top of page

Küçük Eşyaların Şairi: Sedat Umran

  • Yazarın fotoğrafı: Mehmet Atilla Maraş
    Mehmet Atilla Maraş
  • 26 Ağu 2025
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 28 Ağu 2025



Mart 1926 da İstanbul’da doğdu. Asıl adı, Osman Sedat Öcal'dır. 1942 de Haydarpaşa lisesini, 1948 de İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türkiye'nin önemli edebiyat dergilerinde şiirleri ve Almancadan tercümeleri yayınlandı.


Sedat Umran, ailesinin tek evladıdır. Bütün hayatı boyunca bekâr yaşadı. Hayatı otel odalarında yalnız geçti. Tıpkı yazar ve şair Nuri Pakdil gibi. Çeşitli işlerde çalıştı. 7, Ağustos, 2013 de İstanbul’da vefa etti.

Sedat Umran, çok velut bir şairdir. Güçlü bir hafızaya sahiptir. Bu hal, çok az şairimizde vardır. Kendi yazdığı şiirlerinin tamamına yakınını ezbere okuyabilirdi. Bununla yetinmez, Alman şairlerden de onlarca şiir ezberindeydi. Derler ki hafızasında kırk bin mısra taşırdı. Onun için "Hayatı şiir olan şair" derlerdi. Şiirlerinde eşyaların (nesne) sembolizmine yönelmiştir. Titiz bir şairdir. Şiirleri saftır ve hiç bir ideolojiyi barındırmaz.


Umran, çeşitli kurumlarda uzun yıllar çevirmenlik yaptı. Alman Edebiyatı’nın ünlü şairleri; Moricke, Goethe, Schiller, Hölderling ve Rilke’yi çok iyi bilir, bu şairlerden onlarca şiiri çevirerek Türkçemize kazandırmıştır. Yayınladığı onlarca şiir kitabı yanında "Şiirde Metafizik Gerçek" adlı bir de deneme kitabı vardır.


İstanbul’a gidip Şair Sedat’ı bulmak istediğinizde onun müdavimini olduğu bir kahve vardır. Kahveciye ‘Şair Sedat nerede’ diye sorun. Kahveci, size Sedat’ın nerede olduğunu, ne zaman kahveye geleceğini hemen söyler. Bana böyle demişti bir sohbetimizde.


Tarih: 16. Mart. 2000. RTÜK üyesi D. Mehmet Doğan, TRT Genel Müdür Yardımcısı Muhsin Mete ve ben, M. Doğan’ın makam aracıyla, Ankara’dan İstanbul’a, hareket ediyoruz.


Tuzla’da, Kadir Has Vakfı’nın yaptırdığı, Öğretmen Huzur Evi’ne uğradık. Uzun zamandan beri hasta olan şair Sedat Umran, burada kalıyordu. Onu ziyarete geldik. Umran, bizi karşısında görünce çok duygulandı, çok sevindi.


Huzur evinde bir saat kadar kaldık. Sedat Umran, bize son yazdığı birkaç şiirini okudu. Sağlığının düzeldiğini, artık daktilonun başına geçip yeniden şiirler yazacağını, Almancadan çeviriler yapabileceğini söylüyordu.


19 Ağustos, 1999 da Büyük Marmara Depremi oldu.


O yılın Aralık ayında, Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığı ile TYB, birlikte ortaklaşa bir şiir şöleni düzenledi. O tarihte ben, Hem Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı, ve Ankara Büyük Şehir Belediyesi, Başkanın Kültür-Sanat Danışman'ıydım. Bu şölene, ünlü bir kaç şair davet etmiştik. Bunlardan biri de Sedat Umran’dı. Beni kırmayarak İstanbul’dan kalkıp Ankara’ya geldi. Şiir şölenini, Ankara’nın ünlü bir otelinin büyük salonunda yaptık. Şölen boyunca beraber olduğumuz zamanlarda kendisinden, ünlü Alman şairlerinden, ezbere okuduğu şiirler dinlemiştim.


