Sanatta Ahlâk Telakkîleri
- Mehmet Atilla Maraş

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Tarih boyunca sanat çabalarına ilk tepkilerin hep ahlâkçılardan geldiği söylenir. Burada batının sanat ve ahlâk anlayışı ile İslâm'ın sanat ve ahlâk anlayışını bilmekte fayda vardır.
Sanat faaliyet ve çabalarının evrensel olmasına karşılık sanatkârın içinde yetiştiği kültür ve medeniyetin, yaşadığı iklim ve coğrafyanın sanat adamının kimlik ve kişilik kazanmasında paylarını inkâr etmek mümkün değildir. Genel olarak ahlâkçıların sanatkârı suçlamasındaki temel neden şudur: Hayat gibi ciddi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir iş varken bu sanatkârlar neden hep duygusal şeylerle oyalanıp duruyorlar? Bu suçlama bir anlamda yersiz ve gereksizdir. Zira genel sanat faaliyetleri, hayattan uzak ve kopuk şeyler değildir. Bu etkinlikler, hayatın içinde ve onun vazgeçilmez bir parçası olmakla beraber, hayatın işleyişini güzel bir biçimde ifade ve terennüm etmektedirler.
Eflâtun, bütün şiirlerini yakıp şairliği bırakarak felsefeye başlayınca hemen sanata karşı bir tavır almıştır. O tavır şudur: ‘Sanat, bir yerde insan düşüncesinin bütünlüğünü ve düzenini bozabilir.’ Eflâtunun kendisi ahlâkçı ve kuralcı olduğundan meslek ve meşrebi gereği sanat çabalarına karşı duruşu ve tepkisi normal karşılanmıştır.
Sanat faaliyetleri; insan aklının sınırlarını aşarak sonsuzluğun derinliklerine doğru uzanırken, akıl alanından akıl üstüne, realiteler dünyasından gerçek üstüler bölgesine, fizikten metafiziğe, maddeden manaya ve maveraya kadar uzandıkça gerçek anlamını ve değerini bulmaktadır.
Bir sanat eseri, eşyaların sadece biçimsel güzelliğini yansıtıyorsa, doğayı körü körüne taklit ediyorsa, böyle eserlere ve sanatkârlara tepkiler ahlâkçılardan dışında başka kesimlerden de gelebilir. Ortaya çıkan eserler, insan fıtratına aykırı, meselâ müstehcen alanlarda dolaşıyorsa bunlara karşı tepkiler toplumun değişik kesimlerinden gelmekte gecikmez.
Bir sanat eserine nereden bakılırsa bakılsın onda hürlüğün, birliğin rüzgarını yakalamak, gizemin ihtişamını görmek her zaman mümkündür.
Orta çağ Hristiyan Avrupa'sında sanata, 'Şeytan çömezinin işleri' gözüyle bakılırken, aynı dönem İslâm dünyasında sanat faaliyetlerine hız verilmiş, İslami kuralların müsaade ettiği alanlarda harika eserler ortaya konmuştur. İslâm medeniyetinde sanat, 'sonsuzluğun eşyada dondurulmuş bir ifadesi' olarak algılanmıştır.
Sanat, edebiyat faaliyetlerine her dönemde olduğu gibi özelikle yeni zamanlarda da çeşitli kesimlerden tepkiler ve itirazlar gelmektedir. Devlet adamlarından, politikacılardan bilim adamlarına, gündelik yaşayan sıradan insanlara kadar. Sanat ve edebiyat çabaları akıldan çok duyguya hitap ettiğinden, her meselenin çözümünü kuru aklın dar kalıpları içinde çözmeye alışmış insanların itiraz alanlarına girmektedir.
Kitap okumaya zaman ayırmayan, gündelik yaşayan sıradan insanlar için edebiyat, sanat çabaları; bir fantezi, faydasız, gereksiz ve karın doyurmayan içi boş çabalardır. Karşılığında para getirmeyen her faaliyet aslında boş bir çabadır bu kesimleri için.
Kanun koyucular da zaman zaman sanat çabalarına ve ortaya çıkan sanat ürünlerine itiraz etmektedirler. Onların politik uygulamalarını eleştiren, bu konuda yazılar yazan, eserler ortaya koyan sanatçı ve yazarlara hoş bakmazlar. Onların politik uygulamalarda ortaya çıkan yanlışlıkları, bu yazarlar ve sanatçılar tarafından toplum önünde sergilendiği ve eleştirildiği içindir ki çoğu zaman siyaset adamları ile sanat adamları arasında bir uyum sağlanamaz. Çünkü onlar için bu tür eleştiriler, giderek kurulu düzeni bile bozabilir. Devleti idare edenlerin yanlış, tepeden inmeci uygulamaları, sanat adamlarının gözünden kaçmadığı içindir ki durum yazıya döküldüğünde işin rengi de değişir. Sırf bu yüzden düşünce suçundan yargılanan sanat adamlarının varlığı tarih boyunca hiç eksilmemiştir. Ama tarih boyunca da görülmüştür ki poetika (sanat), politikadan (siyasa) hep üstün sayılmıştır.