top of page

Necip Fazıl’ın Yakın Yol Arkadaşı: Ali Haydar Öztürk

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 11 Oca
  • 5 dakikada okunur


Ali Haydar Öztürk, 1931 yılında Urfa’da doğdu. Annesinin adı, Münteha, babasının adı Mehmet’tir. ‘Münteha’ kelimesi Arapça olup Kur’an’da‘ ‘Sidretül-münteha’ olarak geçer, yaratılanların ulaşabileceği son nokta anlamındadır. Kendisinden büyük iki, kendisinden küçük bir olmak üzere Dört erkek kardeşten üçüncüsüdür.


Çocukluğu, Babasının Nahiye Müdürü olduğu Urfa’ya bağlı Harran’da geçti. Burada Arapçayı öğrendi. Urfa’da Ortaokulu bitirdikten sonra Teknik Astsubay Okulu’nu kazandı. Teknik Okulu bitirince bir yıllığına devlet adına ABD’ye gönderildi. Orada İngilizceyi öğrendi. Böylece üç dil biliyordu. Öğrenciliği sırasında Büyük Doğu Dergisi’nin sürekli okuyucusuydu. Mecburi Devlet Hizmetini tamamlayınca İstanbul’a geldi. Serbest ticarete atıldı, inşaat müteahhitliği yaptı. Çoğu zaman ‘Büyük Doğu Dergisi’nin bürosunda çalışarak derginin çıkmasında maddi katkılarda bulundu. Ali Haydar Öztürk, Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in en yakın dava ve yol arkadaşıdır.


İstanbul’da 1957 yılında Türk Ruhu Dergisi’ni çıkardı. Yazıları; Millî Gazete ’de, Türk Ruhu, Tohum, Hilâl dergilerinde yayınlandı. İstanbul’dan ayrılarak İzmir’e geldi. İzmir’de çıkan Tek Yol Dergisi’nde yazdı. Burada, Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Dernekte, Genel Başkan Prof. Dr. Saffet Solak’ın Genel Sekreterliğini yaptı. İzmir’de Milli Nizam ve Milli Selâmet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. ‘Millî Görüş Hareketi’nin kurucularındandır.


İzmir’den ayrılarak Muğla’ya yerleşti. Burada Gülgün Hanım’la evlendi. Bu evlilikten Bilâl, Neslihan ve Usame adlı üç çocuğu dünyaya geldi. Neslihan, Üstadı Necip Fazıl Kısakürek’in Hanım’ının ismidir. Bir süre Muğla’ya bağlı Fethiye ilçesinde ‘Fekotaş’ adlı şirkette ‘Genel Müdür’ olarak çalıştı. Muğla’da Milli Selamet Partisi’nden milletvekili adayı oldu, ama seçilemedi. Ardından 1977 ‘de Aydın’a yerleşti. Aydın’da Milli Selamet Partisi İl Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. 1993 ve 1994’te bir süre Ankara’da kalarak Fekotaş’ın işlerini buradan takip etti. Sonra tekrar Aydın’a döndü. Kendisi inşaatçı olduğundan, projesini kendisinin çizdiği tek katlı, bahçeli bir ev inşa ederek oraya yerleşti. Türkiye Yazarlar Birliği, Aydınlar Ocağı ve Mehmet Akif Ersoy Vakfı üyesidir.


7, Ekim, 2024’te, 93 yaşında, Aydın’da vefat etti.


Ali Haydar Öztürk’le Anılarım


1978 yılının Haziran Ayında Urfa’dan Aydın’a tayin oldum. Aydın’da; Necip Fazıl Kısakürek’in birinci halkadan yakını olan Ali Haydar Öztürk yaşıyordu. Aydın’da Urfalı kim var diye arayışa girince, hemşerim Ali Haydar Bey’le karşılaştım. Aydın’da kaldığım dört yıllık süre içinde kendisiyle ‘Abi–Kardeş’ olduk. İkimiz de Urfalıydık, gazete ve dergilerde yazı yazıyor, aynı siyasi görüşü paylaşıyorduk. Aydın’da ailece çok sık görüşüyorduk.