Şair Sedat’ın ilk şiir kitabı ‘Meşaleler’  1948’de, kendisi Ankara Levazım Okulunda Yedek Subay öğrenci iken yayınlanır. O tarihte yirmi iki yaşındadır. Aradan uzun bir zaman geçer. Tam yirmi iki yıl sonra, Sedat Umran'ın ben Erzurum’da üniversite öğrencisiyken, 1970 yılının Ocak ayında ikinci şiir kitabı olan Leke’ yayınlanır. Bu kitap hakkında ilk tanıtma yazısını yazmış, Erzurum’da çıkan ve yazı işlerini yürüttüğüm Adımlar Dergisi’nde yayınlamıştım. (Adımlar, Sayı: 5, Mayıs, 1970)


Yıllar sonra bir karşılaşmamızda, “Hakkımda yazılan yazıları topluyorum. Senin yazıyı da bana gönderirsen memnun olurum.” demişti. Ancak ne hikmetse bu yazıyı ona ulaştıramadım. Yazı, Adımlar dergisinin 5. sayısında yayınlandı. Yazının başlığı: ‘Leke ve eşyaların iç yüzü” idi. Beş bölümde toplanan Leke adlı kitapta tam 173 şiir vardır. İlk kitabı olan ‘Meşaleler” den sonra (1948), aradan 22 yıl geçmiş, ikinci şiir kitabı olan Leke’ ye, yirmi iki yılda yazdığı şiirleri almıştı. Çoğu kısa şiirlerden oluşuyordu.


Leke adlı şiir kitabındaki şiirlerinin konusu, insana yakın duran küçük eşyalardır. Örneğin, iğne iplik, düğme, ilik, astar, fermuar, makas gibi… Bir terzinin küçük eşyalarını şiirleştirmiş sanki.

Umran’ın ikinci şiir kitabına adını veren ünlü şiirini buraya alıyorum:



Leke

Takılıp kalmış bir noktada

Gölgesini içine düşürerek

Leke sabrın gücüyle büyür

Tek başına

Uzanır güneşe dek,

Arınır kirinden


Yürüyen ak lekeleri olur göğün,

Mavi gök uykusunun düş lekeleri.


Leke aşmaz sınırını

Kendi bilir,

Durur bütün oturmuşluğuyla,

Dağıtmaz, yaymaz gücünü

Siz dokunmayınca.


Leke lekelenmekten kokmaz,

Kurtulmuş geleceğin ürküntüsünden,

Alabildiğine özgür,

Sevincimin kumaşında parlayan

Üzüntü lekeleridir,

Silip de bir türlü çıkaramadığım

İçimin dökülen mürekkebidir.


Leke'de, insan beninin ızdırabını ve eşyaların iç dünyasını yansıtır.


Şair Emel Güz’ün, ”Onlar Şair Değildiler” adlı ‘Portreler’ kitabında, 32 şairin portreleri arasında Sedat Umran da vardır. Emel Güz, Umran’ı anlatırken şunları söylüyor:


“Seni gençliğimin ıstıraplı ama güneşli bir gününde tanıdım. Yıl, 2001. Mevsim yaz. Yer, Türkan Yeşilyurt’un Eryaman’daki evi. Çay içiyoruz akşamüstü balkonda. Her zaman yaptığımız gibi, şairlerden, şiirlerden konuşuyoruz. Kitaplıktan o güne dek hiç okuma fırsatımızın olmadığı bir kitabı alıveriyoruz elimize. Adı: Leke. Rahatsız eden sözcüklerden biri olduğu için benim ilgimi çekiyor. Balkonumuzun ışıklarını yaktık. Başladım okumaya. ” Sonra, iğne, telefon, fermuar, makas, zamk, toz, vida, mum, top, astar, ampul, vestiyer, kıl, termosun ölümü, tebeşir, pergel… Her şiirde heyecanımız ve mahcubiyetimiz artarak, saatler boyunca okuyoruz seni.”


Sedat Umran için, eşyaların dilinden anlayan şair diyebiliriz. Onun şiirlerini okurken, siz de eşyaların dünyasında gözlerinizi açıyorsunuz. Onların dünyasında onlarla beraber yaşıyorsunuz adeta. Siz, susuyorsunuz, eşyalar konuşuyor.


