle kavramlarımızı, kelimelerimizi kaybettik. Zihin dünyamız, alfabe değişikliği ile allak bullak oldu. Dilin yıkımı, doğrudan kültürün yıkımına zemin hazırladı. 'Harf Devrimi', bizi geçmişimizden koparan ve toplumumuzda derin menfi izler bırakan bir olaydır.
Dil; bizi var eden, inşa eden temel bir sistemdir. Dil, bir milletin ruhu ve kimliğidir. Bir milletin dili, o milletin tarihi hafızasıdır. Kelimeler o hafızayı yeni kuşaklara taşır. Dil, aynı zamanda kültürleri nesilden nesile aktarır. Mehmet Doğan'ın bu sözlüğü hazırlamasındaki asıl amacı; kültürümüzün dili olan Türkçeyi, kirlerinden arındırmak ve kelime kadrosunu genişletmekti. Yıllar süren yorucu bir çalışmadan sonra bu gayesine erişti. Doğan, Türkçe Sözlük çalışmasına 1978 yılında başladı. 1981 de ilk baskısını yayınladı. Sözlüğün birinci baskısında altmış bin kelime var iken bu gün için (2024) 26. baskısını yapmış olan 'Doğan Büyük Türkçe Sözlükte yüz otuz bini aşkın kelime, deyim ve kavram vardır.
Mehmet Doğanın yazarlık serüveninde "Batılılaşma İhaneti" neyse "Büyük Türkçe Sözlük" de odur. O şöyle diyor bu sözlük için:
"Büyük Türkçe Sözlük" tahdit edilmiş sözcüklere mecbur edilen dilimizin söz varlığını, genişliğini, ifade imkânlarının zenginliğini, gücüm nispetinde hissettirmek için bir isyan ifadesi olarak hazırlamaya başladım". Mehmet Doğanın bu alandaki ısrarlı, istikrarlı, sistemli ve disiplinli çalışmasının sonucu olarak sözlük gün yüzüne çıktı. Bu, başlı başına önemli bir çalışmadır ve tebrike şayandır. Mesela okuyucuya bir soru yöneltir. "Kurtuluş Savaşı mı, İstiklâl Harbi mi, Milli Mücadele mi, hangisi doğru? Türk ve Milli kelimeleri, zaman zaman İslam yerine kullanılmıştır. Bu kullanımların zorunlu sebepleri elbette vardır." der.
D. Mehmet Doğan, Türkiye Yazarlar Birliği bünyesinde gerçekleştirdiği organizasyonlarla "Türkçenin Uluslararası Şiir Şölenleri"ni dünyanın dört bir yanına taşıdı. Hem klasik şairlerimizin, hem çağdaş şairlerimizin şiirlerini, şiir kitaplarını evrensel düzeyde tanıttı. Bu şölenlerin bitiminde, şairlerin okuduğu şiirleri 'Güldeste' adıyla kitaplaştırarak tarihe kayıt düştü. (14 adet Şiir Güldestesi yayınlandı.)
D. Mehmet Doğanın çağdaş şiirimizde en çok sevdiği iki şair vardır. Biri Ahmet Haşim, diğeri Yahya Kemal'dir. Ahmet Haşim'in şiirlerinden en çok sevdiği ve zaman zaman mırıldanarak okuduğu şiir, şudur:
"Bir Günün Sonunda Arzu
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyan
Güller gibi..sonsuz..iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân
Gün doğdu yazık arkalarında
Altın kulelerinde yine kuşlar
Tekrarının ömrün eder ilân
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Âlemlerimizden sefer eyler
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
Üstümüzde sema, kavs-i mutalsam
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam
(Nümayan : Görünen aşikâr olan, Kavs-i mutalsam : Tılsımlı olan yay)
