top of page
Sunuş
XII. yüzyıl sonlarından itibaren teşekkül etmeye başlayan ve XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını devam ettiren Divan Şiiri, İslâmiyet etkisindeki kültür, inanç ve değerler sistemi etrafında şekillenmişti. Bunun dışındaki örneklerden söz edilebilirse de, bunlar divan şiirinin İslâmiyet etkisinde gelişen genel karakteristik yapısını gölgeleyecek ölçülerde hiçbir zaman olmamıştı. Divan şiirinde hayat, aşk, ölüm, insan, varlık, yokluk, tabiat ve en geniş çerçevede sosyal hayat gibi daha pek çok durum ve olgu, İslâm dininin şaire yüklediği sorumluluk ve duyarlılık çerçevesinde işlenip ifade ediliyordu. İslâmi düşünce ve duyarlılık, divan şiirinde orijinal bir estetik, şiir zevki ve geleneği oluşturmuş, bu gelenek altı asır devam etmişti.

Divan şiirinin pek çok yönü gibi nasıl olup da altı asır kültür ve estetik değerlerini koruyabildiği, dahası hâlâ örnekliğine müracaat edilebilen bir şiir olduğu meselesi ilmi olarak araştırılması gereken önemli bir husustur. Ancak şu kadarını söylemek mümkündür ki hiç değişmeyen nazım biçimleri, sıkı edebi kuralları.

Ve mazmunlar dünyası içinde çok güçlü şairler yetiştirmesi, her şairin ayrı bir şahsiyet haline gelmesi ve bir yapı içinde gücünü hep koruyan bir edebi tarzın kurulması Divan şiirinin en orijinal tarafıdır. Bu karakteristik özelliklerine rağmen divan şiiri, batılılaşma hareketlerinin etkisiyle birlikte gücünü kaybetmeye ve Türk şiiri asırlardır beslendiği kaynaklardan uzaklaşarak farklı bir kültür ortamında gelişmeye başlamıştır.

Tanzimat hareketi bu sürecin önemli dönüm noktalarından biridir. Siyasi, askeri ve hukuki alanlarda Batılı anlayıştaki düzenlemeleri esas alan tanzimat hareketinin oluşturduğu kültürel ve sosyal ortamda yeni bir şiir anlayışı doğmaya ve gelişmeye başladı. Tanzimat edebiyatı bağlamında ortaya çıkan ve 'Tanzimat Şiiri' olarak adlandırılan bu ilk yenilik hareketi, Osmanlı Türk şiiri ile ilgisini kesmeyi önceleyerek şiirin şekil ve muhtevasını değiştirmeye çalıştı.

Batı, özellikle Fransız şiirinden yeni nazım şekillerini Türk şiirine soktu. Batı şiirinde olduğu gibi Türk şiirinde de her şeyin şiire konu olabileceği düşüncesinden hareketle yeni konu ve temaları şiire taşıdı. Birey ve toplumu şiire konu edişte gerek Tanzimat şiirinin kendi içinde gerekse Serveti Fünun şiirinde farklı tutumlara rağmen her iki edebi harekette Türk şiirini batılı anlayış çerçevesinde yenileştirme çabasında oldu.

Divan şiiri estetiği ve zevkinin dışında bir şiir dili ve estetiği kurmak bu şiir hareketlerinin temel öncelikleri arasında yer aldı. Yeni şiirle birlikte insan, varlık, hayat ve tabiat farklı bir kültür dünyasının dili ve yaklaşımıyla ifade edilir oldu. Divan şiirinde ne kadar dışına çıkılırsa çıkılsın.

Sonunda kendisini İslam düşüncesiyle sınırlandıran her durum artık yeni şiirde seküler dünyanın diliyle anlatılmaya başlandı. Bu tarz duyuş ve düşünüşün ilk örnekleriyle Türk yenilik şiirinin öncülerinden biri olan Şinasi'nin şiirlerinde karşılaşılır. Allah'ın varlığını sorgulayan veya onun varlığını tabiattan hareketle delinlendirmeye çalışan bu yaklaşım, Türk şiiri için kaynağını batıdan alan alışılmadık bir tutumdur.