Mesela bakınız, bir karınca sürüsü, bir cenaze taşıyor. Görebiliyor musunuz bu manzarayı? Karıncaların dualarını duyuyor musunuz? Ölen böceklerin incecik ruhlarına okuyorlar dualarını.



Karıncalar

Cenaze kaldırıcıları kimsesiz böceklerin

Biri birinin ellerinden aceleyle kaparak

Sessizce okurlar bir karınca duası

Ölen böceklerin o incecik ruhlarına



Bir düğme düşününüz. Gözleri olan bir düğme. En yakını kimdir düğmenin? İlik. Onlar hiçbir zaman anlaşamazlar. İlik, bir idam sehpasının yağlı halatıdır sanki! Bir gün gelir, düğmenin boynuna geçerek onu boğar.



Düğmenin Ölümü

Düğmenin gözleri vardı

Ufacık gözleri gizliliğin

Onu en yakını boğdu

Kurbanı oldu iliğin.



Bir düğmeyi ilk başta yanlış iliklerseniz, o sonuna kadar yanlış gider. İşin sonu, hüsranla biter.


Sonraki yıllarda da onlarca şiir yazdı. O, çok üretken bir şairdir. Yazdıklarını, sonraları peş peşe kitaplaştırdı. Şiir kitaplarının toplamı, yedi adettir. Meşaleler (1948), Leke (1970), Kara Işıldak (1993), Gittin Taş atarak Denizlerime (1990), Parmak Uçlarımdaki yangın (1995), Kırık Ayna (aşk şiirleri), Akşam Şiirleri, Akşamın Kaması


Almancadan tercüme ettiği kitapları bir hayli fazladır. Ayrıca şiir sanatı üstüne yazdığı poetik yazılarını içeren "Şiirde Metafizik Gerçek" adlı bir deneme kitabı vardır.

Tercümelerle birlikte Toplam olarak eserlerinin sayısı otuz sekizdir.


Buraya sevdiğim iki şiirini alıyorum.



Kırık Ayna

Beni çoğaltmak için

Bin parçaya böldün

Ben aynaydım

kırıldım sana



Sünger

Beni çok sıkmayın

Ağlarım hüngür hüngür

Ben üzüntüsüz yaşayamam

Bin bir gözüm var

Her biri bir dünya görür



1992’de, TYB’nin Bursa’da ilkini düzenlediği ‘Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni’ nin de birçok şairle bir araya gelmiştik. İlk defa bu şölende, şiirlerini beğenerek okuduğum şair Sedat Umran’la tanıştım. Çocuksu bir yanı vardı. Çok saf ve temiz bir insandı. Bu safiyeti bütün bir ömrü boyunca sürdü. Baştan aşağı pür şairdi. Saf şiirin peşindeydi.


1998 de Tuzla Belediyesi’nin tertiplediği ‘Gül Şiirleri Şöleni’nde bir araya gelmiştik. Orada kendisine, 1997 de yayınlanan “Merhaba Ey Hüzün” adlı şiir kitabımı imzalayıp vermiştim. Bu kitabın son sahifelerine doğru, bir şiirimi ona ithaf etmiştim. Kitabın sahifelerini karıştırırken, kendisine ithaf ettiğim şiirle karşılaştığında çok mutlu olmuştu. Defalarca bana teşekkür etmişti.


İşte o şiir: 



            Sedat Umran için

Şair Sedat

Sevdam

Kıyısız deniz

Ben

Yalnız bir adam

Münzevi yaşadım

Tiryakisi oldum

Sigara ve çayın

Çok kitap okudum

Kadını sevdim ama

Evlenip ayrıldım

Küçük eşyaların dünyasına girdim

Hiçbir şeyim olsun istemedim

Düşündüm ve yazdım

Ve sair…

Ben şair Sedat

Garip, tuhaf bir şair…

 

Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Kasım 2024 ,1106. sayısında yayınlanmıştır.

bottom of page