top of page

Davasına Sevdalı Bir Adam: Mustafa Güner Yazgan

  • 4 Mar
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 3 gün önce

Türk düşünce dünyasının tanınmış isimlerinden Mustafa Yazgan’la ne zaman tanıştım, şimdi tam olarak hatırlayamıyorum. Üniversitedeki öğrencilik yıllarından itibaren adını duymaya başlamıştım. Üstadı, Necip Fazıl Kısakürek gibi Anadolu’da verdiği konferanslarıyla tanınmıştı. Kendileri iyi bir hatip ve konferansçıdır. Aslen Urfa’nın Halfeti ilçesinden olup ataları da Halfetilidir. Kendi deyişiyle “Benim asıl memleketim; baba, dede memleketi Şanlıurfa’nın Halfeti kazasıdır.”


Halfeti, Fırat kıyısında çok güzel ve şirin bir yerleşim yeridir. Fırat Nehri, Birecik ilçesinin tam ortasından geçer, Urfa ile Antep’i birbirinden ayıran sınır çizgisi olarak yoluna devam eder. Nehrin öbür yakası Antep, beri yakası Urfa’dır. Fırat üzerine Birecik barajı yapılınca Halfeti toprakları ilçe merkezi ile baraj gölünün içerisinde kalmıştır. Mustafa Yazgan’ın dedesinin imamlık yaptığı cami de baraj gölünün suları altında kalan yapılardandır. Şimdi su altında kalan caminin sadece minaresi görünmektedir.


Mustafa Yazgan, 16 Kasım 1940’ta Gaziantep’te doğdu. Liseyi Gaziantep’te okudu. Babası; eğitimci, öğretmendir. 1958’de geldiği Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesine kaydını yaptırdıktan sonra öğrencilikle birlikte çeşitli kuruluşlarda memuriyetlerde bulundu. Vali, kaymakam olma hayali ile girdiği Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinin İdari Şubesinden 1963’te genç bir Mülkiyeli olarak mezun oldu. Doktora çalışmasını aynı fakültede yaptı. (1964) Bu okulun eskileri “Önce Mülkiye, sonra Türkiye” derdi; ancak Mustafa Yazgan öyle demiyor: “Eğer gerçekten bir kaymakam veya bir vali olabilseydim herhâlde yüzü yerde, mahcup, utangaç, mütevazı, vatandaş ile kucaklaşan, onlarla oturup çorba içen, onların derdine deva olmaya çalışan biri olurdum.”


Mezuniyetini müteakip Türkiye Amme İdaresi Enstitüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Daha sonra bir süre Diyanet İşleri Başkanlığında özel kalem müdürü olarak görev yaptı.


Yeni İstanbul gazetesinde yazmaya başladığı yıllarda gazetenin başında Cem Uzanın babası Kemal Uzan vardı. Bu gazetede iki ay süreyle yazılar yazdı. Bir yazısında masonluktan bahsettiği için işine son verdiler.


1971-76 yılları arasında yayıncılık yaptıktan sonra devlet hizmetine geri döndü. Sanayi ve Kültür bakanlıklarında müşavir olarak çalıştı. Sonra tekrar yayın hayatına döndü. (1979).


1978’de Türkiye Yazarlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. O dönemde Ankara’da Edebiyat ve Mavera dergileri de yayınını sürdürmektedir.


Kültür Bakanlığında müşavir iken askeri ihtilal olur. 17 Eylül 1980’de tutuklanır. 29 gün Merkez Komutanlığında tutuklu kaldıktan sonra Mamak Cezaevine gönderilir. Üç buçuk ay hücrede kalır. 1981 yılının Nisan ayında mahkemeye çıkarılır. 9,5 ay hapiste kaldıktan sonra tahliye edilir. Suçu, “fikir suçlusu” olmak! Mustafa Yazgan bu konuda şunları söylüyor:


“Bu düzen, bu rejim; okuyana, yazana, konuşana ve hatta düşünen insanımıza olmadık işkenceler, tecritler ve hapis cezaları uygulamış bir rejimdir. Tamamen tasfiye edilmeli. Hür ve özgür bir rejime geçilmelidir.” Böyle düşünmek ve böyle konuşmak bile bir zamanlar suçtu. Çünkü rejimi eleştirmek suçtu.