Nurettin Topçu, Hareket Dergisi'nde yazdığı yazıların birinde "Edebiyatımızda bir Anadolu Romantizm'i yapılamadı" diyordu. Bunun üzerine Topçu Hoca'nın tasvibiyle Ezel Erverdi ve arkadaşları, genel merkezi İstanbul'da olmak üzere Anadolu Fikir Derneği'ni kurarak örgütlendiler. (13 Mart 1969 ) İstanbul şubesi 21 Haziran 1970 de açıldı. Başkanlığına Ercüment Konukman getirildi. Kayserili Mehmet Doğan, Tamer Şuer, Ebubekir Erdem ve Abidin Işık idare heyetine seçildiler. Dernek faaliyetlerinde; Mehmet Sılay, Fatih Gökdağ ve Cahit Çollak da bulundu. 25 Eylül 1970 Ankara şubesi açıldı. Şubede; Dursun Özer, Tevfik Fikret Göncüler, D. Mehmet Doğan, Muhsin Mete, Ali Birinci, Niyazi Adalı ve Adem Gürses vardı. 18 Nisan 1969 da Erzurum şubesi açıldı. 29 Ocak 1970 tarihinde yapılan umumi heyet toplantısında başkanlığa Mutlu Binol, sekreterliğe Yalçın Özer, muhasipliğe M. Atilla Maraş seçildi. Erzurum'da AFD'nin üyeleri: M. Çetin Baydar, Şücaeddin Erdem, Osman İnce, Bekir Soysal, Feyyaz İbrahimhakkıoğluydu. Erzurum şubesi, çeşitli kültürel faaliyetlerinin yanında, iki yıl ve 24 sayı yayınlanan aylık Adımlar Dergisi'ni çıkardı. Bu derginin yazı işleri müdürlüğünü Mehmet Atilla Maraş yürüttü. Derginin baş yazılarını Mustafa Kutlu, A. Hacıyakupoğlu müstearı ile yazıyordu. (Bkz. Nurettin Topçu Dünden Kalanlar, Geleceğe Umutlar, Ezel Erverdi Dergâh Yay. İstanbul, 2018)
D. Mehmet Doğan, 1978 yılında bir gurup arkadaşıyla beraber Yazarlar Birliği'ni kurdu. Birliğin Merkezi Meşrutiyet Caddesi, Hatay sokakta idi. Birliğin kurucuları: D. Mehmet Doğan, Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Necmettin Türinay, Alper Aksoy, Saadettin Elibol, Yavuz Bülent Bakiler, Mustafa Yazgan, Erdem Beyazıt, Ahmet Günbay Yıldız, Yahya Akengin, Beşir Ayvazoğlu, Zeki Ceyhan, Hasan Kayıhan ve Hüsnü Aktaş.
Birlik, daha sonraki yıllarda bakanlar kurulu kararıyla 'Türkiye' kelimesini alarak Türkiye'yi yurt içinde ve yurt dışında temsil etme hakkını elde etti. Mehmet Doğan derneğin kurucu başkanı olarak seçildi ve 1979 dan 14 Mart 1998'e kadar Genel Başkan olarak görev yaptı.
Başbakanlığa bağlı Aile Araştırma Kurumu bünyesinde "Türk Aile Ansiklopedisi"nin (üç cilt) yayın yönetmenliğini üstlendi.
Ankara'da 3 Kasım 1987 de yayın hayatına giren ve sahipliğini İhsan Aslan'ın yaptığı Zaman Gazetesi'nde köşe yazarlığına başladı. Genel Yayın Yönetmenliğini gazeteci Fehmi Koru'nun yaptığı gazetenin sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Adnan Tekşen'di. Bu gazetede hem Mehmet Doğan olarak hem de Halil Kaleli imzasıyla yazılar yazdı. Halil Kaleli müstearıyla yazdığı yazılar genellikle mizaha dayanan yazılardı. Sonraki yıllarda gazete satılıp el değiştirince Fehmi Koru hariç yazı kadrosu tamamen dağıldı. Bu arada M. Doğan, bir süre işsiz kaldı. Ardından, sahipliğini gazeteci ve yazar Resul Tosun'un yaptığı haftalık Yörünge dergisinde yazmaya başladı. TYB bünyesinde Birlik Yayanları'nı kurdu. Yazarlar Birliği üyelerinin birçok kitabını yayınladı. Bu arada benim de Peygamberler Şehri Şanlıurfa adlı kitabımı yayınladı. (Ankara, Ağustos, 1986)
1996 da TBMM tarafından RTÜK (Radyo-Televizyon Üst Kurulu) üyeliğine seçildi. Bu görevi, 2000 yılına kadar sürdü. İstanbul'da yayınlanan Akit adlı günlük gazetede köşe yazıları yazmaya başladı. Asım Yenihaber müstearı ile yazdığı yazılarda, yaşanan olayları hicvederek sert bir üslupla tenkitler yaptı. Yazılarında ağır bir kullandı. Bu yüzden 28 Şubat Post Modern darbesini yapan subayların hışmına uğradı. "Onbaşı bile olamayacakların general yapıldığı bir ülkede.." diye başlayan ve devam eden yazısından dolayı 363 general tarafından mahkemeye verildi. Uzun yıllar süren mahkemeden ceza almadan beraat etti.
