Bir Hakikat Şairi Mehmet Akif Ersoy (II)
- Mehmet Atilla Maraş

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur
Mehmet Âkif Ersoy, vefatının 62. yıldönümü olan 27 Aralık 1998 günü Ankara'da ve yurdun çeşitli yerlerinde saygıyla ve şükranla anıldı. Türkiye Yazarlar Birliği kendi kuruluş yılı olan 1978'den beri Mehmet Âkif'i İstiklâl Marşı'nın yazıldığı Tacettin Dergâhında anıyor. Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı'nı 1921 Şubat ayında yazdı. 1 Mart günü Büyük millet Meclisinde okunurken üyelerin ayakta büyük alkış ve heyecanı ile karşılandı. İstiklâl Marşı 12 Mart 1921 de Büyük Millet meclisi tarafından resmen kabul edildi. Âkif bu şiirini milletine hediye ettiği için yedi kitaptan oluşan Safahatına almamıştır. Akif Safahatın girişinde;
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım!
Derken; bir yandan sanatkâr olmadığını, tasannu bilmediğini, acz içinde olduğunu ifade eder. Diğer yandan hissettiklerini anlatamamanın üzüntüsünü kalbinin derinliklerinde duyduğunu çünkü gördüğü olumsuz tablolar karşısında kalbinin nasıl titrediğini, ancak kalbin dili olmadığı için de bundan çok müşteki olduğunu şiirin dili ile anlatır. Orhan Veli'nin;
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum.
Anlatamıyorum.
Deyişindeki anlam ne ise, duyup ta söyleyememek, duyup ta anlatamamak odur. Bu tamamen şairlere has bir haldir.
Mehmet Âkif için sanatkâr değildir, şair değil, manzumecidir diyenler onun Safahatını baştan sona okumadıklarını, okumuş olsalar da ciddi bir tahlile gitmediklerini ortaya koymaktadır. Vakıa; Safahatta manzume, muhavere, mükâleme ve tahkiye vardır. Hasta, Seyfi Baba, Küfe gibi toplumsal sorunları anlatan popülist şiirler de vardır Ancak Fâtih Câmii, Tevhid gibi şiirlerde şiir sanatına ait bütün teknikleri ve unsurları bulup görmek mümkündür. Yakın arkadaşları onun nasıl dürüst ve dosdoğru bir insan olduğunu, 'sıratı müstakim ‘den asla inhiraf etmediğini itiraf ederler. O, şiirlerinde kullandığı kelimelerinin bile bir gün hesabının verileceğine inandığından;
Budur benim cihanda bildiğim meslek
Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek
Demektedir. Akif, gerçek bir mümin, bir inanmış adamdır. İnancını, imanını pratikte hayatı boyunca yaşamış adamdır. Kur'an-ı Kerim’den birçok ayetin yorumunu, şiir sanatının imkânlarını kullanarak yapmaya çalışmıştır. Referansı Kur'an'dır. Kendisi ise bir medeniyet savaşçısıdır.
Doğrudan Kur'an'dan alarak ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı
Safahat; Anadolu insanın yüzyıllar boyu sürüp gelen dertlerini, buhranlarını, sosyal ve ekonomik sıkıntılarını anlatır. İleride gelecek olan bir imanlı neslin (kendisi buna ‘Asım'ın nesli’ der.) Anadolu'yu dert ve sıkıntılarından kurtaracağına inanır.
Sırat-ı müstakim ve Sebilürreşat dergilerinde sürekli yazdı. Bu dergiler o zaman bütün İslâm coğrafyasında okunuyordu. Bu dergilerde parça parça yayınladığı şiirleri daha sonra onun yedi kitaptan oluşan Safahatını meydana getirdi. Şiiri, belirli fikirleri savunma ve telkin etme uğruna belki bir vasıta olarak kullandı. Ancak içinde kopan fırtınalar, heyecan ve imanla yazdıkları, birer nasihat seviyesinde kalmayarak önemli birer sanat eseri seviyesine yükseldi. Bu hususu, bugün onu yeniden okuyarak ve üzerinde yeniden düşünerek anlıyoruz.