top of page

Şair ve Roman Yazarı Dostum Mustafa Miyasoğlu

  • 2 Nis
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 16 Nis


Mustafa Miyasoğlu, 1946 Kayseri doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunudur. (1973) Uzun yıllar liselerde edebiyat öğretmenliği, üniversitede okutmanlık yaptı. Millî Gazete ve Yeni Devir Gazetelerinde kültür ve edebiyat yazılarının yanında birçok edebiyat ve sanat dergisinde şiir ve hikayeleri yayınlandı. İlk şiiri Kayseri’de yayınlanan ‘Filiz’ dergisinde çıktı. (1966) Şiir, Deneme ve Roman türünde eserler yazdı. Suffe yayınlarını kurarak Kültür Sanat Yıllıkları yayınladı.


İlk şiirlerinde korkuyu, yalnızlığı, imkânsız aşkı konu olarak ele aldı. Sonraki dönemlerde edebiyat geleneğimizin motifleri ile çağdaş insanın iç dünyasındaki kırılmaları ve bunun doğurduğu hüznü dile getirdi. 1978’de yayınlanan ‘Devran’ adlı şiir kitabında Endülüs İslam Medeniyeti'nin yitişine odaklanır ve hayli hüzünlenir. Bugün o yerlerde, kıvrak İspanyol danslarının ayak sesleriyle, uzakta bir gitarın nağmeleri yankılanmaktadır.


Sanat eserlerinde olduğu gibi sanat anlayışında da milli, İslami ve evrensel özü yakalamaya çalıştı. Deneme ve incelemelerinde dünya görüşü yüzünden ihmal edilen kişileri inceledi.


Mustafa Miyasoğlu ile uzun yıllar mektuplaştık. Bana yazdığı ilk mektubun tarihi; Ocak. 1977. O tarihlerde İzmit İmam Hatip Lisesi’nde yazar Ali Nar’la birlikte edebiyat öğretmeni olarak çalışıyordu. Onun ve diğer sanatçı dostlarımın bana yazdıkları mektupları titizlikle saklıyorum. Bir gün birileri gelir bunlara sahip çıkar diye. Edebiyatçı ve sanatçı dostlarımın bana yazdıkları mektupların tamamı beş yüzün üstündedir.


Yıl 1982. Temmuz ayı. Aydın'dayım. Mustafa Miyasoğlu beni İstanbul’a davet etti. O zamanlar Miyasoğlu’nun hazırlayıp yönettiği Yeni Devir Gazetesi’nin sanat sayfasında şiir sanatına ilişkin yazılar yazıyorum. Hayatımda, yazdığım sanat yazılarından ötürü ilk defa telif alıyorum. Bunda Mustafa Miyasoğlu’nun payı büyüktür. Emeğe, sanata ve sanatçıya saygılı bir yazardı.


Yeni Devir Gazetesi’nin o günkü Yazı işleri Müdürü Hüseyin Evliyaoğlu ile buluştuk. Yazı yazma konusunda anlaştık. İş telif ödemeye gelince, Hüseyin Bey yan çizdi. Bize dedi ki; ”Ben istersem gazeteyi, liseli öğrencilerin bize gönderdiği yazılarla da çıkarabilirim. Ama siz yazın istiyorum. Ancak yazılarınıza telif filan ödeyemem. Siz, Allah rızası için yazacaksınız.” Diyerek bize ve vereceğimiz emeğe karşı bir saygısının olmadığını esefle gördüm. Ben de “İnsan emeğine saygı duyulmayan bir yerde, bir dakika bile durmamalıyız.” deyip oradan ayrıldık. Vahap Akbaş Çorlu’ya döndü. Akşam Mustafa Miyasoğlu, beni evinde misafir etti. Kitaplarla dolu misafir odasında gece yarılarına kadar sohbet ettik.