Mücadeleci bir karaktere ve ruha sahip olan Mehmet Doğan, pes etmeyi ve yenilmeyi asla kabul etmez. Cesur, gözünü budaktan esirgemeyen bir mizacın yanında, doğru bildiğini her hal ve şartta söylemekten çekinmeyen Doğanın, vefalı bir yanının olduğunu da söylemeliyim. Bütün mücadele hayatında takım oyunu sergilemiş, bu takımın hep başında yer almıştır. Ülkede, Kültür Bakanı olacak bir donanıma ve birikime sahipken, muhafazakar iktidarlar tarafından değerlendirilmediği gibi, baş eğmeyen bir mizaca ve özellikle bir 'İsyan Ahlâkı'na sahip olması yüzünden iktidar sahiplerini hep ürkütmüştür. Zaten kendisi de reel politik bir düzlemde olmayı asla istememiştir. Bağımsız ve bağlantısız, partiler üstü bir yazar ve fikir adamı olmayı hayatı boyunca sürdürmüştür. Hür ve bağımsız bir yazar olmak, onun en önemli şiarlarından biridir. Doğanı doğan yapan da bu bağımsız ve özgür karakterdir.
1992 de 'Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni' Bursa'da ve Konya'da yapıldı. Her iki yılda bir yapılan bu şölen projesinin mimarı ve yöneticisi D. Mehmet Doğan oldu. Ekim 2022'de şölenin 30. yılında, son şiir şöleni, ilk başladığı yerde, tekrar Bursa'da icra edildi.
Türkiye Yazarlar Birliği'nin önemli faaliyetlerinde biri de Kültür - Sanat Yılıkları'dır. Yazarlar Birliği bünyesinde 1992'den beri her yıl Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı çıkarılmaya başlandı. Ülkemizde bir çok kuruluş ve edebiyat dergileri bu tür çalışmalar yapmıştır. "Edebiyat Ortamı Dergisi, Şiir ve Hikâye Yıllığı" ile "Varlık Dergisi, Şiir Yıllığı"ndan sonra 1994 yılında başlayan ve bu güne kadar sürdürülen en uzun ömürlü yıllıklar, Türkiye Yazarlar Birliği yıllıklarıdır.
TYB bünyesinde açılan 'Yazar Okulu' projesinin de mimarı D. Mehmet Doğandır. Bu proje, 1998 yılında hayata geçirilmiş bu günlere kadar devam etmiştir. Bu proje kapsamında M. Doğan'dan sonra benim genel başkanlığım döneminde "Şiir Okulu" (şiir atölyesi) hayata geçirilmiştir. (1998-2000)
1981 yılından itibaren 'Yılın Yazarları'nın seçimi ve ilân edilmesi de başlı başına önemli bir etkinliktir. Yılın yazarları ödül törenlerinin sonunda mutlaka bir müzik şöleni olurdu. Bu şölende ya Halk Müziği yada Klâsik Türk Müziği icra edilirdi. 1981 de mükafatlandırılan yazarlar şunlardı:
Hikâye : Mustafa Kutlu, Roman: Mustafa Miyasoğlu, Şiir: Mehmet Atilla Maraş, Fikir: Taha Akyol, Tiyatro: Tarık Buğra, İnceleme: Sadık Albayrak, Çocuk Edebiyatı: Mustafa Yazgan, Basın: Erdem Beyazıt, TV Filmi: Yücel Çakmaklı, Sinema: Mesut Uçakan.
D. Mehmet Doğan'ın Türk edebiyatı ve kültürüne, Yazarlar Birliği bünyesinde yaptığı hizmetler saymakla bitmez. O, koca bir ömrünü, kültür ve medeniyetimize hizmet etmekle tüketti. Çünkü o bir hizmet ve hareket adamıydı .
