Birinci Yeni Şiir Akımı Ya Da Bir Garip Şair Orhan Veli
- Mehmet Atilla Maraş

- 29 Kas 2025
- 4 dakikada okunur
13 Nisan 1914’te İstanbul Beykoz’da doğan Orhan Veli, 14 Kasım 1950 yılında İstanbul’da vefa eder. Mezarı, İstanbul Aşiyan Mezarlığı’ndadır.
Orhan Veli Kanık, uzun yıllarda Ankara’da ikamet etmiş, burada ‘Yaprak Dergisi’ni çıkarmıştır. Maarif Vekâleti, Tercüme Bürosu’nda çalışırken, Fransızcadan birçok eseri Türkçeye kazandırmıştır.
Orhan Veli ve arkadaşları her akşam Ankara’da, Ulus’ta’ Karpiç Pastanesi’nde buluşurlar. Edebiyat ve şiir üzerine tartışıp sohbet ederler. Böylece Ankara’da bir ‘Edebiyat Muhiti’ oluştururlar. Bir akşam kafası çakır keyif olduğu halde, geç vakitlerde pastaneden ayrılıp bekâr evine doğru yol alırken, belediyenin yollarda açtığı bir çukura düşerek beyin kanaması geçirir. İstanbul’a tedavi için gönderilir. Genç yaşta, 14 Kasım 1950 de İstanbul’da vefat eder.
Orhan Veli, arkadaşları şair Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile Garip Şiir Akımının kurucusudur. Daha sonraları ‘Birinci Yeni Şiir Akımı’ adını alacak olan bu akımla beraber, Türk şiiri, adeta fildişi kulesinden sokağa taşınır. Orhan Veli ve arkadaşları; imgeyi, ölçüyü ve uyağı reddederek hece şiirimizin temelini topa tutarlar. O dönem Batı’da moda olan ‘Serbest Şiir’ akımının da başlatıcısı olurlar. Türk şiirindeki eski yapıyı, temelinden değiştirmeyi amaç edinerek, gündelik insan hayatını şiirimize taşırlar.
Bu şiir akımının iki temel iddiası vardı: Birincisi, yeni bir şiir anlayışı ile bir şiir akımı meydana getirmek, ikincisi, şiirde anlaşılır olmak. Bunun için; şiirde, sıradan insanlara yer vermek, şiire gündelik konuların girmesini sağlamak, sade bir söyleyiş ve günlük konuşma diline yakın bir dil kullanmak, serbest, ölçüsüz, kafiyesiz bir söyleyiş biçimini benimsemek, mizah diline yakın bir dil kullanarak şairanelikten ve süsten kaçınmaktır.
Garip şiir akımıyla şiirimizin sınırları genişlemiştir. Her şey şiire konu olmuştur. Söyleyişte, soyuttan somuta doğru bir gidiş söz konusudur. Bu açıdan bakıldığından Birinci Yeni Şiiri, geniş kitlelere yayılmıştır. Halkın anlayacağı dilden şiirler yazılarak bir nevi Popülizm yapılmıştır.
Halkçı olduğunu söyleyen o dönemin iktidarı ve resmî ideoloji, bu akımı tasvip etmiştir. Bu durum, Sinemada, Yılmaz Güney’in filmleri ile bir ‘Halk Sineması’nın kabul edilmesi gibidir. Halkın kültür seviyesine inen yapımlar, eserler, şiirler, oyunlar, hikâyeler ve hatta romanlar, bu akımla beraber halkın istekleri doğrultusunda kaleme alınmıştır. Meselâ bir dönem, Ahmet Günbay Yıldız ve Şule Yüksel Şenler ’in yazdığı ‘Hidayet’ romanları gibi.
Bir zamanlar Arabesk Müzik’in halk tarafından kabul görmesi önemli bir olaydır. Arabesk müzik yapan; İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses gibi sanatçılar, halk tarafından çok tutulmuş ve sevilmiştir.
Şiir tarihimizde; aruz vezni ile yazılan divan şiiri geleneği, Cumhuriyet’in başlarına kadar yaşamış, aruzun son temsilcisi olan Yahya Kemal ile son bulmuştur.
Türk Halk Şiiri ölçüsü olan hece ve kafiye ile yazılan şiirler, Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında giderek güçlenir. Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer ve Cahit Sıtkı Tarancı ile doruk noktasına ulaşır. Necip Fazıl’la birlikte bu şiir geleneği, kırsaldan şehre iner. Orhan Veli, bu iki şiir geleneğimize, üçüncü bir halka ekleyerek yeni bir şiir tarzını dener. Bu durum, şiirimizde önemli bir değişimin başlangıcı ve kırılma noktası olur. Gerçi ülkemiz için yeni olarak kabul edilen bu şiir akımı, Batı’da çoktan başlamıştır. Bu akımın en büyük temsilcisi Fransız Şair Jules Supervielle’dir. (1884-1960)
Şiir sanatında şairlerin biri birlerinden etkilenmesi nerdeyse kaçınılmazdır. Bu durum bütün şiir coğrafyalarında böyledir. Bizde de Divan Edebiyatı’ndan başlayarak günümüze kadar gelen şiir serüveninde, bu 'etkilenme' olayı kaçınılmaz olarak vardır. Sembolist şairimiz Ahmet Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu” şiiri şöyle biter:
Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Üstümde semâ kavs-i mutalsam!
