Hikâyeci Dostum Mustafa Kutlu Ve Adımlar Dergisi
- 16 saat önce
- 5 dakikada okunur
Lise yıllarında başlayan edebiyat ve sanata karşı olan ilgim, üniversite yıllarında giderek arttı. Erzurum’da Adımlar adlı aylık sanat dergisini 24 sayı çıkartmıştık. Ben derginin yazı işleri müdürlüğünü üstlenmiştim. Derginin birinci sayısı Şubat 1970 de yayınlandı. Derginin çıkış gayesi; Anadolu’da bir ‘Anadolu Romantizmi’ yapılabilir mi fikrinden hareketle yayınlanmaya başladı. ‘Yolumuz’ başlığı ile Adımlar dergisi kendisini okuyuculara şöyle tanıtıyordu:
Adımlar; Anadolu’nun kalbi Erzurum’dan kopmaktadır. Elinizdeki bu küçük taşra dergisi, yepyeni bir inkılâbın habercisi olmak azmindedir. Adımlar; bin yıllık bir tarihin, otoriter bir devlet özleminin, neslimizin omuzlarına yüklediği bir mesuliyet hareketidir.
Anadolu insanı bütün maddi ve manevi yoksulluğuna rağmen, kökü asırları aşan örnek bir milli tarihin ve onu yaratan İslam idealinin bir mahsulüdür. Anadolu’da her sabah doğan güneş, Anadolu’da esen yel, Anadolu’da bir avuç toprak, Yunus’un kokusunu, Yunus’un ruhunu taşır.
Adımlar, Batılı modern vahşilerin kültür emperyalizmiyle bir kanser gibi yayılıp, küllemeye, yok etmeye çalıştıkları Türk-İslam Sanatının, Türk-İslam Medeniyetinin yeniden yaratılması, yeniden yaşatmak isteğinin bir hamlesidir.
Adımlar: yalnız Anadolu kültür ve sanatı terennüm etmek ister. Adımlarda duyduğunuz sesler, çilekeş Anadolu köylüsünün elemli feryatlarından başka bir şey değildir.
Derginin yazıları Erzurum’da toplanıyor, İstanbul’da basılıyordu. Benim birçok şiir ve yazılarım bu dergide yayınlanmıştır. Dergide, ‘Yusuf Reha’ müstearı ile de yazılarım yayınlandı. Bu dergide 15 yazı ve şiirim, Yusuf Reha müstearı ile 4 yazım yayınlandı. Bu dönemde, ülkenin belli başlı edebiyat ve sanat dergilerinde şiir ve yazılarım yayınlanıyordu.
Erzurum’un merkezinde çok meşhur bir han vardır. Kesme taşlardan inşa edildiği için bu han “Taş Han” diye nam yapmıştır. Asıl adı, Rüstem Paşa Bedestenidir.
1968‘de Anadolu Fikir Derneği’nin Erzurum Şubesi’ni, bu handaki 11 no.lu odaya taşıdık. Adımlar Dergisi bu derneğin bir yayı organı olarak çıkıyordu. Adımlar Dergisi’nin idarehanesi olarak da derneğin bir odasını kullandık. İki yıl boyunca buraya gidip geldim.
Feyyaz İbrahimhakkıoğlu, Bekir Soysal, Osman İnce, Şükrü Şamdan, Nevzat Şeker, Vahit Çollak, Yalçın Özer, Çetin Baydar, İlhami Çiçek, Mutlu Binol ve Şücaettin Erdem derneğe gelirlerdi. Dergide Çetin Baydar, Mustafa Çetin müstearıyla sinema yazıları yazıyordu.
