Sezai Karakoç
- Mehmet Atilla Maraş

- 8 Ağu 2025
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Ağu 2025
'İslami Şiir Akımı' şairlerinden Diriliş Şairi : Sezai Karakoç
( Ergani, 1933 - İstanbul, 2021)
Kara incir ve nar
Piran ülkesinde bir pınar
Suyunun derin sülüklerinden
Örülmüş saçları var
İlkokulu Ergani, Ortaokulu Maraş, Liseyi Gaziantep'te parasız- yatılı olarak okudu. (Diğer bir
deyişle Leyl-i meccani ) Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi , Maliye Bölümünü bitirdi. (1954)
Bir süre devlet memurluğu yaptıktan sonra yazarlığa başladı.
Ankara'da Pazar Postası (Cemil Sait Barlas) ve Hisar (Mehmet Çınarlı), İstanbul'da Büyük
Doğu (Necip Fazıl), ve Diriliş (Sezai Karakoç) dergilerinde deneme ve şiirler yazdı. Yeni
İstanbul, Baba-ı âlide Sabah ve Millî Gazete’de köşe yazıları yazdı. Şiir ve yazıları, kendisinin
kurucusu olduğu Diriliş dergisi yayınları olarak kitaplaştı. 1960'tan itibaren Diriliş Dergisi'ni
yayınladı. En son kendi hatıralarını yayınladı. Eserlerinin sayısı ellinin üzerindedir.
Düşünce ve edebiyat dünyamızda 'Diriliş Ekolü'nün kurucusu ve teorisyenidir. Bu akımın ana
fikri; İslam düşünce ve inancı, bin dört yüzyıllık İslam kültür ve medeniyetine bağlılıktır.
Düşünce ve edebiyat dünyamızda 'Diriliş Ekolü'nün kurucusu ve teorisyenidir. Bu akımın ana
fikri; İslam düşünce ve inancı, bin dört yüzyıllık İslam kültür ve medeniyetine bağlılıktır.
Değer verdiği şair ve düşünce adamları; Mevlâna, Yunus Emre, Muhyiddin-i Arabi, Fuzuli,
Mehmet Akif ve Necip Fazıl'dır.
O yerli ve milli olmaktan öte, evrensel olmayı savunur. Çünkü inancımız olan İslam,
evrenseldir. Kitap, Kuran'dır. Öncü, Hz. Muhammet'tir.
Ülkemiz, batıya yöneldikten beri, edebiyatımız yerli düşünceden, yerli duygudan koptu.
Karakoç, medeniyet meselemizi edebiyata ve özellikle şiire taşıyan bir şairdir. O derki;
'Asıl olan şey, hayata, Müslüman'ca bir tavırla yaklaşmaktır.'
Şiirlerinin 21. yy.da anlaşılacağını çok önceden haber vermiştir. Bugün için onu anlayan,
okuyan ve yaşayan bir gençlik, (Diriliş Nesli) vardır.
Sezai Karakoç, uzun yıllar boyunca çıkardığı siyaset , düşünce ve edebiyat dergisi olan Diriliş Dergisi ile olsun, yayınladığı elliyi aşkın kitaplarıyla olsun Cumhuriyet Dönemi fikir ve edebiyat dünyamıza bir sabah güneşi gibi doğmuş, düşünce ve ruh dünyamızı aydınlatarak bir inkılap yapmış gerçek bir şair ve düşünce adamıdır.
Bugün Ortadoğu'da cereyan eden olayları, tam elli yıl öncesinden görmüş, sezmiş, fark etmiş ve yazmıştır. 1967 yılında İslam'ın Dirilişi ve Yazılar adlı kitapları bu yüzden toplatıldı ve kendisi de bu kitaplarından dolayı yargılandı.
Evlenmedi. Kendini sanatına ve inancına adadı. Bütün bir ömrü, gâh çatı katlarında, gâh bodrum katlarında yalnız başına yaşadı. Geçimini, yazdığı yazılardan ve kitaplarından sağladı. Devlet tarafından şahsına tevdi edilen hiçbir ödülü kabul etmedi. Paraya hiç değer vermedi.