Türk düşüncesinde pozitivist görüşlerin yer etmeye başlamasıyla Şinasi'de görülen bu şüpheci yaklaşımın inkara varan daha katı örnekleriyle Türk şiirinin sonraki evrelerinde de karşılaşılır. Oysa kendisini çepeçevre saran ve önceden belirlenmiş edebi kurallarla oluşmuş edebiyat ortamı gibi İslamiyetin kültür coğrafyası ve inanç ikliminin sınırları içinde yetişen divan şairinin böyle bir derdi yoktu.

Milli edebiyat dönemi dışta tutulmak kaydıyla, şiirde Cumhuriyet öncesi yenilik hareketlerini bir öncekinin uzantısı saymak mümkündür. İleriki yıllarda yoğunluk kazanmıştır. Tanzimat ve Serveti Fünun şairlerinin bütün yenilik çabalarına rağmen divan şiirinin etkilerinden kurtulabildiklerini ve Türk şiirini yenileştirme konusundaki düşüncelerini tam bir yetkinlikle uygulayabildiklerini söylemek de mümkün değildir.

Türk şiirinde yenileşmenin başka bir halkasını oluşturan Milli edebiyat, Türk tarih ve toplumunu farklı bir din ve duyarlıkla ele alışıyla yeni bir yönelimi ifade eder. Şiir dilinin sadeleşmesi, Türk tarih, kültür ve sosyal hayatına dair değişik görüş, düşünce ve olguların şiirde işlenmesi bu dönemde gerçekleşir.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının öteki edebi türlerinde olduğu gibi, şiirinin de hazırlık dönemini Milli edebiyat dönemi oluşturur. Bu yapı üzerinde gelişen Cumhuriyet dönemi Türk şiiri, Türk şiir tarihinin en renkli dönemlerinden birisi olmuştur. Şiir bu dönemde ele aldığı temalar, bunların işlenişlerindeki teknik yenilikler ve şiir dili bakımından zengin bir boyut kazanmıştır.

Şiirin çeşitli meseleleri üzerinde yapılan araştırmalar bu dönemde artmış, yeni şiir toplulukları ortaya çıkmıştır. Gelenekten gelen etkiler yer yer devam etmekle beraber, şiirin temaları alabildiğine çeşitlenmiş, geleneksel nazım biçimlerinin hakimiyeti önemli ölçüde ortadan kalkmış ve biçim açısından şiir serbest nazmın bütün imkanlarını kullanmaya başlamış, kendisinden önceki dönemlerin hiçbirinde görülmediği kadar ideolojik bir tutum içinde şiirde yer etmiştir.

Cumhuriyet dönemi şiirinde geleneğe karşı çıkan şiir hareketleri genellikle divan şiirinin, kültür ve düşünce dünyası ile şiir diline tepki gösterme noktasında birleşirler. Gerçekte bu durum Tanzimattan sonra eski edebiyat diye kabul edilen Divan edebiyatı ve şiirine bu dönemde yöneltilen eleştirilerin devamından başka bir şey değildir.

Bütün bu karşı çıkışlara ve modern dünya şiiriyle bütünleşme çabalarına rağmen asırların içinden süzülüp gelen zengin şiir birikiminin göz ardı edildiği de söylenemez. Nitekim Türk şiirinin yenileşme döneminin ilk evrelerinde divan şiirinin etkileri devam ettiği gibi günümüz modern Türk şiirinde de ortadan kalkmış değildir.

Bu etki, zengin bir birikime sahip olan divan şiirinin dil, estetik ve ifade etmedeki gücünden yararlanma biçiminde devam etmektedir.

