Ankara’da Bir Dönemin ‘Ağabeyi’ Musa Çağıl Nam-ı diğer: Saatçi Musa
- 7 Şub
- 5 dakikada okunur
1927 Sivas-Kangal İlçesi, Akşehir Köyü doğumlu. Dört yaşındayken ailesi Malatya’ya göç eder. Bu göç, onun kişiliğinin belirlenmesi ve farklılaşması açısından önemlidir. Babasının adı Hacı Osman. İlkokuldan sonra orta birinci sınıfta tahsil hayatı son bulur. Zira ağabeyi askere alınınca baba mesleği olan saat tamirciliğine döner. Ortaokul, Malatya Lisesi’nin içinde olup Milli Eğitim Müdürlüğü de aynı binadadır.
İkinci Dünya Savaşı yılları. Seferberlik ilân edilmiştir. Ekmek karneye bağlanmıştır. ‘Üç Beyaz’ da karneye bağlanmıştır: Tuz, şeker ve kaput bezi. Halk arasında ‘Karne Senesi’, kıtlık senesi diye anılır. Ekmek Karnesindeki mühür resmidir. Karnesini kaybedene yeni karne verilmez. İkinci Dünya Savaşı 1944’te sona erer. Böylece karne uygulaması da kalkar.
Roman yazarı Yılmaz Akkoyunlu, ‘Salkım Hanımın Taneleri’ adlı romanında ikinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkiye’yi anlatır. Tekke ve Zaviyeler kapatılınca onun yerine Halk Evleri ve Halk mektepleri kurulur. (1931) Kuruluş amacı; Kemalist ideoloji ve CHP’nin ilkelerini yaymak, (6 ok) inkılâpların yerleşmesini sağlamaktır. İlk Halkevi Malatya’da açılır. Şehir merkezlerinde halkevleri, ilçelerde halk odaları açılır.
Malatya Ekolü ve Üç Saitler
Malatya Ekolü; İslami anlamda bir yenileşmenin, bir tecdit, ihya ve ibda hareketi olan ‘Ana kaynağa dönüş’ ü savunan bir harekettir. Ana kaynak, Kur’an’dır. Kuranın okunup öğrenilmesi, ezberden ziyade, okunup anlaşılması için yapılan çalışmalardır.
Mistik ve duygusal yaklaşımlardan uzak, olayları ve eşyayı, akıl yoluyla kavramak, olaylara akılcı bir perspektifle yaklaşmak, doğru düşünmek, bilinçlenmek, ilmi davranış metoduyla Kuran’ın ışığında olayları değerlendirmektir.
Bu ekol, geçmişe ve içe kapanmayı değil, şimdiye ve geleceğe odaklanmayı savunuyordu. Mevcut statükonun fikri planda sorgulanması, eleştirilmesi gerektiği konusunda savunmalar yaptı. Bu ekol içinde yer alan üç Sait’ten söz edilir. 1. Terzi Sait (Çekmegil), 2. Topal Said Hoca (Sait Ertürk), 3. Tamirci Sait (Sait Köse) Saatçi Musa’nın ‘Malatya Ekolü’ denilen bu üç Said ile yakın ilişkisi vardır. Bu ekol sayesinde meselelere Kuran perspektifinden bakmayı öğrenir.
Saatçi Musa, 1952’de, ‘Malatya Hadisesi’ diye bilinen ve gazeteci Ahmet Emin Yalman’a yapılan suikast teşebbüsünde bulunan bir ekibin içinde olduğu gerekçesiyle tutuklanır. Ahmet Emin Yalman’a, bisikletiyle olay yerine gelip bisikletini olay yerinde unutan Hüseyin Üzmez adlı genç üç el ateş etmiştir. Ahmet Emin Yalman yaralanır. Üzmez, olaydan kısa bir süre sonra tutuklanır.
Saatçi Musa Çağıl, bir süre Malatya cezaevinde kaldıktan sonra Hüseyin Üzmez, Necip Fazıl Kısakürek, Cevat Rıfat Atilhan ve Osman Yüksel Serdengeçti ile Ankara Ulucanlar Cezaevine konulur. Kaldıkları koğuş, 6. no.lu koğuştur.