Hiçbir partiye, hiçbir cemaate veya tarikata girmedi, intisap etmedi. Hep Allah'a ve onun resulüne bağlı kaldı. Müslüman'ca bir duruş sergiledi. Kametinden ve istikametinden ödün vermedi. Hiç kimseye, hiçbir kuruluşa angaje olmadı.
Anadolu coğrafyasında yetişmiş olmasına rağmen, onun coğrafyası bütün bir yeryüzü idi. Kendisi de insanlık ailesinin bir ferdi idi. Bu hali ve bu tutumu ile bizlere ve bizden sonrakilere örnek bir kişilik sergiledi. Bize edep ve hayayı edebiyat yaparak öğretiyordu. Son derece mütevazi ve münzevi bir hayatı sürdürdü. Adeta bir derviş gibi, yalnız başına tek ve tenha yaşadı.
O, öldükten sonra dirilişe, hesaba, mizana, şeksiz ve şüphesiz inanıyordu.
Sezai Karakoç, Cumhuriyet Dönemi'nde, bir dili, yeni baştan harekete geçirerek, geçmiş ile koparılan bağları yeniden kurmayı başarmış, düşünce ve duyuş şeklimizi yenilemiştir. Kelime ve cümleye öyle bir ruh verdi ki yeni kuşaklar üzerinde çok büyük diriltici bir etki sağladı.
Karakoç'un ilk şiirlerinde sosyal içerikli konular ön planda iken sonradan yazdığı şiirlerde metafizik ve mistik duygular daha ağır bastı.
Sezai Karakoç, metafiziğe inanan bir şairdir. Allah'a, Ölüme, Ahrete (mavera), öldükten sonra dirilmeye ve hesaba çekileceğimize inanır. O katıksız bir mümin, tek başına bir muvahhittir. Derki:
"Bizim metafiziğimiz, tanrı ve ahret inancıyla şahdamarında gürül gürül akan canlı bir kandır. Mutlak âlemin(öte âlem), bu dünya penceresinden görülen manzarasıdır.
Vahye dayalı edebiyat vahye dayalı şiir, toplumları kurtaracak olan ilham ve vahiydir. Büyük medeniyetlerin temelinde bu gerçek yatar."
Edebiyat ve sanatta Diriliş adlı makalesinin son bölümü şöyle biter:
"Medeniyet dirilişimizin, kendi kültürümüzü tekrar canlandırışımızın belli başlı bir bölümü olarak, sanatımızı, İslam'a özgü sanatı dile getirmeliyiz. Kendi kaderimizden, kendi duyarlığımızdan kendi sanatımızı örmeliyiz. Klasik sanatımızı, edebiyatımızı, eserlerimizi, anıtlarımızı hayata kavuşturmak için sarf edeceğimiz göz nuru ve alın terinin karşılığı, yeni bir sanatın, geleceğin bağında olgunlaşmış bir salkım üzüm gibi koparılarak bize bağışlanması olacaktır.
Mevlit, başlı başına bir estetiktir ama onu yalnız başına bırakmayalım. Edebiyat küçümsemesini yıkalım. Genç şairleri, transandantal (aşkın) sanata doğru akıtalım.
Ey Dicle, Ey Bağdat, Ey Şam, Ey Fırat, Ey İstanbul, Ey Diyarbakır, Ey Nil, Ey Mısır, Ey aydınlık şehir Medine, nerede senin, kelimeleriyle, ürpertili sesleriyle, insanlığa , bal rengi bir insanüstüler bölgesine, ilhamın yüce dünyasına çeken şairlerin?
Şair, geleceği bugüne çeker. Bizden birkaç yüzyıl ileride yürür. Ülkümüzün, geleceğin yüzüne işlenmesini istiyorsak ki bundan başka kaygı, kaygı olmaya değmez ve yaşamak bunun için olursa bir anlamı var demektir. Onu , bugünden, şiirin ve edebiyatın, sanatın, kültürün malı yapalım. Çünkü bugün şiir ve edebiyata giren, yarın hayata girecektir."