Akşam, yine akşam, yine akşam
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Orhan Veli, “Eskiler Alıyorum” adlı şiirinde Ahmet Haşim’e şöyle takılır:
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam
Birinci Yeni şairlerinden Oktay Rıfat (Horozcu), Batı’da önemli bir şair olan Jackis Prevert’ten, Orhan Veli (Kanık) de şair Jules Superveille’den büyük ölçüde etkilenmiştir.
Orhan Veli şiiri, ya da ‘Birinci Yeni Şiiri’, İkinci Dünya Savaşı şartlarının ortaya çıkardığı bir şiirdir. Bu şiir akımı, 1940’ların kültürel iktidarının da savunduğu bir akımdır. 1940’larda, Tek Parti(CHP), Tek Şef (İnönü) döneminin tek eleştirmeni vardır, o da Nurullah Ataç’tır. Ataç, aynı zamanda İsmet İnönü’nün danışmanı, resmi iktidarın ve edebiyatının temsilcisidir. Şair ve yazar Attila İlhan bir yazısında; “Biz, bu şiir akımına karşı ‘Mavi Şiir Hareketi’ni başlattık. Garip, diktanın şiiri dedik. CHP tarafından propaganda aracı olarak kullanıldığını söyledik.”
Garip şiir akımı, bir başka deyişle I. Yeni Şiiri, şiirden şairaneliği, imgeyi, ölçüyü ve uyağı söküp atmış, o güne kadar şiire girmeyen gündelik konuları şiire taşımıştır.
Orhan Veli’nin şiirlerinde ironik bir yapı vardır. Şiirinde, ağır ifadeler yerine daha basit, yalın halkın konuşma diline yakın öğeleri kullanmıştır. Öyle ki şiirde, duyguyu ön plana çıkarıp düşünceyi uzaklaştırmıştır:
Düşünme
Arzu et sade
Bak böceklerde öyle yapıyor
Hürriyet Gazetesinin sahibi Yunus Nadi de bir vakitler, “Gazetemde düşünceyi idam edeceğim” demişti. Nasıl yapabilirsin bunu diyenlere karşı, “Bol resim, az yazı ile.”
Bu toplumda ‘Hür Düşünce’, her zaman bir tehlike olarak görülmüştür. Halen, düşüncesinden ötürü cezaevinde yatan insanlar var.
‘Düşünce ve İnanç Özgürlüğü’ için bir yazar ve şair olarak uzun yıllar mücadele verdim. 2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı iken, sağdan ve soldan birçok sivil toplum kuruluşunun başkanlarıyla başlattığımız ‘Düşünce ve İnanç Özgürlüğü’ için mücadele, dört yıl sürdü. DGM’de, Genel Kurmay Askeri Mahkemesinde yargılandık. Bu mücadele sonunda beraat ederken, Askeri Mahkemeler ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin de görevleri sona erdi. Ama şimdi Türkiye’de geldiğimiz noktaya bakarsanız, durum her açıdan içler acısıdır.
Orhan Veli; kederli, hüzünlü, yapayalnız, bekâr ve garip bir şairdir. İstanbul’u Orhan Veli kadar güzel anlatan bir başka şairimiz, Necip Fazıl’dır. Orhan Veli’nin, ‘İstanbul’u Dinliyorum’ adlı şiirinden bir bölüm:
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda
Uzaklarda çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
Bir şiirinde Orhan Veli, kendini şöyle tarif ediyor:
İstanbul’da Boğaziçi’nde
Bir garip Orhan Veli’yim
Veli'nin oğluyum
Tarifsiz kederler içinde
İstanbul’un orta yeri sinema
Garipliğim, mahzunluğum
Duyurmayın anama
Edalım, boynuma vebalin.
Vefatının 75. yılında bu garip şair için yazdığım bir şiirimi buraya alıyorum.
ORHAN VELİ
Yazık oldu Orhan Veli’ye
Bir ham hayal uğruna
Rakı şişesinde
Balık olmak isterken
Bir gece yarısı
Kazılmış bir çukurda buldu kendini
Kafayı da bulmuştu hani
Adı çıkarken deliye
Bitirdi kendini
Yok oldu gitti
Yazık oldu Orhan Veli’ye
Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Aralık 2025 ,1119. sayısında yayınlanmıştır.