Ali Haydar Beyin evinde, hususi bir kitaplığı vardı. Kitaplığın içi; nadide yazma eserler, kendi dönemi ve ondan önceki dönemlerde çıkmış dergi ciltleri, dergi koleksiyonları vardı. Bir hafta zaman ayırarak birlikte kendi kütüphanesini tasnif etmiştik. Daha sonraları, kitaplarının tamamını Aydın, Adnan Menderes Üniversitesi’ne bağışladı.


Ali Haydar Bey, Fethiye’deki bir kuruluşun Genel Müdürü ve Milli Selamet Partisi’nin Aydın İl Başkan Yardımcısı’ydı. İl Başkanı, Aydın eşrafından, Alpler Pullukları’nın   sahibi, sanayici Hacı Tevfik Özalp Bey’di. Partide fiilen işleri Ali Haydar Bey yürütüyordu. Diğer Başkan Yardımcısı Avukat Mehmet Pala’ idi. Ben de gayri resmi olarak Merkez İlçe Teşkilatı’nda fahri olarak çalışıyordum.


Ali Haydar Bey’le, Aydın Akıncılar Derneği’nde de olsun Milli Türk Talebe Birliği’nde olsun beraber çalışıyorduk. Daha çok akşamları, onun arabasıyla Aydın’ın, ilçe ve köylerine giderek siyasi çalışmalar yapıyor, gece geç saatlerde evimize dönüyorduk. Sabahleyin ben, sanki hiçbir şey olmamış gibi resmi dairedeki görevime gidiyordum.


Bir Cumartesi günü, Aydın’ın Kuşadası İlçesi’ne siyasi çalışma yapmak için gittik. Bizi, parti yönetiminden üç, beş kişi karşıladı. Konuşma yapmak için zor bulduğumuz bir mekânda, gelenlerle sohbet ettik. Aydın’a döner dönmez de Ali Haydar Bey’e sordum: ”Ya Ağabey, biz, Kuşadası gibi deniz ve eğlence merkezi olan bu yere, ne diye geldik? Buradan bize bir şey çıkmaz. Ne oy ne de davamıza bir fayda.”  Ali Haydar Abi güldü ve şöyle dedi: ”Atillacığım, biz tebliğle görevliyiz. Sonucu biz değil, Allah takdir ve tayin eder. Biz, çalışmakla mükellefiz. Takdir Allah’tandır.” Bu tespit ve değerlendirme karşısında oldukça rahatlamıştım. Öyle ya biz, seferle görevliyiz. Necip Fazıl merhum, bu tür çalışmalar için şöyle diyordu ;


Serseri kuşların gagalarından kayalıklara bıraktığımız tohumlar, gün gelecek neşvü nema bulacaktır. Ek tohumu tarlaya, çıkmasa toprak utansın. Biz de aynen öyle yapıyorduk.


Ege’de, Aydın’da, bir avuç genç idealist insandık. Arkadaşların çoğu İmam Hatip Okulu’nda öğretmendi. Gece, gündüz hiçbir karşılık beklemeden inancımızın doğrultusunda hizmet etmeye çalışıyorduk. Bu arada Akabe Kitabevi’ni kurduk. Aydın’da, kitapevini aydınların bir uğrak yeri ve mekânı haline getirdik.


Ali Haydar Öztürk Beyle, birkaç defa Urfa’ya, bir defasında da İstanbul’a birlikte bir yolculuk yaptık. İstanbul’da beni şair, yazar Sezai Karakoç’la ilk defa tanıştıran kişi Ali Haydar beydir. İstanbul’da ikamet ettiği zamanlarda, Büyük Doğu dergisinde çoğu zaman Sezai beyle beraber olmuşlardır. Sezai Bey’in Cağaloğlu, Üretmen Han’daki bürosuna birlikte gittik. Sezai bey içeride iki kişiyle sohbet ediyordu. Selâm verdik, selâmımızı aldı. Ali Haydar Bey beni Sezai Bey’e takdim etti. Bize, “Hoş geldiniz” dedikten sonra sohbete kaldığı yerden devam etti. Sohbeti bitirince de oradan ayrıldık. İlk etapta bana bu tutumu oldukça soğuk geldi. Sonradan yanına gelip gidenlere hep böyle davrandığını, onun bu tutumunu herkes bildiği için ortada garip bir durum da yoktu zaten.


