Sanatta Yabancılaşma Ve İslâm
- Mehmet Atilla Maraş

- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur
Toplumdan kaçış, yabancılaşma, isyan ve başkaldırı, hippiliğin doğuşu, bir yerde sanayi toplumu olan batının kaçınılmaz bir sonucu olacaktı. İçinde bulundukları maddeci düşünce sistemi, sınıflı ve doğal olarak çatışmalı bir toplum yapısına sahip oldukları tarihsel özgeçmişleri, onları Karl Marksın eliyle tarihlerini materyalist bir yoruma mahkûm etti. Batı için bu gidişat kaçınılmazdı ve bir çöküşe gebeydi.
Böyle bir toplumun çöküş haberini, Alman bir tarih filozofu olan Oswald Spengler yıllar önce yazdığı “Batının çöküşü” adlı eserinde veriyordu.
Batı insanının önemli bir kısmı bu gün tanrıtanımaz (ateist) bir konumda bulunuyorsa elbette bunun bir takım sebepleri vardır. Allah; yarattığı evren, dünya ve insanlarla kendi varlığını apaçık ispat ediyor. İnsan, kendini ve yaratıcısını tanımakta güçlük çekiyor ve bu tanıma mesuliyetinden kaçıyorsa bu sorumsuzluk onu kurtarmayacaktır.
Batı insanını bugün tanrıtanımazlığa kadar götüren nedenleri, kadim Yunan kültüründe, o kültürün putperest ve çok tanrılı bir din anlayışında aramak gerekir.
Rönesans ve eski kaynakların ihya edilmesiyle birlikte batının sonuçta bu noktalara kadar gelmesi mukadderdi. Çünkü temelde Grek düşüncesi, tanrılarla insanlar arasındaki savaşı kendilerine bir hayat anlayışı olarak benimsemişlerdi.
Günümüzün önemli bir düşünürü olan Alman Friedrich Nietzschze,(Niçe) ‘Tanrıyı öldürmeli ki insan özgür olsun.’ Diyordu. Tanrının yerine insanın nefsi, benliği tanrılaşsın ve sonunda ‘Üstün insan’ haline gelsin. Bu tür düşünceler, sanat ve edebiyat felsefelerinin yakın geçmişteki dayanaklarıdır.
Mümin bir sanatkârın, bu açıdan batının bütün sanat ve edebiyat telakkilerine, edebiyat ve sanat ürünlerine, sanat akımlarına şüphe ile bakması doğaldır.
İslâm düşüncesinde realitenin varlığı ve onun insanlar tarafından kabulü, ancak bir ölçü iledir. ‘Doğru’ ve ‘Yanlış’ kavramları, her insanın gerçeklik anlayışına göre değişebilir. Nihayet bu anlayışlar, birer kabulden ibarettir. İslam inancına göre helâl ve haramlar belirlenmiş olduğundan bir fiilin doğru veya yanlış olarak kabulü, onun haram veya helâl oluşuyla ölçülmektedir.
Dünya hayatında iyiyi veya kötüyü talep etme iradesi insanın eline verilmiştir. (Cüz’i irade) İnsanlar, yarın ancak kendi elleriyle yapıp ettiklerinden sorumlu olacaklardır.
İslam, insanı hem zaaflarıyla ve hem de sahip olduğu kuvvetleriyle ele alır. İnsan, düşkünlüğünden ötürü horlanmaz. Bundan kurtulması için yardım edilir.
İslam, bütün zamanların dinidir. Batı düşüncesinde insana bu tarz bir yaklaşım sürekli değildir. Batı düşüncesine göre insan doğarken günahkâr doğar. Onun günahından arınması için kilisede vaftiz edilmesi gerekir. İslâm inancındaysa böyle bir şey yoktur. Her doğan insan fıtrat üzre günahsız doğar.
Hayat, zıtların varlığı ile kaimdir. Doğal denge, bu zıtlar arasındaki çekimden doğar. Sevgi nefret, erkek dişi, gece gündüz gibi ... İnsanın hayattaki hedefi, zamanı şu veya bu şeklide yaşayarak tüketmek değildir. İnsanın nihai amacı, yaşadığı hayatın yüceltilerek güzelleştirilmesi olmalıdır. Sanatın gayesi de budur, ilmin hedefi de budur.
İnsanı alçaltan her düşünce çirkindir. İnsanı yücelten her eylem güzeldir. Evreni çepeçevre kuşatan yasalar, insanı da kuşatmaktadır. Doğru bir sanat anlayışı, bu gerçeği de görmek zorundadır. Hayat; sadece ekonomiden, sadece cinsellikten ibaret değildir. Hayatı, sadece bu boyutları ile algılayanlar eksik algılıyorlar. Hayatı bu şekilde algılayış, aldatıcı ve noksan algılayıştır. Bu algılayıştan yola çıkarak yapılan sanat, noksandır.
Eşyayı öne çıkarıp insanı ve onun ruh dünyasını arka plana iten sanat anlayışları yetersizdir. İnsanı ve eşyayı putlaştırmadan yapılan sanat, fıtrata uygun bir sanattır.
İslâm düşüncesinde sanat anlayışı, hayatı bütünüyle kucaklar ve kuşatır. İslâm, sanata bütüncül bir anlayışla bakar. Varlık ve oluşu, güzel bir üslupla bütüncül olarak yorumlar.
İnanan insan; bugüne kadar ortaya çıkan eserlere bakarken, kendi bakış açısını ve tavrını belirlemekle yükümlüdür. Allah, inancı ve Allah fikriyle bağlantısını koparmış her sanat akımı, her düşünce sistemi, her yaklaşım ve her yorum eksiktir.
İslâm’ı, inanç olarak kabul etmiş bir sanatkârın, insana, doğaya, olaylara ve eşyaya bakışı farklı olmalıdır. Evren ve insan, biri büyük, diğeri küçük birer âlemdir. Her devirde ve bütün zamanlarda mümin sanatkârlar, bu iki âlemin doğasının bir olduğunun bilincinde olarak eserlerini vermeye çalışmışlardır.