İlk kitabı Batılılaşma İhaneti 1975 yılında Dergâh Yayınları arasında çıktı. Yayınlandığı yıldan sonra çok büyük bir ilgi gördü. Sonraki yıllarda baskı üstüne baskı yaptı.
Türkiye'nin Batılılaşma serüveni, veya Osmanlı modernleşmesi, tarih olarak II.Mahmut'a kadar gitse de esas rengini ve mayasını Tanzimat'tan alır. Tanzimat Fermanı (3 Kasım, 1839), Batılılaşmanın açık bir göstergesi, bir belgesidir. Tanzimat, modernleşmeyi esas temel kabul etmiştir. Bu serüven, iki yüz yıldan beri devam ederek geldi.
Batıcılık, 'Bürokratik Oligarşi'nin vesayet gücüyle realize ediliyordu. Bürokrasi, devlet demektir. Askeri ve sivil bürokrasi, rejimden nemalanmış olup burada 'Halk' yoktur. Rejim veya 'Resmi İdeoloji', 'halka rağmen halk için' ilkesini benimsemiştir. İdeolojinin giderek inançlaşması, 'din' haline gelmesi zaman içinde kendini göstermiştir. Nitekim Türk Dil Kurumu'nun yayınladığı Ali Püsküllüoğlu'nun sözlüğünde, Kemalizm bir din olarak gösterilmiştir.
Batılılaşma, Batı Medeniyeti'ni örnek alarak resmi ideoloji haline getirilmiştir. M. Doğan'a gelinceye kadar, yazarlar tarafından bu ideolojiye ciddi bir eleştiri getirilmemiştir. Aydınlar ve yazarlar, açıkça yazılı bir eleştiri getirmekten hep kaçınmışlardır. Doğan'ın bu kitabı Resmi İdeoloji'ye karşı ilk defa yapılan açık ve yazılı bir eleştiri, bir itirazdır.
Bu kitap, "Özümüz İslam'dır. Her ne yapacaksak İslam'dan kopmadan yapmalıyız." tezi etrafında kaleme alınmıştır. "Batılılaşma İhaneti' ile temeli atılan paradigma, "Mağlubiyet İdeolojisi'nin Sonu" kitabıyla tamamlanmıştır. Mehmet Doğanın "Batılılaşma İhaneti" kitabı, resmi ideolojik hurafelere adeta meydan okumuştur. Bir kült etrafında oluşan dokunulmaz tabuları kırmıştır. Aydınlarımıza, bu konuda yeniden ve tarafsız düşünmesin yolunu açmıştır.
Devlet tarafından Batı'ya gönderilen öğrenciler, Batı değerlerinin taşıyıcısı ve bir nevi ajanı olmuşlardır. Bu tutum ve davranışlar, bu güne kadar da devam etmiştir. Batıda okuyup gelen aydınlar, geleneksel yapıda olan halkla, bir uyumsuzluk ve kopukluk yaşamış, devlet erki, devlet gücü, yönetimi ve kontrolü bu aydınların eline geçmiştir. Bir 'Mağlubiyet İdeolojisi' olan Batılılaşma düşüncesi, aydınlarımızın zihnini iğfal ederek bir "Aydın Yabancılaşması' ve ihanetine dönüşmüştür.
Kültürel yabancılaşma nedir? Kendi kimlik ve kişiliğini oluşturan tarihi ve sosyolojik sürece ve bütünlüğe aykırılık ve onun dışına çıkmadır. Toplumun milli ve manevi değerlerinin uzağına düşerek başka değerleri benimseme anlamına da gelmektedir.Toplumun modernleşmesi için devletin zorlayıcı gücüne ihtiyaç duyulmuştur. Batılılaşmanın içeriği, 'Lozan Konferansı' ile belirlenmiştir. Türkiye masaya galip olarak oturmuş, mağlup olarak kalkmıştır.
Tanzimat'la başlayan batılılaşma arayışları, "Atatürk Devrimleri" ile hayata geçmiş, 'Batılılaşma Serüveni' bu projeyle tamamlanmıştır. Türkiye'de 1950'ye kadar yaşanan "Kimlik Krizi"nin temelinde bu serüven yatmaktadır. Biz sırf bu yüzden ne tam batılı olabildik ve ne de doğulu kalabildik. Bizdeki bu şahsiyet ikilemi ve çatışması, bu nedenden kaynaklanmaktadır.