1981’de çocuk yayınlarını sürdürür. Gazetecilik, yayıncılık ve yazarlıkla meşgul olur. Yurt içinde konferanslara çağrılır. 23-24 yaşlarından itibaren konferanslar vermeye başlar. Yaz ve kış, gece ve gündüz demeden, mesafe nedir bilmeden, çağrılan yerlere koşarak gider. Anadolu’yu bir baştan bir başa dolaşarak konferanslarıyla halkı aydınlatmaya çalışır.


1990’larda, beş bini abone olmak üzere, on bin satan “Tomurcuk” adlı çocuk dergisini çıkardı. Necip Fazıl’ın yakın çevresinde bulunarak, İslami Düşünce Hayatının bilinen isimlerinden biri olarak tanındı. Mustafa Yazgan, bütün bir ömrünü, sevdalısı olduğu İslam davasına adadı.


Mustafa Yazgan’ın; Adalet, Yeni İstiklal, Yeni İstanbul, Büyük Doğu, Yeni Ülkü, Düşünen Adam, Yeni Devir, Sebil ve Vesika dergilerinde pek çok yazısı yayımlandı. Bu yazıların çoğu derlenip toplanarak kitap hâline getirildi. 1992’den sonra bir gazetede uzun süre köşe yazarlığı yaptı.


Mustafa Yazgan, Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmasını şöyle anlatıyor:


“1963’te Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezuniyetimden sonra Gaziantep’e konferansa gitmiştim. Orada üstatla karşılaştık. Karşımda son derece kibar ve nazik bir insan gördüm. Onunla tanışınca sanki on yıldır tanışıyormuşuz gibi bana sahip çıktı. ‘İstanbul’a gelirsen mutlaka beni gör, beraber yürüyeceğiz’ dedi. Nitekim 18 yıl üstatla beraber olduk. 1963’ten 1987’e kadar... Ankara’da Üstadın bütün konferanslarını, bendeniz Büyük Doğu Fikir Kulübü Ankara Şube Başkanı olarak koordine ediyordum. O günler, heyecan dolu günlerdi. Üstat bana ‘Oğlum’ diye hitap ederdi.”


On sekiz yaşında Gaziantep’ten çıkıp 1958’de Ankara’ya yüksel tahsil için gelmişti. 24 yıl Ankara’da ikamet etti. 12 Eylül Askerî Darbesi’nden sonra 1982’de Ankara’da görülen MSP davasından beraat edince Ankara’dan ayrılıp Kocaeli’nin Karamürsel ilçesine yerleşti.


30, 40 yıldır Karamürsel’de ikamet ediyor. Orada ikamet etmekten de fevkalade memnun. Çünkü bu güzel ilçemiz denize sıfır ve İstanbul’a çok yakın bir mesafededir. Evinin penceresinden her gün denizi seyretmek mümkündür. Mustafa Yazgan Bey’le gerek Ankara’dayken ve gerekse Karamürsel’e yerleştikten sonra bayramlarda hep tebrikleştik. Ta ki tebrik kartları piyasadan kayboluncaya kadar… O da bu konuda çok titiz biridir. Kendisine gelen bir mesaja, bir bilgiye ilgisiz kalmaz ve hemen cevap verir. Bunu samimi bir sorumluluk bilinciyle yapar. Ayrıca nezaket de böyle yapmayı gerektirir ki, zaten Yazgan’ın da dâhil olduğu o nesil, yani Büyük Doğucular böyle terbiye görmüş, böyle eğitilmişlerdir.