Sezai Karakoç’tan Özdeyişler
İnsan, kendini hakikate adadığı, ruhunu ona açtığı ölçüde insandır.
Ey Müslüman, inancını öyle bir yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Fakat bir gün gelecek
Çağırmasını bilirsen gelecektir
Doğuyu Batıyı bilen gelecek
Kendi cebrine çağıran gelecektir
Sürekli gece, sürekli kış ve sürekli ölüm yoktur. Her an diriliş şafağının eşiğinde bulunuyoruz. Yeter ki sırları kurcalamasını, aralamasını bilelim.
Med ve cezir çırpınışından, kuşku, korku ve umutsuzluk çırpınışından bizi temkin sularına erdirecek, yalnız ve yalnız Allah'ın ipine sarılmak olacaktır.
İnsan, yaratıldığından beri kendi anlamını aramaktadır. Kendini çevreleyen evrenin, ayın, yıldızların, güneşin, uzayın, zamanın ve mekânın, eşyanın, varoluşun anlamına ara vermeden arayan bir varlık haline gelmiştir.
Tarih boyunca, zıt kutuplara şahit olan insan korku ile muştu, umutla umutsuzluk arasında bir med ve cezir halini yaşamıştır. Bir sarkaç gibi bir o yana bir bu yana gidip gelmiştir.
Çağımızda insan, gönül tarlasına durmadan put dikiyor. Ekonomi putları, politika putları, devrim ve ideoloji putları, müzik putları, spor putları, sinema putlarıyla doğu ve batı, Hz. İbrahim'in hakikat şimşeği olan baltasına muhtaç, adeta onu bekliyor.
Çile ve sıkıntı ile ateş sınavına atılan İbrahim, kendini güllük, gülistanlıkta buldu. Ateş sınavından başarıyla geçti. Ayet: Ya naru kûnu berden ve selamen âlâ İbrahim. Enbiya: 69
Kendini bir fikre, bir davaya adayan gerçek sanatkârlar, bilim ve düşünce adamları, asker ve devlet adamları, inanç ve duygu kahramanlarının tamamı, İbrahim'in çizdiği rotanın yolcularıdır.
İnsanlık yüz yıllarlardır hep seni çağırdı durdu, başka bir şeyi değil, hep seni çağırdı durdu. Ama çağırmasını bilmediler. Ve sen gelmedin. Çağırmasını bilirsen gelecektir.
İnsanın başı, yalnız Tanrı önünde eğilecektir. Ebedi hakikat budur. Bunun için savaşırım ben. Bunun için kanım helal olsun.
SEZAİ KARAKOÇ'UN ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER
ANNELER VE ÇOCUKLAR
Anne öldü mü çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde siyah bir çubuk
Ağzında küçük bir leke
Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne
Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne
BALKON
Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde
İçimde ve evlerde balkon
Bir tabut kadar yer tutar
Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
Şezlongunuza uzanın ölü
Gelecek zamanlarda
Ölüleri balkonlara gömecekler
İnsan rahat etmeyecek
Öldükten sonra da
Bana sormayanı böyle nereye
Koşa koşa gidiyorum
Alnından öpmeye gidiyorum
Evleri balkonsuz yapan mimarların
KAR ŞİİRİ
Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın
Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın
Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelir gider
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın
Ben bu şiiri yazdım âşık biçimi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
SABAH YILDIZI
Bir kalp duracaksa
Acıdan ve ızdıraptan
O benim kalbim olsun
Senin kalbin değil
sabah yıldızı
ŞAİR
Şair o büyük ağıtçı geldi dünyamıza
Günlerce gecelerce ağlattı bizi
İrili ufaklı ölülerimizin ardından
Öldü ve ağıtını yazamadan gitti
Şair önce kendi ağıtını yaz
Binlerce ağıttan önce
Gün gelip saat çatınca
Vaktin olmaz kendi ağıtını söylemeye
Ben ağıt yazmayı sevmem
Ölümden değil dirilişten yanayım
Ölümden değil ölümden sonrasından yana