'Normalleşme Süreci', 1946 da tek parti rejiminden çok partili hayata geçmemizle, ve özellikle 1950 Mayısında, Demokrat Parti'nin ezici bir çoğunlukla tek başına iktidara gelmesiyle beraber ivme kazanmıştır. O günden bu güne kadar genellikle hep sağ ve muhafazakar partiler iktidar olmuştur. Son zamanlarda, özellikle devleti kuran partinin yöneticilerinin "Barışma, Helalleşme, Normalleşme" diyerek, 'ihanet' etmiş oldukları halkla barışma niyetinde olduklarını dillendirmiş, nerede yanlış yaptıklarını adeta anlamışlardır. Devleti ve Cumhuriyeti kuran kadroların, yıllardır iktidara gelememesinin sebeplerini, nihayet araştırarak buldular. Çünkü dindar ve muhafazakâr olan halkın iktidarının, 22 yıldır kesintisiz olarak sürdüğünü açık bir şekilde yaşayarak gördüler. Halkla ve onun inandığı değerlerle kavga etmenin bir yarar getirmediğini anladılar.
(Bu konular için; İdris Küçükömer'in Düzenin Yabancılaşması, Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma, Şerif Mardin'in Türk Modernleşmesi, İsmet Özel'in Üç Mesele: Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma kitaplarına bakılabilir.)
Batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme gibi kavramlarla da ifade edilen batıcılık serüveni, bin yıl süren bir kültür ve medeniyetin inkarı, ret edilmesi üzerine kurulmuştur. D. Mehmet Doğan'ın, Batılılaşma serüvenimizi bir 'aydın ihaneti' olarak görmesinin asıl sebebi, klâsik ve geleneksel olan kültürümüzün terk edilmesi, modern veya "yeni" olanın alınması olarak görmektedir. Bu kültür değişimini ve değişmelerini kültürlerarası geçirgenliğin tabii akışına bırakmak bir yana 'eski' olanın radikal olarak terki ve yeni gibi görülen veya gösterilen bir medeniyet çemberine girmenin ancak 'ihanet'le tanımlayabileceğimizi gözler önüne sermiştir. Nitekim devrin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in;
Eskiyi unut / Yeni yolu tut / Türklüğe umut / Sen ol çocuğum
dediği bir şiirinde yenileşmenin ipuçlarını veriyordu. Bu gün için gelinen noktada, Avrupa Birliği'ne girme ve tam üye olma isteğimizi, yıllardır bizi kapıda bekletip içeriye almamakla gösterdiler. Batı ile olan ilişkilerimiz, tarihi seyri içinde bütün gelişmeler, D. Mehmet Doğan'ı haklı çıkarmıştır. Çünkü neticede sen Müslüman bir toplumsun. Ürettiğin kültür, doğrusu ve yanlışı ile İslami bir renk taşır ve 'İlahi Vahye' dayanır. Batı kültürü ise üç saç ayağı üzerine kurulmuştur; Roma Hukuku,Yunan Felsefesi ve Hıristiyan Ahlâkı.
Yabancılaşma, önemli bir sosyolojik bir kavramdır. İlk önce İdris Küçükömer, Batılılaşma serüvenini "Düzenin yabancılaşması" şeklinde ortaya koymuştur. Bununla birlikte "Aydının Yabancılaşması" da oldukça önemlidir. Tanzimat'tan bu yana aydınlar halktan uzaklaşıp kendilerini batı medeniyetinin bir mensubu olarak görmüşlerdir. Avrupalı olmanın bedeli yabancılaşmadır. Mesela "Türkçülük", kökü dışarıda bir görüş olmakla beraber batıcılığın araçlarından biridir. Türkçülük başlangıçta, bir çeşit savunma ideolojisidir. Ancak sonradan Türk-İslam Sentezi" tezine dönüşerek bu günlere gelmiştir. Bu gün için bunun yerini "Milli ve Yerli" kavramı almıştır. Değişen bir şey yok. Zaten Ulus Devletin ideologu Ziya Gökalp; "Türk Milletindenim, İslam Ümmetindenim, Avrupa medeniyetindenim" demişti.