Entertipte Kurşun Döken İşçiler


Ertesi gün Mustafa bizi, Millî Gazete'nin basıldığı Milsan Matbaa Tesisleri'ne götürdü. Ben de çok merak ediyordum doğrusu bu tesisleri. Orada çalışan, sonradan ortak dostumuz olan yazar, Abdurrahman Şen’le tanıştırdı bizi.


Abdurrahman Bey bizi, Milsan’nın dizgi tesislerini gezdirdi. Entertip dizgi makinaları yeni çıkmıştı. Nasıl bir şey diye merak ediyordum doğrusu.


Dizgi makinaları bodrum katındaydı. Burada havalandırma, aspiratör, pencere filan hiçbir şey yoktu. Havasız ve karanlık bir yerdi. Çok düşük sarı ışık veren elektrik ampulleriyle aydınlatılıyordu.


Entertip dizgi makinelerinin başında, süratle dizgi yapan gençleri gördüm. Temmuz ayı ateş püskürüyordu. Hava çok sıcaktı. Çalışırken kan-ter içinde kalan gençler, gömlek ve iç çamaşırlarını çıkarmış oldukları halde on parmakla yazıyor, makinaya kurşundan harfler dökerek dizgi yapıyorlardı. Büyük bir özveri ile çalışıyorlardı. Ben bu manzara karşısında, ”İşte gerçek emekçi, gerçek idealist gençler bunlar. Merak ederek Abdurrahman Şen’e sordum. “Bu gençler aylık ne ücret alıyorlar? Herhalde patronlar en yüksek ücreti bu arkadaşlara veriyordur.” Dememe kalmadan Abdurrahman Şen, acı acı güldü ve bana dönerek dedi ki; “Ne parası abi, bunlar asgari ücretle çalışıyorlar. Hiçbir güvenceleri de yok. Hiçbiri sigortalı bile değil. Patronun bir işaretiyle her an kapının önüne konulup işsiz kalabilirler.” Çok şaşırmıştım. Bodrumdaki bu odalardan içeriye güneş girmiyor, düşük mumlu ampulün ışığı ile odalar aydınlatılıyor. Bu manzaradan çok etkilenmiştim. Kendi kendime dedim ki: “Kim olursa olsun, inancı ne olursa olsun, tatbikatta, vahşi kapitalizmin kanunları burada da işliyor.” Tesislerin sahibi Müslüman da olsa bu böyle oluyor. Emeğin karşılığı tam olarak ödenmiyor.


Şahidi olduğum bu tabloyu hayatım boyunca hiç unutamadım. Oysa aziz Kuran'da, emeğin insana ait en büyük değer olduğu bildiriliyordu:


 Leyse lil insani illâ ma seâ. (Necm - 39) ‘İnsan için, kendi emeğinden başka bir şey yoktur.'


Miyasoğlu’nun bana yazdığı ilk mektuplarından biri:


17. 01. 1977. İzmit


Azizim,


Mektubunu aldım. İki kere cevap yazmak istedim, olmadı. O kadar soru sormuşsun ki, “konuşmalıyız” kabilinden yazışamayacağım için, beni bağışla. Zaruretler bazı şeyleri daha öne almamızı gerektiriyor. Öğretmenlerin zor günlerine yormasaydınız “uzun ve tafsilatlı” cevaplar yazabilirdim. Mazur görün.


Mavera ’ya sevindim Ötekileri sizin kadar ben de merak ediyorum. Çünkü uzun zamandır ben de görmüyorum. Ne de olsa taşradayız! Düşünceyi bulamıyorum…(Düşünce Dergisi)


Şiirlerinizi sevdiğimi daha önce yazmıştım. İkinci kitabı oluşturacak dosyayı biraz da size özenerek götürüp verdim. (Dergâh yayınlarından çıkan şiir kitabımı kastediyor. ) Altı aydır ellerinde, iki aya kadar çıkarmazlarsa Dergâh ’tan alıp bir köşeye atarım. Tasavvurların eskimesi çok kötü bir şey. Kutlu, (Mustafa Kutlu) kaçamak cevap veriyor, kitap Kasım’la Mayıs arasında sallanıp duruyor. Ansiklopediye sık sık madde göndererek, bazen listelere bakarak yardım etmeye çalışıyorum. (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi) İnşallah bu çizgiyi korur. Yeni ansiklopedi hazırlığını duymuşsundur. Biraz acele etmediler mi ?