Edebiyatta yenilik hareketlerinin başladığı Tanzimat döneminden itibaren genelde Türk edebiyatı özel olarak Türk şiiri, Türk düşünce ve sosyal hayatını şekillendiren İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük gibi düşünce hareketlerinin etkisinde kalmış ve önemli temsilciler yetiştirmiştir. Günümüz Türk şiirinde de bu olgu değişmemiştir.

Türk edebiyatı tarihinde antolojinin ilk örnekleri sayılabilecek çalışmalar nazire veya şiir mecmuaları tarzında divan edebiyatı döneminde görülür. Şairlerin kendisine veya başkalarına ait şiirleri toplanarak kitaplaştırılmasıyla başlayan bu gelenek zamanla güldeste, müntehabat, numune gibi adlar alarak günümüz antolojilerine ulaşmıştır.

Antolojiler Tanzimat sonrası Türk edebiyatında yaygınlık kazanmış ve hemen her edebi türde çeşitli antolojiler hazırlanmıştır. Antolojiler sahanın uzmanlarından başka her kültür seviyesinden okuyucuların da ilgi duydukları kaynaklar olagelmiştir. Her antoloji, antolojiyi hazırlayanın edebi zevki, kültürü ve antolojiden beklentisinin bir ürünüdür.

Dolayısıyla genellikle şahsi tercihlerin yansımalarının, antolojilerde hakim olması kaçınılmaz bir durumdur. Ancak edebiyat tarihçiliğinin gerektirdiği ilmi esaslara göre hazırlanmış antolojiler, büyük ölçüde bunun dışındadır. Bu tür antolojilerde edebi metinler ve şahsiyetler, edebi türün tarihi seyri içindeki gelişimini gösterecek nitelikte seçilir.

Böyle bir seçim ilmi anlayışa en yakın bir tutumdur ve bu yolla antolojiye yöneltilecek eleştirilerin en aza indirilmesi mümkün olabilir. Yüzyılın Türk Şairleri; Abdülhâk Hamit'ten başlayarak bin dokuz yüz yetmişin ikinci yarısında doğup ellili yaşlara merdiven dayamış şairlerden oluşmaktadır.

Her antolojide olduğu gibi daha antolojinin adından itibaren antolojide yer alan şairler ve şiirlerine dair eleştiriler bu antoloji için de yapılabilir. Şairlerin düşünce dünyalarına ve dönemlerine göre kimlerin yer alıp almadığı ve bunun ölçüsünün ne olduğu veya olması gerektiği gibi birçok yönden daha sorgulanabilir.

Ancak antolojilerin yukarıda göstermeye çalıştığımız genel mahiyetleri dikkate alındığında bu itirazlara herkesi memnun edecek bir karşılık bulunamayacağı da açıktır. Yüzyılın Türk Şairleri'nde yüz iki şair yer alıyor. Bunların tamamına yakını, şiirle ilgilenenlerce bilinen isimlerdir.

Her şiir meraklısı şiir zevki ve düşünce dünyasının temsilcisi olabilecek birden çok şairi bu antolojide bulabilir. Edebiyat tarihçisi yaklaşımıyla hazırlanmamış olmakla birlikte, antolojide yer alan şairler ve şiirler, Türk şiirinin Tanzimattan itibaren Cumhuriyet döneminin günümüze kadar gelen evrelerini, izlemeye imkân verecek mahiyettedir. Antolojinin hazırlanmasında emeği geçenler, okuyucuya Türk şiir tarihine farklı zamanlarında zevkli bir yolculuk yaptırıyorlar. Okuyucuyu yeni çehre ve örneklerle tanıştırıyorlar. Ruh dünyamıza şiirler yardımıyla ayna tutuyor ve kendimizi yeniden keşfetmenin yolunu açıyorlar. Bu kutlu çabaları için kendilerini tebrik ediyorum.

Profesör Dr. Ramazan KAPLAN
Bartın Üniversitesi Rektörü

*Yüzyılın Türk Şairleri Antolojisi kitabında Sunuş kısmından alıntılanmıştır.

bottom of page