Sanat Ve Muhalefet
- Mehmet Atilla Maraş

- 3 gün önce
- 3 dakikada okunur
Sanat-edebiyat faaliyetlerine her devirde ve özellikle yeni zamanlarda çeşitli kesimlerden tepkiler ve itirazlar gelmektedir. Gündelik yaşayan insandan tutun, devlet adamlarına, bilim çevrelerine kadar. Sanat çabaları; daha çok duygu alanımıza seslendiğinden, her meselenin çözümünü kuru aklın kuralları içinde arayanlar için bir tenkit ve itirazlar alanıdır. Gündelik işlerin yoğunluğu içinde kitap okumaya vakit ayıramayan insanlar için ise edebiyat, bir fanteziden ibarettir. Meselâ edebiyatın önemli bir dalı olan şiir böyle düşünenler için, fayda getirmeyen, karın doyurmayan gereksiz boş bir uğraştır. Vakit öldürmekten başka bir işe yaramaz.
Sanat-edebiyat faaliyetlerine zaman zaman kanun koyuculardan da itirazlar gelmektedir. Onların uygulamalarda yaptıkları yanlışlıkları eleştiren yazar ve sanatçıları hiç hoş karşılamazlar. Hatta düşünceyi ve onun pratikte yansıması olan eserleri suç sayıp toplatırlar, sahipleri hakkında soruşturma açar, gerekirse mahkûm ettirirler. Sanırlar ki bu tür eleştiriler, giderek kurulu olan kamu düzenini bozacaktır.
Devleti idare edenlerin yaptıkları hata ve yanlışlar, duyarlı olan sanat adamlarının gözünden kaçmadığı için onlar her vesile ile muhalefet görevlerini yaparlar. Sanat ve fikir adamları, yaptıkları yazılı ve ya sözlü eleştirileriyle devlet adamlarını zor durumda bırakabilirler. Onların tepeden inmeci, (jakoben) baskıcı tutum ve davranışlarını toplumun önüne, ellerindeki yayın araçlarıyla duyururlar. Sanat ve edebiyat adamları, bir çeşit halkı uyarıcı eylemler içinde olduklarından, tarih boyunca kanun koyucular ve devleti idare edenlerle aralında sürtüşme ve gerginlik hep devam etmiştir. Bu açıdan onlar sanat adamlarından oldukça çekinirler. Kendi kurulu düzenleri adına bir tehlike sezildiği an bu tür faaliyetlere sansür uygulayabilirler. Bu ve benzeri uygulamalar sanat adamının önündeki açmazlardır. Yöneticiler içinse bir tür korunma silahıdır.
Namuslu bir aydın ve sanatçı, bu tür durumları peşinen bilecek ve doğru bildiği şeyleri söylemekten ve yazmaktan asla çekinmeyecektir. Bu onun hem aydın olma sorumluluğu hem de insanlık borcudur. Sanatkârlar, özellikle şairler, toplumuna veya bütün insanlara yapılan her türlü haksızlıklar karşısında muhalefet görevini yaparak sesini yükseltecektir. Bu soylu davranış, insanın ve sanatın haysiyetini korumak adına vardır.
Bir de şu var: Her meslek erbabı, kendi mesleğine ve meşrebine bağlıdır. Kendisinin uğraştığı alanların dışında kalan mesleklere ilgisi dolaylı bir ilgidir. Sanat faaliyetleri ile ilgilenmek ise başlı başına bir ilgi ve bağlantı alanıdır. Meselâ hayatında bir kere olsun bir tiyatro eseri seyretmemiş birisi için, bu kesimin bütün sanatçıları birer palyaçodan ibarettir. Şair İsmet Özel’in dediği gibi insanlar hangi dünyaya kulaklarını açmışlarsa diğerlerine sağırdırlar. Hayatında sanat alanlarıyla hiç ilgilenmemiş birileri için bu alanın gerçeklikleri ona pek bir şey ifade etmez. Sanattan başka alanlarda çalışan insanların, sanatçılarla çatışmalarının temelinde, sanat meselelerine yabancı, kör ve sağır kalmaları yatmaktadır.
Sanatın, dün olduğu gibi bu gün de ve yarın da bir işlevi olacaktır kuşkusuz. Sanat çabaları, insanın ve onun çevresi arasında bir denge sağlamaya yardımcı olmaktadır. İnsanoğlu yaratılışı gereği, bir savaşçı bir de barışçı yönelimler içindedir. Kimi insanlarda savaşçı, kimi insanlarda barışçı eğilimler öne çıkmaktadır. İnsan ruhu; bazen bir coşku, bazen da bir sükûn içinde yer almaktadır. Bu noktada sanat, kişinin ruhundaki met ve cezrin, iniş ve çıkışların, durulma ve kabarmaların ortaya dökülmesine yardımcı olmaktadır. İnsanın özünde, kendini aşma cehdi ve eğilim vardır. Ferdi olandan toplumsal olana, oradan evrensel olana açılmak ve ebediliğe yükselmek arzusu, insanın fıtri bir eğiliminden kaynaklanmaktadır. Asıl sanat ve edebiyat çabaları, insanın bu eğiliminden doğmaktadır. Sanatkâr, yaşadığı hayatı kavrayıp ruhunun derinliklerinde duyumsadıktan sonra çeşitli renk, ses, şekil ve işaretler halinde tekrar insanlara armağan eder.
Sanatın bu bağlamda bir görevi var: İnsanın kendi bütünlüğü içinde, kendi kendisinin farkına varması, kendini aşma istek ve iştiyakı uyandırması, sanatın görevidir. Sanat çabaları, insanda var olmak şuuru uyandırır. Ben neyim, ben kimim derken ben de varım der sonunda.
Bir kere sanat çabaları, varlık (ontolojik)problemi alanına girince varlık ötesini de araştırmaya namzet olur.