Mehmet Doğan'ın resmi ideolojiye karşı Mehmet Akif'i öne çıkarması boşuna değildir. İstiklalimizin ve istikbalimizin şairi Mehmet Akif'in yazdığı ve 12 Mart 1921 de TBMM de ayakta alkışlanarak kabul edilen İstiklal Marşı için, bu milletin "Milli Mutabakat Metni"dir. demiştir. D. Mehmet Doğan, Mehmet Akif Ersoy'la ilgili üç ayrı kitap kaleme almıştır.
Yazarlar Birliği'nin kurulduğu 1978 yılından itibaren İstiklal Marşı'nın yazıldığı Ankara Tacettin Dergâhı'nda, her yıl 27 Aralık günü, M. Akif'in vefatı yıl dönümlerinde anma toplantıları yapılmaktadır. Bu geleneği ihdas eden ve her yıl kesintisiz sürdüren Yazarlar Birliği'nin kurucu başkanı ve sonradan şeref başkanı olan D. Mehmet Doğandır. Doğan'ın "Camideki Şair" kitabı Mehmet Akif'i bir başka cepheden anlatan önemli bir çalışmadır. Bununla da kalmayan Mehmet Doğan, Ankara'da "Mehmet Akif Araştırmaları Merkezi"ni kurmuş, onun adına 'Bilgi Şölenleri' tertip etmiştir.
D. Mehmet Doğan, 'Tarih ve Toplum' kitabında; Türkiye'nin Osmanlıdan günümüze 'Toprak Meselesi'ni irdeler. Miri Arazi Sistemi'nden 1858 de çıkan Arazi Kanunnamesi'ne kadar toprakta özel mülkiyet yoktur. Toprak Ağalığı'nın oluşumu bu tarihten sonradır. Osmanlı Toplum yapısını inceleyerek kültür sorunlarını öne çıkarır.
Bizim kuşak (68'kuşağı), Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi'nin hem yazarı hem de okuyucusu olmuştuk. Dergi, Ezel Erverdi'nin yönetiminde Ocak 1966'dan itibaren yeniden çıkmaya başladı. Derginin 1. sayısının kapağında şehre, "feryat ve figan koparmak' için yürüyen bir çift yalın ayak görürüz. Hareket Dergisi, yayınlandığı yıllarda bir devrin ve bir neslin sesi olmuştur. Ezel Bey, beni ve Mustafa Kutlu'yu Erzurum'da, D. Mehmet Doğan'ı Ankara'da keşfetmişti. Beni şiirde, Mustafa Kutlu'yu hikayede ve Mehmet Doğan'ı araştırma ve inceleme yazıları yazması için ısrarla teşvik etmişti. Bu yüzden önceleri şiir yazan, resim yapan Mustafa Kutlu ve Mehmet Doğan, şiir yazmaktan vazgeçtiler. Yıllarca yazı hayatına verilen büyük emek ve çabanın sonunda, üçümüz de kendi alanlarımızda birer isim sahibi olmuştuk.
1975 yılı Temmuz ayından itibaren İzmir Bornova'da 57. Topçu Tugayı'nda kısa dönem askerlik yaparken Nurettin Topçu hocamız İstanbul'da vefa etti. 4 aylık kısa askerlik döneminden sonra ben Adana'ya DSİ' deki görevime döndüm. Aynı tarihlerde İstanbul'da askerlik görevini yapan Mehmet Doğan, Ekim 1975'te terhis olunca İstanbul'da kaldı ve Dergah Yayınlarının başına geçti. Yayınevinin çıkardığı Türk Dili ve Ansiklopedisi'nin yayın yönetimini de üstlendi.
Benim İlk şiir kitabım, 1976'da Dergâh Yayınları'nın 19. kitabı olarak yayınlandı. Adı: Doğudan Batıdan Ortadoğudan. Kitap yayınlandığında hayli ses getirmişti. İlk şiir kitabıma bu ismi veren sevgili D. Mehmet Doğan'dı. Kapağı hazırlayan ise Selim Yağmur müstearı ile Mustafa Kutlu'ydu. O tarihlerde Dergâh Yayınları'ndan çıkan bütün kitapların kapaklarını Mustafa Kutlu hazırlıyordu.