Musa Çağıl, Ankara’da sekiz yıl bilfiil Ulucanlar Ceza ve Tutukevi’nde kaldıktan sonra, 1960’ta çıkan genel aftan yararlanarak, bugün müze olarak kullanılan Ulucanlar Cezaevi’nden çıkar.
Saatçi, önceleri İstanbul’a yerleşmeye karar verse de daha sonra fikrini değiştirerek Ankara’ya yerleşir. Bankadan aldığı krediyle Kızılay’da (İzmir Cad.) bir saatçi dükkânı açar. Bu dükkânda saat tamiratı yapar. Ancak dükkânda saatten çok kitap vardır. Bu dükkân, Anadolu’dan Ankara’ya gelenler için (özellikle öğrenciler) bir adres, bir buluşma yeri hükmündedir. ’Saatçi Musa’da buluşalım’. Sözü adeta bir slogan haline gelir. Musa Bey diyor ki; “Ben bu dükkândan hem geçimimi sağladım hem de burayı bir kültür merkezi haline getirdim. Burası bir dükkândan çok, bir kültür kurumu, bir eğitim kurumu ve bütün bunlarla birlikte Ankara’da ve Ankara’ya gelenlerin bir buluşma yeri, görüşme yeri ve birçok meselenin tartışıldığı bir mekân oldu.” Bu dükkân bir süre sonra milliyetçi ve muhafazakâr düşüncenin ocağı haline gelir.
1961’de, yakın akrabalarından bir hanımla evlenir. Bu evlilikten üçü oğlan, iki kızı dünyaya gelir.
Türkiye’de Müslümanların kültürel ve siyasal hayatlarında, özellikle yazarların ve edebiyatçıların önemli bir etkisi vardır. Onlar insanlara yazılı olarak hitap ettiklerinden dolayı bir dönem oldukça etkili oldular. Kendisiyle ilgili yapılan bir söyleşide, dükkâna gelip giden fikir adamı, şair ve yazarlardan kim vardı sorusuna Musa Çağıl cevaben şu isimleri saymaktadır: ‘Fethi Gemuhluoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti, Sezai Karakoç, Erdem Beyazıt, Mehmet Akif İnan, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Zübeyir Yetik, Turan Koç, Arif Ay, Abdurrahman Dilipak, Fehmi Koru, Yavuz Bülent Bakiler, Mustafa Yazgan, Atasoy Müftüoğlu, Metin Önal Mengüşoğlu, İhsan Süreyya Sırma. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.’
Kızılay’daki bu meşhur saatçi dükkânına siyasilerden de uğrayanlar az değildir. Korkut Özal, Turgut Özal, Recai Kutan, Süleyman Arif Emre, Oğuzhan Asiltürk, Bahri Zengin, Fehim Adak, Kahraman Emmioğlu, Cevat Ayhan, Reşat Aksoy, Muammer Dolmacı, Hasan Celal Güzel.
Musa Çağıl, üstat Necip Fazıl ile 1948 de Malatya’da tanışır. Arkadaşları ile Onu Malatya’ya konferansa davet ederler. ‘Üstat, yüz kişiye yakın bir dinleyici kitlesine karşı müthiş bir konuşma yaptı.’ Der.
Tarihini hatırlamıyorum şimdi, 2010 olabilir. Malatya Belediyesi’nin tertiplediği Kitap Fuarı’na davetliydim. Oraya Saatçi Musa da gelmişti. Beyan Yayınları’ndan yeni çıkan kitabını imzalıyordu. Sonra birlikte müşterek dostumuz, benim de meslektaşım olan Ziraat Yüksek Mühendisi Mehmet Helvacı’yı evinde ziyarete gittik. Hasta idi. Evden dışarı çıkamıyordu. Yatalak olmuştu ve yalnız yaşıyordu. Bir bakıcı kadın ona hizmet ediyordu.
Nisan 1974’te Adana Devlet Su İşleri’ne tayin olduğumda, Mehmet Helvacı’nın çalıştığı işletmeye mühendis olarak atanmıştım. Onun tayini ise Ankara’ya DSİ Genel Müdürlüğüne çıkmıştı. Yani onunla halef-selef olmuştuk. Hasta yatağında durumu giderek ağırlaşıyordu. Bir müddet sonra da vefat etti.