Kitabınızdan iki nüsha rica ediyorum yanınızda varsa. Biri üzerinde sekiz on şiiri işaretlerseniz iyi olur. Aramızda kalsın, bir antoloji hazırlığı var da… Bu mektup cevaptan çok bu isteği ifade için yazılmıştır bilesin. (Çağdaş İslami Şiirler Antolojisi)


Mustafa Özer “Evsa” adlı bir kitap çıkarmış, sevindim, haberiniz olsun. Büyük Dağıtım, Divan yolu Cad. 103/13 İstanbul’dan istenebilirmiş. Fiyatı 15 lira. Pahalı değil mi? Ne yapalım, birbirimizinkine para verip almaktan başka çare yok. Nasıl olsa kimsenin alıp sattığı yok! Ama ben yine de okuyasınız diye kitabımı gönderiyorum.


Akşam sabah çalışıyoruz, on ay önce de evlendik, geçim ilmi yapıyoruz. Şunu yazıp bunu yazmamak konusunda tamamen hür değiliz. Çarşamba günleri Millî Gazete’ye bakın, gönderirseniz sizden de yazılar bekleriz. Selam ve sevgiler.

M. Miyasoğlu


Mustafa’nın bana yazdığı en eski tarihli mektubu bu. İzmit İmam hatip Lisesi’nde Edebiyat öğretmeni olarak çalışıyordu, yazar Ali Nar’la beraber. Dosyamdaki son mektubunun tarihi ise 24, Eylül 1986, İstanbul. Tam dokuz yıl mektuplaşmışız. Tek tek saydım 45 adet mektubu var. En kısa mektubu iki, en uzun mektubu on sayfa el yazısıyla. Önceki mektuplar el yazısı, sonrakiler daktilo ile.


Bizim kuşak yazarlığa başlarken hep elle yazardık yazılarımızı. Hiç birimizin bir daktilosu yoktu. Sonradan elimiz genişleyince daktiloya kavuştuk. Ben ne çok sevinmiştim ilk daktilomu alırken, galiba sene 1982 idi ve o tarihte Aydında idim. Mesela Hikâyeci dostum Mustafa Kutlu daktiloya sahip olunca onu bir ömür boyu kullandı. Aynı şekilde denemeci yazar Atasoy Müftüoğlu da. Hep daktilo makinasını kullandılar ve bilgisayara asla itibar etmediler.


 Mustafa Miyasoğlu’nun son yazdığı mektup çok kısa. A 4’ün dörtte biri. Önceki mektuplarda azizim diye başlayan hitaplar giderek azaldı. ‘Sayın Atilla Bey’e dönüştü. Resmi bir hitap var. Şöyle diyor:


Sayın Atilla Maraş,


Bayramı tebrik eden matbu kartını aldım, teşekkür ederim. Ben de hicri yeni yılınızı kutlamak isterim: Mübarek olsun…


Bu arada İstanbul’a iş için de olsa gelip gittiğinizi öğrendim. Hatta bekledim. Ama matbu kartınız geldi… Yıllık ve Asaf Halet göndermiştim adresinize cevabi notu da yazmadınız. Eh artık siz de bir bürokratsınız…


Fındıklı Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Türk Dili okutuyorum. Maveradaki şiirinizi görünce yazmayı düşündüm. Selam ve sevgiler.

Mustafa


Mustafa Miyasoğlu, İstanbul’da Ağustos, 2013’te vefat etti. Rahmet ola.


Bu yazı, Sebilürreşad Dergisi'nin Nisan 2026 , 1123. sayısında yayınlanmıştır.



bottom of page