Taşrada görev yaparken, bir şekilde Ankara'ya geldiğimde Mehmet Doğan'la buluşur devlet tiyatrolarının sergilediği bir oyunu seyretmeye giderdik. İstanbul'a gittiğimde ise Mustafa Kutlu ile sinemaya giderdik. Vakıa, Urfa'da lise ve Erzurum'da üniversite öğrencisi iken, benim tiyatroya karşı aşırı bir merakım vardı. O güne kadar tiyatro eseri olarak yayınlanmış bütün kitapları satın alarak temin etmiştim. Birkaç tiyatro oyununda da önemli roller almıştım. Bizdeki bu tiyatro ve sinemaya olan merak, bizim muhafazakar kesimde bu alanlara olan eğilimin noksanlığından kaynaklanmaktadır. Tiyatro, seyirlik bir sanat olması bakımından bize ve kültürümüze yabancı değildi. Sinema ise bir olayın anlatımında, çok önemli görsel bir dil kullanarak kitleler üzerinde önemli bir tesir icra etmekteydi.
İstanbul'da Hareket dergisi mensuplarının özellikle Ezel Erverdi, Mustafa Kutlulu ve Tamer Şuer'in sinemaya karşı eğilimleri, o dönemin ünlü sinema yönetmenleri Metin Erksan ve Halit Refiğ ile tanışmalarına, dostlukları artırıp sinemayla Hareket camiasını ilişki içine girmesine vesile olmuştur. Metin Erksan'ın 'Sevmek Zamanı' ve Halit Refiğ'in 'Ulusal Sinema Kavgası' adlı eserleri, Hareket Yayınları arasında çıkar. Mehmet Doğanın, Ankara'da Kültür Bakanlığına bağlı sinema dairesinde bir süre çalışmasının da bu alandaki hassasiyetlerimizi gösterir.
Batılılaşmanın bir sonucu olarak batıdan alınan Bale ve Opera gibi sanatlar ise bizim kadim Anadolu kültürüne oldukça yabancıdır. Ancak 'Batılı' olacağımızın bir göstergesi olarak Bale, Opera gibi sanatlarına yabancı kalmamamız gerekirdi.
(Bir anekdot: Şair Talat Sait Halman'ın, 1973'de Ecevit Hükümeti'nin Kültür Bakanı olması ile kamuoyuna açıkladığı bir konuşmasında 'Bale ve Opera'yı Anadolu'nun en ücra köylerine kadar götüreceğini söylüyordu. Bu anlayışa katıla katıla gülerek karşı çıkan ünlü sinema yönetmeni Metin Erksan (Ki o akşam Ezel Erverdi, Mustafa Kutlu ve ben Sayın Erksan'ın evinde misafirdik.) "Ne güzel olur bu eyleminiz. Bakarsınız bale izlemek için köyün harman yerine gelen köyün gürbüz delikanlıları, bale gösterisi yapan balerinleri kaptıkları gibi dağa kaçırmışlardır. Ne güzel kültür ne güzel medeniyet! İşte Batıcılardan farkımız bu." demişti. Böyle öykünmeci bir sanat anlayışı olamaz.
Devlet Tiyatroları, ulusal dönüşümü, Cumhuriyetin 100. yılına kadar asla gerçekleştiremedi. Sinema da öyle, tiyatro da öyle. Ulusal Sinema Anlayışı'nı; Halit Refiğ, Metin Erksan ve Ömer Lütfi Akad gibi yönetmenlerle, Milli ve Yerli Sinema Anlayışı'nı ise Yücel Çakmalı ve Mesut Uçakan temsil ediyordu.
(Nitekim sinemaya olan tutkumuz ve verdiğimiz önem yüzünden kızım Ayşe Şeyda Maraş ile Ezel Erverdi'nin kızı Asılı Erverdi, sinema okumak için İstanbul'da Mimar Sinan Üniversitesi'ne bağlı Sinema ve Televizyon Yüksek Okuluna kaydolmuşlardı.)
Mehmet Doğanın bütün kitapları, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı bünyesinde kurulan 'Yazar Yayınları' tarafından basıldı. Doğan, Kitaplarının yayınından doğan telif haklarının bir kısmını bu vakfa bağışladı. (Vakıf adına öğrencilere burs verdi.)