Ağıt yazmaktan değil
Mevlit yazmaktan yana
ŞAİR
Ve sen şairsin
Kelimeler ülkesindeki bilge
ÇILGINLAR
Kuyu zeytin nar
Yaşanan bir kıyı arar
Vaktin arabı çılgınlar
MİSYON
Bahar yaz güz kış
Ben sen İsa Yahya
Bir gülü yetiştirmek için
Yaratılmışız
Şükür Tanrıya
ATLAR
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Üst üste katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız
AŞK
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelip dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Büyüyüp de çocuk kalmak
İşte bu en büyük tehlike
(Mayıs, 1960)
Köşe: 1
Saçlarını kimin için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını, ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın
Köşe : 2
Evlerinin içi gurur döşeli
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
Köşe : 3
Sen geldin benim en deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
(Köşe, Nisan, 1954)
ÖLÜMLE DİRİLMEK
Bir balık görünce, nasıl çırpınırsa bir martı
Gün batınca nasıl çırpınırsa boğulmuş bir kuş gibi
Bir deniz
Çocuğu ölünce öyle çırpınır bir anne
Annesi ölünce bir çocuk öyle çırpınır
Çırpın çırpın ki belki görürsün ölümden ötesini
Senin mesleğin bir bakıma bir ölüm mesleği
Bozulmuş saatleri ölümle iyi etmek
Ölümle açmak kurumuş dudakları
Ölümle açmak kapanmış gözleri
Öleni ölümle diriltmek
Ölümle sağ tutmak sağ olanı
Ölümün ışınıyla görmek
Karanlık gecede
Kara taştaki
Kara karıncayı
Ne kadar dalsam da göklerin ve suların derinliğine
Gözlerim kaçırmaz yeryüzünde
Karıncaların hurda kımıldanışlarını bile
Annemin bana öğrettiği iki kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana, benim içimde
Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaç ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus
(Çocukluğumuz,1960)
Kaçmak ama nereye
Tut elimden kaçalım
Kaçalım kaçalım
Bizi kimseler görmesin
Arayanlar bulmasın
Tren duvarları sarsmasın
Yürek bu kadar hızlı çarpmasın
Kan böyle hızlı akmasın
Aşkın kulakları sağır
Sesi boğuk olmasın
(Tut, Yaz, 1955)
Gel kalbini saat yap odamıza
Saatin içine kutsal sözler yaz
Aşk kadar nazlı saat kadar gerçek
Boş oda kadar tedirgin tehlike kadar güzel
Payıma korkarım eşsiz bir azap düşecek
(Tahta At, 1956)
Nasıl?
Görür gibi uyur, konuşur gibi susar, güler ağlar gibi
(Ağustos, 1957)
Çatı
Kaç aç varsa hepsi ben
Kaç hasta varsa hepsi ben
Kaç liman önlerinde dönen
İşsiz hamal hepsi ben
Kaç aşktan tersyüz edilmiş
Aşık varsa hepsi ben
Bütün çiçeklerle donanıp
Bütün insanlarla ölen
SEVGİLİ
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar mademki yar vardır
Yoktan da vardan da öte bir var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip de söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsümde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili...
Sezai Karakoç, bütün şiirlerini "Gün Doğmadan" adlı kitapta topladı.
( 16 Kasım 2021 de İstanbul'da vefat etti. Mezarı, Şehzadebaşı camisinin haziresindedir.)
Gün Doğmadan
Yerleşecek yer aramak
Caminin avlusunda
Soğuk bir taşa oturmak
Gün doğmadan Şehzadebaşı'nda
Başı avuçlara almak
Kuşların kanatlarını toplamak
Gecenin çatı katından
Gün doğmadan Şehzadebaşı'nda
Kızaran ufka selam
Süleymaniye'den Beyazıt'tan
Mutlaka olmak isterim
Gün doğmadan Şehzadebaşı'nda
Gün de doğar gün de doğar
Bir gün mutlaka gün doğar
Gün doğmadan neler doğar
Gün doğmadan Şehzadebaşı'nda
Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Ağustos 2024 ,1103. sayısında yayınlanmıştır.