Adımlar Dergisi’nin başyazılarını, A. Hacıyakupoğlu müstearı ile hikâyeci Mustafa Kutlu yazıyordu. Mustafa Kutlu, 6 Mart, 1947 Erzincan doğumlu olup Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı mezunudur. (1968)
Mustafa Kutlu, Adımlar Dergisi’ne yazı ve şiirlerini edebiyat öğretmenliği yaptığı Tunceli’den gönderiyordu. Adımlar Dergisi’nin Mart, 1970, 1. sayısında yayınlanan ilk şiirini buraya alıyorum:
Kadir Ağa
Siner bir tufeyli gibi bencileyin kahve ocaklarına
Kadim Osmanlı zindanlarından gelen kanlı tebessümün
Buzdan bir imparatorluk kurup resmi daire saçaklarına
Döndük birdenbire son devrin İttihad-ı Terakki kaçaklarına
Sökemem Tamburi Cemil kokan segâh peşrev bakışlarını
Takılıp kalmış istemeyerek eski Erzincan sokaklarına
Dizerek fecre kadar peş peşe kronik nefrit yapılı düşlerini
Anlatsana baştanbaşa dünyanın bütün yaşamak korkaklarına
Tunceli’den, İstanbul’da yayınlanan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’ne de hikâyeler yazıp gönderiyordu. İlk Hikâye kitabı olan ‘Ortadaki Adam’ 1970 yılında Hareket Yayınları arasında çıktı. Kitap hakkında ilk değerlendirme yazısını ben yazmıştım. Mustafa Kutlu, Tunceli’den Hareket Yayınları’nın sahibi Ezel Erverdi’ye yazdığı bir mektubunda ilk kitabı olan ‘Ortadaki Adam’ için şunları söylüyordu:
“Kitabım henüz postanedeyken sınıfta bir çocuğun elinde gördüm. Bir aydır bekliyordum. Talebeden kitabı aldım. Bu anı anlatmak mümkün değil…Beş dakika kadar kapağın enfes kompozisyonuna baktım durdum. Neredeyse Munzur Dağları’na gözlerimi çevirip, bir iki damla sevinç yaşı akıtacaktım. Kitabımı - o hep beraber vücuda getirdiğimiz nesneyi - bağrıma bastım. Bir çocuk gibi gizledim. Ancak bir gün sonra dostlara gösterebildim.”
Mustafa Kutlu ile sık mektuplaşıyorduk. Bu mektuplaşmalarımız sonraki zamanlarda bir müddet daha devam etti. Bana Tunceli’den yazdığı ilk mektup 25 Mayıs, 1971 tarihlidir. Son yazdığı mektup ise, 14 Ekim, 1989 İstanbul tarihlidir. Demek oluyor ki 18 yıl boyunca çeşitli aralıklarla mektuplaşmışız.
Mustafa'nın, Edebiyat Fakültesi, mezuniyet tezi, ‘Sait Faik’in Hikâye Dünyası’ idi. Daha sonra bu tez genişletilerek Dergâh yayınlarından kitap olarak çıktı. Mustafa Kutlu’nun, hikâye yazmaya başlamadan önce yazdığı birçok şiiri Adımlar Dergisi’nde yayınlanmıştır.
Mustafa'yla o zamanlar, yeni tarz şiirler yazmayı deneyelim diye düşünmüştük. Halk şiiri tarzında ama halk oyunlarının isminden ve ritminden faydalanmak üzere birçok denemeler yaptık ve dergide yayınladık. Bunların adları; Bar, Halay, Sallama, Yanlama, Ağırlama, Karşılama, Sekme, Çeşitleme, Güzelleme vs. idi.
Mustafa Kutlu, güzel de saz çalardı. Resim yapar, desen çizerdi. Hareket Dergisi’nin sayfalarını süsleyen birçok siyah beyaz desen ona aittir.
Kutlu, İstanbul’a gittikten sonra (Eylül 1972) bir müddet İstanbul Vefa Poyraz Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. Bu arada evlendi. Sultanahmet’te eski bir kiralık evde kaldı. Biz de bir yaz günü bu eve eşimle birlikte yatılı misafir olmuştuk. Kutlu, hanımından söz ederken, ”Bizim Hanım ilk mektepten şahadetnamelidir. Onunla görücü usulü ile evlendik. Hatunu, ancak gerdek gecesi gördüm.” Derdi. Aslında hiç evlenmeye taraftar olmayan Kutlu, annesinin isteği ve zoruyla evlenmiştir. Onu kırmamak adına, “Maksat annemin gönlü olsun.” diye de espri yapardı. “Sonradan çok mutlu olduk. Bu mutluluktan bir kız, bir de oğlumuz dünyaya geldi.”
Kutlu İstanbul’da kaldığı uzun süre boyunca; bütün mesaisini Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisine, Hareket, Dergâh Dergisi ve Yayınları’na, kitap kapakları tasarımına hasretti. (Kitap kapağı tasarımlarını Selim Yağmur müstearı ile yapıyordu.) Bu arada sürekli hikâyeler yazdı. O dönemin ünlü sinema yönetmenleri olan Metin Erksan ve Halit Refiğ’le tanıştı. Onlar vasıtasıyla sinemacılığa merak sardı. Senaryolar yazdı. Daha sonra senarist ve sinemacı Ayşe Şasa ile tanıştı. Ayşe hanımın sinema anılarını Dergâh Dergisi’nde yayınladı. Dergâh Dergisi’ndeki çalışmalarından başka, İstanbul’da günlük yayınlanan Şafak Gazetesi’nde İstanbul’a ait yazılarla birlikte, spora ait yazılar da yazdı.