1996 yılı Mart ayında, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 9. kongresine katılmak üzere Balıkesir'den Ankara'ya Pamukkale Otobüs Firması'nın çift katlı otobüsüyle hareket ettim. Eskişehir'in Sivrihisar ilçesine 6 km. kala, sabaha karşı otobüsümüz, yolların gizli buzlanması ve aşırı sürat yüzünden şarampole yuvarlandı. Kazada birkaç kişi vefa etti. Benim sağ ayağımın femur kemiği kırılmıştı. Eskişehir'de Devlet Hastane'sine yatırıldım. Ameliyat ve tedavi oldum.
Kongrenin bitiminde sonra D. Mehmet Doğan, Çetin Baydar ve Lütfi Şehsüvaroğlu, Ankara'dan Eskişehir'e, Devlet Hastanesi, Ortopedi Servisi'nde hasta olarak yatan beni ziyarete geldiler. 15 gün hastanede yattıktan sonra taburcu oldum. Kadim dostum Aydın Işık, beni arabasıyla Eskişehir'den Balıkesir'e götürdü. Aydın Işık'tan ısrarlı ricam üzerine arabamızın hızı, 50-60 km.yi geçmiyordu. Böylece üç saatlik yolu altı saatte kat ettik.
Haziran ayında tayinim Ankara'ya TZDK Genel Müdür Yardımcısı olarak çıktı. Evin eşyalarını denkleyip kamyona yükledik. Eşim ben ve kızım Elif, özel aracımızla Ankara'ya geldik. Kamyon bizden önce varmıştı. Denkleri açmadan eşyaları bize tahsis edilen lojmana koyduk. O akşam D. Mehmet Doğanlara misafir olduk. Sabahleyin eşim Fatma Hanımı ve kızım Elifi, Mehmet Doğanın eşi Hatice Hanıma bırakarak Ben, Doğan, Ali Akbaş ve Lütfi Şehsüvaroğlu, Niğde'ye doğru Doğanın doğan marka arabasıyla yol aldık. Bizi, Niğde Üniversitesi Rektör yardımcısı Prof. Dr. Şahin Uçar davet etmişti. (Papazın Bağı'nda kuzu çevirmek için.) Bir gece Niğde'de, Üniversitenin misafirhanesinde kaldık. Dönüşte Mehmet Doğanın arabası Niğde'nin Bor İlçesi yakınlarında kaza yaptı. Benim sağ ayağımın femur kemiği aynı yerden yeniden kırıldı. Direksiyonda Mehmet Doğan vardı. Yanında önde ben oturuyordum. Arka koltuklarda şair Ali Akbaş ve şair Lütfi Şehsüvaroğlu oturuyordu. Elbistanlı olan şair Ali Akbaş, benim 'kısa dönem askerlik' arkadaşımdı. Bor devlet hastanesi acil servisinde ilk müdahaleler yapıldıktan sonra Ankara'ya döndük. Yeni görevime başlamadan Gazi Hastanesi Ortopedi servisine yattım. Servisin şefi hemşerim Prof. Dr. Haluk Yetkin, sağ olsun, beni kısa zamanda ameliyata alarak sağlığıma kavuşturdu.
Mehmet Doğan'ın RTÜK üyeliğini seçilmesiyle boşalan başkanlığa, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 10. Genel Kurulu'nda ben seçildim. Divan başkanlığını rahmetli Mehmet Akif İnan yapmıştı.
Mehmet Doğan, Aralık 2023'te, malum hastalıktan dolayı Ankara Şehir Hastanesi'ne yatırıldı. 9 ay gibi uzun süren bir tedaviden sonra emri hak vaki oldu.
(4 Eylül 1947 de Ankara-Kalecik'te doğan D. Mehmet Doğan, 11 Ağustos 2024'te Ankara'da Rahmeti Rahman'a kavuştu. Allah, makamını âli eylesin, 'azizim'.)
Yazımı, D. Mehmet Doğan'ın çok sevdiği, şair Yahya Kemal'in, 'Rintlerin Akşamı' adlı şiiri ile bitiriyorum. (Şiir, Münir Nurettin Selçuk tarafından segâh makamında bestelenmiş ve icra edilmiştir.)
RİNDLERİN AKŞAMI
Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece
Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harab ol ya aşk içinde gönül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahud gül
Bu yazı, Edebiyat Ortamı Dergisi'nin 2025 , Mart-Nisan sayısında yayınlanmıştır.