Mustafa Yazgan, bir süreliğine ilgilenmek durumunda kaldığı sıcak siyaset hakkındaki görüşlerini şu şekilde aktarıyor:


“1987’de Şanlıurfa’da Refah Partisinden birinci bölge, birinci sıradan aday oldum. Daha doğrusu arkadaşlar beni tercih etmişler. Biz Urfa’da bir seçim dönemi hizmet verdik. O dönemde Urfa’da İl başkanı Şevki Hafız, Belediye Başkanı İbrahim Halil Çelik’ti. Genel barajı aşamadığımız için seçilemedik. İyi de oldu. Çünkü politika karakteri ile yaşayacak insanlardan değilim. Bu yaptığımız çalışmaların tamamı ‘siyasetü’l-mürselin’dir, resullerin siyasetidir. Siyaset; ahlâktır, dürüstlüktür, erdemdir, fazilettir, fedakârlıktır, şefkattir, hoşgörüdür. Doğumdan ölünceye kadar siyasetin içindeyiz ama politikanın içinde olmadık.”


Mustafa Yazgan’la 1977’de Gaziantep Havaalanı’nda karşılaştık. Kendisi bir konferanstan dönüyordu. Ben o tarihlerde Adana Teknik Ziraat Başmüdür Yardımcısı olarak görev yapıyordum. Tarım Bakanı’mız sayın Fehim Adak’ı karşılamak için havaalanına gelmiştim.


Nihayet bizim siyasiler uçaktan indiler. Mustafa ağabey bana dönerek şöyle dedi: “Bir bize bak, bir de bunlara bak! Kitleler, yığınlar onların peşinde; bizim önümüzde, arkamızda kimse yok! Bu dünya böyledir. Kimi eker, kimi de yetişeni toplar ve yer. Durum bundan ibarettir, Atillacığım, azizim!”


1993’te Balıkesir’de TZDK Bölge Müdürü olarak görev yaparken, Mustafa Yazgan Bey de Hak yol Vakfı’nın daveti üzerine Balıkesir’e konferansa gelmişti. Akşam, programlandığı üzere konferansını verdi. Ertesi gün, onu otobüs terminalinde uğurlamaya gitmiştim. Ne garip, onu davet edenlerden bir teki bile onu yolcu etmeye gelmemişti. Bunu görünce çok üzülmüştüm. Ne tuhaf şeydi bu! Düşündüm; bizim kasabalı Müslümanlarımız nezaketin, usul, adap ve erkânın, yol ve yordamın neresindeydiler acaba? Bu gayri medeni ahvalimizle bir yere gidemediğimizi ta o vakitler sezmiştim. Mustafa ağabeyi otobüse bindirirken, bütün Balıkesirliler adına ona bir teneke zeytin armağan etmiştim.


Mustafa Yazgan, ailenin tek erkek evladı ve en küçük bireyidir. Kendisinden büyük üç ablası vardır. Onlar da babaları gibi eğitimci ve öğretmendirler. Yazgan’ın tahsil hayatı başarılarla geçmiştir. O zamanlar başarılı olan sınıf birincilerinin resimleri iftihar tablosuna asılırdı. Ailelerine okul idaresi tarafından teşekkür belgeleri yazılıp gönderilirdi.


Mustafa Güner Yazgan’ın, bu mütevazı dava adamının bizlere ve gençlere vasiyeti şudur:


“Allah’ı en büyük hedef ve sevgilisi kabul ederek, Resulü rehber edinerek, sahabeyi, veliyullahı, âlimleri, fazıl kişileri, günümüzün değerli insanlarını takip ederek, sevilen insanları ön plana çıkararak, birbirimize destek olarak büyük bir mücadele vermemiz gereklidir. Biz de gideceğiz, kalıcı değiliz. Bizi ananlar, kabrimizde de bizi yalnız bırakmasınlar, duayı eksik etmesinler!”  


 Otuzu aşkın kitaba imza atmış olan şair ve yazar Mustafa Yazgan, 5 aralık, 2021’de, 81 yaşında, Kocaeli - Karamürsel’de vefat etti.


Gideriz, silinmez izde gideriz

Taş bağırda sular dizde gideriz

Bir gün akşam olur biz de gideriz

Kalır dudaklarda şarkımız bizim


Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Mart 2026 , 1122. sayısında yayınlanmıştır.

bottom of page