Ali Haydar Bey’den dinlediğim, onun üstatla olan bir hatırasını nakledeyim. Malum üstat, at meraklısıdır. At besler, bunun için özel seyis tutar. Meselâ bir defasında safkan bir Arap atını, Urfa’dan, Akçakale’ye, oradan trenle İstanbul’a getirmiştir. ‘Ata Senfoni’ kitabını yazmıştır.


Üstat bir gün, “Haydar, haydi kalk, trenle Ankara’ya gidiyoruz”. Dedi. İstanbul’dan tren yolculuğu yaparak Ankara tren garına geldik. Ankara hipodromu, gara beş yüz metre mesafededir. Hemen hipodroma girdik. Koşu meydanında yarış başlamak üzereydi. Bana “Haydar, çıkar bakalım cebindeki paraları!” Tamam üstadım dedim ve hepsini verdim. Bu arada üstadın huyunu bildiğim için İstanbul’a trenle dönüş biletinin parasını ayağımdaki çorabın içine gizledim. Bir iki saat içinde koşu ve yarışmalar bitti. Üstat verdiğim bütün paraları, altılı ganyan oynayarak kuponların hepsini tüketti. Hiçbir şey kazanamadı, hepsini kaybetti. Parası bitince bana döndü; ’Benden iğreniyorsun değil mi?” Dedi. Sustum, bir şey diyemedim. “Paralar bitti mi Haydar?” “Üstat hepsini aldınız ya” dedim. İnanmadı, Ceketimin, pantolonumun bütün ceplerini tek tek yokladı, para bulamadı. “Haydar şimdi ne yapacağız! İstanbul’a nasıl döneceğiz? Sen temkinli adamsın, mutlaka bir yolunu bulup bizi trene atarsın.” Dedi. “Evet üstadım huyunuzu, bildiğimden ne olur ne olmaz diyerek çorabımın içine bir miktar ‘İhtiyat Akçesi’ sakladım.” “Haydi o zaman vakit kaybetmeden gara gidelim dedi.” Ağır adımlarla Tren Garı’na doğru yürüdük.


1993’te, Balıkesir’de, Türkiye Zirai Kurumu’nda görevliyken bir vesile ile Ankara’ya gelmiştim. İşlerim bitince Ali Haydar Bey’in Kızılay’daki bürosuna uğradım. Gün batana dek siyaset, dava, kitap, dergi vesaire konularında sohbet ettik. Akşam namazını büroda kıldık. Akşam, evlerinde yatılı kalmak koşuluyla yemeğe davet etti. Arabasıyla gittik. Ali Haydar Beyi yıllardır tanırım. Yılladır hep aynı Opel Marka arabasını kullanır. Çok dikkatli ve temkinli olduğundan bir defa olsun araba kazası yapmamıştır. Burası önemli.


Evde yemekten sonra geç vakitlere kadar çay içip vatan kurtardık. Geceyi Ali Haydar Bey’in Küçük Esat’taki evinde geçirdim. Bana bir yer yatağı serdiler. Her zaman uyumadan önce yaptığım gibi, elimde bir kalem, not defterime bir şeyler yazdım. Çok yorgundum. Uyuyup kalmışım.



SERÜVEN


Ah ben ne serüvenler kaydettim

Bir hatıra defterinin yapraklarına

Sararmış solmuş yapraklarına

Yürüdüm gittim tek ve tenha.


Oyunun sonunu gördüm

Perdeler inmişti

Yürüyüp gittim

Ardıma bakmadan

Yalnız bir başıma.


Gece, sıfır bir

Ankara, Küçük Esat

Bin dokuz yüz doksan üç

Aylardan Kasım

Günlerden Salı

Ali Haydar’ın evi

Yer yatağı

Uyumuşum

Yastığımda

Şiir kırıntıları…


Sebilürreşat dergisi, Ocak 2026, sayı: 1120

bottom of page