Benim ilk çocuğum olan kızım Ayşe Şeyda Maraş’ın doğumunu ona yazdığımda, mektubunda bana diyordu ki; “Şiir gibi isim, nasıl buldun ya hu? Üç isimdeki ‘Ş’ sesine dikkatini çekerim.” Ben ise hiç dikkat etmemiştim bu aliterasyona.
Kutlu, çok dikkatli, titiz bir edebiyatçı ve hikâyecidir. Onlarca hikâye yazdı. Hikâyelerini Hareket ve Dergâh dergilerinde yayınladı. Mustafa Kutlu’nun hikâyelerinde, romantik bir Anadoluculuk Akım’ının ilk örneklerini görmek mümkündür.
İlk hikâye kitaplarında, Ortadaki Adam (1970) ve Gönül İşinde, (1974) Anadolu’daki köy ve kasaba insanlarının gündelik hayatlarından kesitler verilmiştir. Bu kitaplardaki hikâyeler, kendi hikâyesini arayan bir yazarın ilk denemeleri olarak da değerlendirilebilir. Sonraki yıllarda Yokuşa Akan Sular (1979), ve Yoksulluk İçimizde (1981) adlı kitapları yayınlandı. Daha sonra hikâye kitapları peş peşe geldi. Hikâye kitaplarının tamamı Dergâh Yayınları arasında çıktı. 19 hikâye kitabına ilaveten yazdığı ve yayınladığı deneme kitaplarının sayısı 18’dir. Araştırma ve inceleme kitaplarıyla beraber 40’ın üstünde esere imza atmıştır. İstanbul’daki Gezi İzlenimlerini, Bir Demet İstanbul (1992), ve Şehir Mektupları (1993) adıyla kitaplaştırmıştır. Bazı hikâyeleri filme alınmıştır. Bunlardan Uzun Hikâye (Yönetmen: Osman Sınav)(2012), Kurtar Beni (Yönetmen: Halit Refiğ) (1987), Mavi Kuş, (Yönetmen: Özer Kızıltan), Chef (2005), Yıldız Tozu (2023).
Mustafa Kutlu, 1981 ve 1983 ‘te Türkiye Yazarlar Birliği hikâye ödülünü almıştır.
Uzun yıllar Dergâh Dergisi’ni de yöneten Mustafa Kutlu, bugün için, hiç kuşkusuz, günümüzün yaşayan en büyük hikâyecilerinden biridir. Ona sağlıklı uzun ömürler dilerken, 1970'li yıllardaki bir yazarın psikolojisini, çalışma azim ve şevkini yansıtan, bana yazdığı bir mektubunu teberrüken buraya alıyorum.
8 Haziran, 1976
Aziz kardeşim,
Mektubun geleli birkaç gün oluyor. Her gün bir cevap yazmaya niyetlendiğim halde yazamadım. Sonunda dehşetli bir görev anlayışı ile makinaya kâğıdı taktım ve yazmaya başladım. İşte bu üç cümle, böyle gereksiz açıklamaları yapmak için yazıldı. Ne kadar kötü bir şey asıl yazacak şeyleri yazamamak. Esasen mektup karşılıklı konuşma olduğu zaman işe yarar oluyor. Gerisi fasa - fiso.
Günde sekiz saat makinanın başında bir şeyler yazmanın da zor olduğunu hiç düşünmemiştim. İsterdim ki böyle bir işim olsun. İdeallerim gerçekleşmiştir. Her şeyimiz yerindedir. Ancak anlıyorum ki bunlar ideal filan değil basbayağı maddi birtakım arzular. Oysa ihtiras kasıp kavurmalı içimizi, idealler ancak o zaman gerçekleşiyor.
Nazım Hikmet mahpushanede binlerce mısra yazıyor, binlerce de mektup. İdeal olan, onda işte. Yahut Kemal Tahir. Binlerce sayfa roman yazmış ve yayınlamadan bir yana atabilmiş. Her neyse, ben tek satır yazamıyorum. Halbuki akşamları yorgun da olsam zaman var. Demek ki zaman da izafi bir şey. Aslolan… aslolan. Evet galiba felsefe yapmaya başlayacağım. İyisi mi bu işi burada keselim.
Temmuzda askeriz. O zamana kadar bir iki fasikül daha yetiştirmeye çabalıyoruz. (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nden bahsediyor. mam.)
Altı aydır sinemaya gitmiyorum, hiçbir yere çıkmıyorum. Tabiata bakmayı bile unuttum desem inan. Bari fırsat elindeyken, tabiatla haşır neşir ol. Dağlar çık, balık tut, ne bileyim temiz hava al. Günün birinde böyle elin ayağın bağlanabilir.
İşte budur hasıl-ı kelâm, vesselâm.
M. Kutlu
Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Mayıs 2026 , 1124. sayısında yayınlanmıştır.