Musa Çağıl, Sezai Karakoç’la iyi dosttur. 1994’te Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığını kazanınca Musa Bey’in aklına bir fikir gelir. Sezai beyin evi yoktur. Bir ömür boyu çatı katlarında, bodrum katlarında kirada oturmaktadır. Sezai Bey’e şu teklifle gider. Der ki: “Senin bütün kitaplarından İstanbul Belediyesi satın alsın ve İstanbul’daki liselerin kütüphanelerine hediye etsin veya bağışlasın. Buradan elde edilecek gelirle sana bir ev alırız.” Deyince Sezai Bey sinirlenir ve Musa Çağıla şöyle der: “Sakın ha Musa böyle bir işe heveslenmeyesin. Yoksa bütün dostluğumuz ebediyen bozulur!” Bu anekdotu, Musa Çağıl’dan bizzat dinlemiştim.
Musa Çağıl, saatçi dükkanını gözleri bozulunca işletemez, başka birçok işe girer, çıkar. Hiçbirinde başarılı olamaz. Bir defasında İthal olarak getirdiği ağaçları İstanbul Belediyesi’ne satmaya çalışır. Bunun için Faysal Finans Kurumu’ndan kredi kullanır. İthal ettiği ağaçlar yolda telef olunca ağaçlar satılmaz ve böylece bankaya borçlanır. Zaman içinde bankaya borcunu ödeyemeyince ev eşyalarına haciz konulur.
O dönemlerde Faisal Finans’ın Genel Müdür Yardımcısı Sayın Bedri Sayın yakın dostumdur. Musa Ağabey benden, borcunun bir süre daha ertelenmesini talep eder. Borcu ertelenir ama süre dolunca evinin eşyalarına haciz konulma işlemi yeniden başlayacaktır. “Acil para bulmam lazım, yoksa durum çok kötü Maraş. Ne yapacaksan yap arkadaşlarını topla bana borç para bul. Beni hacizden kurtar. Sonra elim genişleyince borçlarımı öderim.” Der. Bunun üzerine dostum Bedri Sayın’la tekrar görüştüm. Haciz işlemini birkaç gün daha ertelemesini rica ettim. Musa Bey’in bankaya borcu olan parayı dostlarından rica ederek toplayacağım dedim. Hatır için işlem bir süre daha durduruldu.
Ben konuyu rahmetli Mehmet Akif İnan Beye açtım. Akif Ağabey hasta olduğu halde bu duruma çok üzüldü. “Derhal arkadaşları toplayalım, benim evde bir çiğköfte partisi verelim. Çiğköfteyi de sen yoğur. Durumu lisanı münasiple arkadaşlara açarız ve bu işi hallederiz.” Dedi. Ankara’da o zamanlar ben Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanıydım. Sene 1999.
Bir akşam Akif Ağabey’in kız kardeşinin evinde toplandık. Damatları hayrettin bey de vardı. Toplantıya katılanlara Musa Ağabeyin acil durumu tebliğ edildi. Toplanan paralarla Musa Ağabeyin haciz işlemi tamamen halledildi. Toplantıya katılanlar şunlardı: Başta Ben ve M. Akif İnan, Bahri Zengin, Rasim Özdenören, Atilla Koç, Halil İbrahim Sarı, Beşir Atalay, Osman Güleç ve Süleyman Gül.
Musa Çağıl Ağabey iflah olmaz bir çiğköfte hastasıdır. Evlerine defalarca konuk olmuşum ve her seferinde mutlaka çiğköfte yapılmıştır. Aslında çiğköfte bir yemek değildir. Sohbetin sonunda ikram edilen bir acı lezzettir. Sonra sofraya gelen kadayıf tatlısıyla sohbet tatlıya bağlanır.
Saatçi Musa Çağıl hakkında önemli iki biyografi çalışması yapılmıştır. İlki Asım Öz’ün İstanbul Beyan Yayınları’ndan Mayıs 2010’da yayınlanan ‘Saatçi Musa’ adlı nehir söyleşi kitabı, ikincisi 2021 yılında İlem Yayınları’ndan çıkan Muhammed Mustafa Bilgilinin ’Bir Entelektüel Portre: Musa Çağıl’ adlı kitabı.
Şimdi sene, 2026, aylardan Şubat. Musa Ağabey bugün için 99 yaşındadır. Asırlık Çınar’a sağlıklı bir ömür diliyorum.
Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Şubat 2026 , 1121. sayısında yayınlanmıştır.